İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı taraf arasında cari hesap usulü uyarınca ticari faaliyet yürütül-mekte olduğunu, son işlem tarihi itibari ile müvekkili şirketin davalıdan 50.248,95 TL alacağı bulunduğunu, müvekkilinin, davalı borç-lu şirketle yapmış olduğu görüşmelere rağmen davalı tarafın borcunu ödememiş olduğunu, bunun üzerine müvekkilinin ticari alaca-ğını almak amacı ile davalı borçlu şirkete 06.02.2020 tarihinde .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosya ile icra takibi başlatmış, ancak borçlunun haksız itirazı üzerine bu takibin durmuş olduğunu, müvekkilinin ticari alacağını almak amacı ile davalı borçlu şirkete karşı yasal zorunluluk gereği arabuluculuk yoluna başvurduğunu, davalı borçlu şirket ile yapılan arabuluculuk görüş-meleri neticesinde anlaşma sağlanamadığını beyanla itirazın iptaline ve takibin devamına, alacağın likit olması ve davalı borçlunun haksız olmasından ötürü asıl alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama gider-lerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle gerek icra takibinin her safhasında gerekse arabuluculuk safhasında davacı tarafın, müvekkili şirket ile uzun yıllardır süregelen vekil ilişkilerinin olduğunu bilmesine rağmen, taraflarını dava dosyasına vekil olarak ekletmeyerek dava dilekçesinin müvekkili şirket adresine tebliğe çıkarılmasını sağlamış olduğunu, bu hususta dosyaya vekil olarak eklenmeyi talep ettiklerini ve tebligatların tarafına yapılması gerektiğini, müvekkili şirket ayakkabı üretimi ile uğraşan bir tacir olup, işbu dava dosyasında davacı şirketin ise ayakkabı üretiminde kullanılan bir takım kumaşları müvekkili şirkete satmakta olduğunu, taraflar arasında cari hesap yöntemine dayalı bir ticari ilişki mevcut olduğunu, taraflar arasında süregelen ticari ilişki ile müvekkili şirketin sipariş formları aracılığıyla düzenli olarak davacı şirketten vadeli olarak ürün satın almakta olduğunu, söz konusu siparişlere ilişkin kesilen faturaların taraflar arasında kurulan cari hesaba işlenmekte ve vadeleri geldiğinde müvekkili şirket tarafın dan ödenmekte olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca cari hesaba ilişkin alacaklı veya borçlu olunabilmenin ancak hesap devirlerinin kapatılmasıyla mümkün olduğunu, davacı tarafın takibe konu yaptığı alacağın cari hesaba kaydedilmiş bulunan bir alacak olduğunu ve TTK’nın 97. maddesi hükmü dolayısıyla hesap devreleri kapatılmadığı sürece tek başına talep ve dava edilebilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla davacı tarafın cari hesaba kaydedilmiş alacağa ilişkin .... İcra Müdürlüğü nezdinde ... E. sayılı dosya ile başlattığı takip ve gönderdiği ödeme emri hukuka aykırı olup, davacının davasında haksız olduğunu, nitekim takip tarihi itibariyle muaccel olmayan alacak için itirazın iptali davasının reddi gerekmekte olduğunun Yargıtay kararları ile de sabit olduğunu, bu durumda davacının haksız ve kötüniyetli davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, öte yandan taraflar arasın da işletilen cari hesap sözleşmesine ilişkin hesap devreleri incelendiğinde de görüleceği üzere müvekkili şirketin davalıdan satın almış olduğu ve bireysel olarak faturalanarak cari hesaba işlenen ürünlerin ödeme vadesinin 9 ay (270 gün) olduğunu, dolayısıyla işbu takibe konu olan 43.571,85 TL (yalnız kırküçbin beşyüzyetmişbir Türk Lirası seksenbeş Kuruş) müvekkili şirket tarafından cari hesaba işlenmiş borç olarak kabul edilmekle birlikte, söz konusu borcun vadesinin takip tarihi itibariyle gelmemiş olduğunu, dolayı-sıyla davalı şirketin henüz muaccel olmamış ve hukuken talep edilemez nitelikteki borcunu takibe koymuş olduğunu, müeccel borc-un ifası talep edilemeyeceğinden hakkında takip başlatılarak ödeme emri gönderilmesinin gerek hukuka gerekse ticari teamüllere aykırı olduğunu, borcun muaccel olarak talep edilebilir olmasının, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade ediyor olduğunu, borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemeyeceğini, dolayısıyla davalı müvekkili şirketin 06/02/2020 tarihli icra takibi -ne 14/02/2020 tarihinde yapmış olduğu itirazın haklı ve yerinde olduğunu, işbu dava dosyasının tarafları arasında yukarıda anlatılan ticari ilişki kapsamında müvekkili ile davacı şirket arasında akdedilen ticari sözleşmeler sonucu doğan borç miktarının davacı tarafın takibe konu yaptığı miktardan daha az olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirkete takip tarihi itibariyle henüz vadesi gelmemiş ve muaccel olmayan borç miktarının 43.571,85 TL'den ibaret olduğunu, buna karşılık, davacı şirket tarafından takibe konulan miktarın ise 50.248,95 TL olduğunu, dolayısıyla takibe konulan borcun 6.677,10 TL kısmı asılsız olup, müvekkili şirketin böyle bir borcunun bulunmadığını, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında var olan alım-satım ilişkisi kapsamında davalı şirketin 02.09.2019 tarihli Sipariş Formunda yer alan sipariş konusu malları “... Test Standartlarına Uygun Olarak” üretmek ve müvekkili şirkete tam ve eksiksiz teslim etme yükümlülüğü, müvekkili şirketin ise bunun karşılığı olarak sipariş formunda yer alan ve yukarıda yer alan müeccel alacak miktarına dâhil olan miktarı ödeme yükümlülüğü altına girmiş olduğunu, lakin davacı şirketin satım konusu ürünlerden “..........niteliğindeki ve (KDV Hariç) 6.187,50 TL’lik (yalnız altıbin yüzseksenyedi bin Türk Lirası elli Kuruş) değerindeki ürünü gerek taraflar arasındaki sözleşmeye gerekse yürürlükteki mevzuata aykırı derecede ayıplı olarak (kanserojen etkiye sahip Ftlat maddesi içerir şekilde) müvekkili şirkete teslim etmiş ve borcunu gereği gibi yerine getirmemiş olduğunu, bu durumun tespiti üzerine müvekkili şirketin derhal durumu karşı tarafa bildirerek TTK ve TBK hükümlerine göre ayıptan doğan haklarını kullanarak ürünlerin ayıpsız benzerleriyle değiştirilmesini talep ettiğini ve müvekkili şirketin bu talebi üzerine karşı tarafın müvekkili şirkete söz konusu ürünleri borca uygun olarak ilk defa teslim ettiğini ancak davacı şirketin tek bir borca uygun teslimat için iki ayrı fatura keserek cari hesap sözleşmesine hukuka aykırı olarak iki ayrı borç kaydettiğini, davacı şirketin cari hesap sözleşmesine bu şekilde iki ayrı borç kaydet mesi “tahsilde tekerrür olmaz” ilkesine ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hüküm-lerine de aykırılıklar içerdiğini, taraflar arasında işletilen cari hesap sözleşmeleri incelendiğinde tek bir alacağa ilişkin kaydedilen iki ayrı borç olduğunun görüleceğini, dolayısıyla bu tutar üzerinden kötü niyetli olarak gönderilen ödeme emri hukuki dayanaktan yoksun olup, haksız çıkar sağlamaya yönelik olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin söz konusu ayıplı mallara ve ayıplı mallar sebebiyle uğradığı doğrudan ve dolaylı zararlara ilişkin olarak tüm dava ve talep haklarını saklı tuttuğunu, işbu dava sırasında karşı dava açacaklarını ve açılacak karşı davada takip tarihi itibariyle muaccel olmayan 43.571,85 TL için mahsup talepleri olacağını bildiriyor olduklarını, işbu uyuşmazlık tarihinden sonra davalı müvekkili şirketin ticari unvanının değişmiş olduğunu beyanla davacının haksız davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa aidiyetine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın, cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ve uyuşmazlığın taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacının, davalıdan alacaklı olup olmadığı, takibe konu alacakların vadesinin gelip gelmediği, davacı tarafın aynı borcu defterlerine mükerrer kaydedip kaydetmediği, davacının alacaklı olması halinde miktarının ne kadar olduğu, varsa yapılan ödemeler, ödeme konusundaki tarafların beyan ve itirazları nazara alındığında davacının alacağının kalıp kalmadığı hususlarına ilişkin olduğu, tarafların ticari defter ve kayıtlarının sahipleri lehine delil niteliğine haiz oldukları ve her iki taraf defterlerinde davacı tarafın davalı taraftan takibe konu edilen alacak miktarı kadar alacaklı olduğu hususunun sabit olduğu, davalının ayıp iddiası yönünden ise, ürünler üzerinde yapılan teknik bilirkişi incelemesi ile ürünlerin ayıplı olmadığının tespit edildiği, her ne kadar davalı tarafça dava öncesi özel kuruluşlardan alınan test raporlarına dayanılarak itirazda bulunulmuş ise de, alınan ek bilirkişi raporunda incelemeye sunulan ürünlerden alınan numuneler de ayıp bulunmadığının tespit edildiği, sunulan test raporlarında ürünlerin ayıplı olduğu tespit edilmiş ise de davalı tarafın, davacının katılımı olmadan özel kurumlardan almış olduğu test raporlarının davacı tarafı bağlamayacağı, ayıp iddiasının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne ve davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusun da bulunmuştur.
DAVALI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; davacı tarafından müvekkiline teslim edilen ürünlerin bir kısmının ayıplı olması sebebiyle müvekkilinin ayıptan doğan haklarını kullandığı, davacının teslim ettiği ürünlerin insan sağlığına uygun şekilde üretilmediği, bu ayıplı ürün bedellerinin talep edilemeyeceği, müvekkili tarafından alınan test raporunun esas alınması gerektiği, bu raporda ürünlerin ayıplı olduklarının tespit edildiği, bu sebeplerle kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 3 ayrı rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davalı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davalı tarafça gerek icra takip dosyasına sunulan itiraz dilekçesi gerekse cevap dilekçesinde, davacının talep ettiği alacağın 43.571,85 TL'lik kısmının kabul edildi ği ancak taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olduğu ve takip tarihi itibariyle alacağın vadesi gelmediğinden talep edilemeyece -ğinin, kalan 6.677,10 TL alacağın ise davacının ayıplı teslim ettiği ürünlerin ayıpsız olarak ikinci kez teslimi üzerine düzenlenen mükerrer faturadan kaynaklandığının ve bu miktar yönünden davacıya borçlu olmadığının savunulduğu, Mahkemece alınan mali bilirkişi raporunda, her iki tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulduğu ve davacının her iki tarafın ticari defterlerine göre takip tarihinde 50.248,95 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, davacının ticari defterlerinde aynı ürünlere ilişkin iki kez fatura düzen-lenerek kaydedildiğine veya davalının ticari defterlerinde iade faturası kaydı bulunduğuna dair bir tespite ise yer verilmediği, esasen davacının bu noktada alacağının tamamını ticari defter ve belgeleri ile ispat ettiği, Mahkemece, davalı tarafça dosyaya dilekçeler aşamasından sonra sunulan ve davacının teslim ettiği bir kısım ürünlere ilişkin test raporu nedeniyle, davalı nezdinde bulunan ürünler üzerinde ayıplı olup olmadıklarına dair teknik bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alındığı, alınan raporda ürünlerin ayıplı olmadıklarının tespit edildiği, davalı tarafından sunulan raporun Türkçe olmadığı, hangi fatura konusu ürünler için düzenlendiğinin dahi anlaşılmadığı, kaldı ki davalının iddiasının teslim edilen bir kısım ürünlerin ayıplı olması sebebiyle 6.677,10 TL'nin talep edilemeyeceğine ilişkin değil, 6.677,10 TL bedelli ürün için iki kez fatura düzenlenerek ticari defterlere iki kez kayıt yapıldığı ve bu nedenle bu bedelin talep edilemeyeceğine ilişkin olduğu, bu iddianın ise ispat edilemediği, bu itibarla ileri sürülen savunmaya göre bir kısım ürünlerin ayıplı olup olmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı ve davalı vekilinin yalnızca bir kısım ürünlerin ayıplı olduğu na dair ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin de haksız olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.432,51 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 858,13 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.574,38 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/04/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.