İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/12/2021 tarih 2021/34 Esas 2021/1084 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
DAVA: Davacı vekili, 15.03.2020 günü .... İlçesi ... Mah. .... Bulvarı üzerinde meydana gelen ölümlü trafik kazasında, davalı ... sevk ve idaresinde bulunan .... plakalı aracı ile karşıdan karşıya geçmekte olan müteveffa ...'a çarptığını, meydana gelen trafik kazasında müteveffanın olay yerinde hayatını kaybettiğini, davalı yanın 0.69 promil alkollü şekilde ve hız sınırını aşarak araç kullanmakta iken yoldan karşı tarafa geçmek isteyen mütevveffaya çarptığını, bilinçli taksir ile hareket eden davalının, kişinin ölümüne sebebiyet verdiğini, müvekkillerinden ...'ın müteveffanın eşi, ...'ın ise oğlu olduğunu, müvekkillerinin davalı yan hakkında şikayetçi olduklarını ve İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesi 2020/247 E. sayılı dosyası ile yargılamanın devam ettiğini, soruşturma aşamasında alınan kusur raporunda davalının tali kusurlu olarak kabul edildiğini bu rapora taraflarınca itiraz edildiğini, dosyanın kusur belirlemesi için Adli Tıp Kurumuna sevk edildiğini, meydana gelen ölümlü trafik kazasında davalının tam kusurlu olduğunu, açıklanan nedenlerle, fazlaya ilişkin hakları ve diğer tüm dava hakları saklı kalmak kaydıyla; davalıya ait olan ... plakalı araç, mahkemece tespit edilecek diğer araçlarına ve davalılar adına olan taşınmazların uyap sisteminden tespiti ile kayıtlarına teminatsız ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir konulmasına, davacı eş ... için şimdilik 1.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihi olan 15.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesine, davacılardan ... için 20.000 TL ... için 20.000 TL ... için 20.000 TL ... için 20.000 TL ... için 20.000 TL ... için 20.000 TL olmak üzere toplam 120.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 15.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, sigorta şirketi yönünden poliçe limitleri dahilinde sorumlu tutulmasına, manevi tazminat yönünden davalı ... şirketinin sorumluluğunun olduğunun tespiti durumunda sorumlu tutulmasına, şimdilik 200 TL cenaze giderlerinin olay tarihi olan 15.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili; her ne kadar dava dilekçesinde, tazminat hesaplamasına mutlak suretle etki ettiği için davalının kazada asli ve tam kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de bu hususun sadece davacı tarafın kabulünde olup olaya ilişkin ceza yargılamasının hiçbir aşamasında davalı ...'in, kazada asli kusurlu kabul edilmediğini, yargılama aşamasında, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nce tanzim edilen 12.11.2020 tarihli raporda da sürücü ...’in, tali kusurlu olduğunun, müteveffa yaya ...’ın ise asli kusurlu olduğunun belirtildiğini, kazanın, davalının hız limitlerini aşmadığı, herhangi bir trafik ışığı ihlali yapmadığı, iki şeritli eğimsiz düz yolda normal şekilde seyrini sürdürdüğü esnada meydana geldiğini ve kusurlu olan tarafın da herhangi bir yaya geçidi, trafik ışığı ve aydınlatmanın bulunmadığı karanlık yolda, park edilmiş araçlar arasından yolu kontrol etmeksizin sürücünün önüne çıkan müteveffa yayada olduğunun sabit olduğunu, alınan tüm bilirkişi raporlarında da kaza sırasında gün durumunun gece olduğunun ifade edildiğini, sonuç olarak, her türlü dikkat ve özeni gösterse dahi kazanın oluşumunu engelleyemeyecek olan davalının kazada herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kaza tarihinde 82 yaşında olan müteveffanın “destek” olarak kabul edilemeyeceğini, olay tarihinde 82 yaşında olan müteveffanın herhangi bir işte çalışıp gelir elde etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi evin gereksinimleri, temizliği, alışverişi gibi diğer işlerde de “yardım ve hizmet” ederek eşine destek sağlamasının mümkün olmadığını, yine talep edilen 120.000,00 TL manevi tazminatın, davalı müvekkilinin sosyal - ekonomik durumuyla bağdaşır bir yönünün de bulunmadığını, izah edilen sebeplere binaen, arabuluculuk tutanağında uyuşmazlık konusu destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat olarak belirlendiğinden ve 200,00 TL tutarında cenaze istemi yönünden arabulucuya başvuru yapılmadığı anlaşıldığından bu istem yönünden davanın usulden reddine karar verilmesini; trafik kazasından kaynaklı diğer taleplerin ise esastan reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ... davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, olay günü olan 15.03.2020 tarihinde davalı sürücü ... yönetimindeki, davalı ... tarafından trafik sigorta poliçesi ile sigortalanan .... plaka sayılı otomobil ile .... caddesini takiben Konak istikametinden... istikametine doğru seyretmekte iken olay mahalline geldiğinde, aracının ön kesimi ile yolun sağından soluna geçmek amacı ile kaplamaya giriş yapan yaya ... 'a çarpması sonucunda, davacı ...’ın eşi, diğer davacıların babası olan yaya ...’ın vefat ettiği, meydana gelen kazada davalı sürücü .... 'ın %20 oranında, yaya ...’ın %80 oranında kusurlu olduğu, davalı ... tarafından davacı ...’a dava açılmadan evvel 14.09.2020 tarihinde 16.181,58 TL destekten yoksun kalma tazminatı ödendiği, KTK m.111 ve yerleşik Yargıtay kararlarına uygun olarak öncelikle davacı ...’a ödeme yapılan 2020 yılı verileri ile davacının gerçek zararının tespit edilerek yapılan ödemenin davacı zararını karşılayıp karşılamadığının tespiti gerektiği, buradan hareketle mahkememizce alınan aktüer bilirkişinin 15.11.2021 tarihli raporunun hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olduğu, hesap raporuna ödeme tarihi itibariyle davacı ...’ın destekten yoksun kalmaya ilişkin gerçek zararının 12.619,92 TL olduğu, davalı ... tarafından 16.181,58 TL ödeme yapıldığı dikkate alındığında davacının bakiye destek zaranının bulunmadığı anlaşılmakla, davacı ...’ın bakiye destekten yoksun kalma isteğinin reddine karar verilmiştir.
Davalıların malik sürücüsü ve sigortacısı olduğu aracın, neden olduğu trafik kazasında, davacı ...'ın desteğinin ölümü nedeniyle, maddi ve manevi tazminat talep edilen davada, davalıların zarar gören davacıya karşı müteselsilen sorumlu olduğu, müteselsil sorumlu davalılar arasında ise zorunlu dava arkadaşlığı değil, ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, sigorta hükümleri TTK'da düzenlendiğinden, davalı ... hakkındaki dava mutlak ticari dava iken, haksız fiil sorumlusu olan malik sürücü hakkındaki davanın, mutlak ticari dava olmadığı gibi, bu davalının sıfatına ve davanın niteliğine göre nisbi ticari dava da olmadığı, davalı ... dışındaki davalı hakkında zorunlu arabuluculuk yasasının uygulanamayacağı nazara alındığında arabuluculuk ücretinden destekten yoksun kalma tazminat isteği reddedilen ve davada haksız çıkan davacı ... sorumlu tutulmuştur.
TBK. nun 56/2 maddesindeki "Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. " şeklindeki yasal düzenleme gereğince davacıların manevi tazminat talep etme hakkı mevcuttur. Manevi tazminat, 22.06.1966 tarih ve 7/7.sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı'nda da etraflıca açıklandığı üzere, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Zarara uğrayanın manevi ızdırabını bir nebze dindiren, ruhsal tahribatını onaran bir araçtır. Takdir edilecek manevi tazminat miktarı bir yandan manevi acıları gidermeli, kamuoyu ve sosyal vicdanda kabul görmeli, diğer yandan ise zarar gören açısından zenginleşme aracı olmamalıdır. Kusur oranı, her ne kadar matematiksel anlamda bir indirim yapılmasını gerektirmezse de manevi tazminatın miktarını tayinde önem arz eder. Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, destek ...’ın ölümüyle sonuçlanan kazanın meydana geliş şekli, zarar görenlerin konumları, davaya konu trafik kazasında davalı sürücü ...’in ve destek ...’ın kusur oranları, davalının sorumluluğunun niteliği, olay tarihindeki paranın alım gücü, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, davacıların, yakınları olan ...’ı kaybetmeleri nedeniyle çektikleri elem ve ızdırap nazara alınarak, davacıların manevi tazminat taleblerinin kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davacılar vekili, kabulün aksine davalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu, dolayısıyla benimsenen kusurun yerinde olmadığı, davalının alkollü olduğu, CBS tarafından bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan kamu davasının açıldığı, gün durumunun da hatalı değerlendirildiği, hükmedilen manevi tazminatın oldukça düşük olduğu, cenaze gideri talebi yönünden talebin cevapsız bırakıldığı, iskontolu gelir hesabı yöntemine göre hesaplandığı belli olmayan rapora dayanarak DYK tazminatının yerinde ve doğru olmadığı hususlarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklı DYK maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davacı ...'in DYK maddi tazminat davasının reddine, davacıların manevi tazminat davalarının ise kısmen kabullerine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Somut olayda, 15/03/2020 tarihinde yaya haldeki davacılar miras bırakanı .... ile davalı ... sevk ve idaresindeki... .. plaka sayılı aracın karışmış olduğu trafik kazasından kaynaklı açılan DYK maddi ve manevi tazminat istemli davada mahkemece kusur ve aktüer bilirkişilerinden rapor alındığı, kazandırılan müzekkere cevapları kapsamında olay ile ilgili açılan kamu davasında İzmir 14. ASCM'nin 2020/247 Esas ve 2021/73 Karar sayılı dosyası üzerinden ...'ın taksirle ölüme neden olma suçundan davalı ... aleyhine verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmeksizin 10/03/2021 tarihinde kesinleştiği, mahkemece kusur kanaatine yönelik İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesi raporu benimsenerek (müteveffanın % 80 oranında, davalı ...'in ise % 20 oranında kusurlu olduğu) aktüer incelemesi yönünde alınan rapora göre davalı ... tarafından davadan evvel yapılan ödemenin yeterli bir ödeme olduğu yönündeki değerlendirmeye iştirak edilerek DYK maddi tazminat talebinin reddine, diğer davalı aleyhindeki manevi tazminat talepleri yönünden ise davacılar isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı ... ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.6.2011 tarih ve 2011/17-142 E. - 2011/411 K., 17.Hukuk Dairesi'nin 20/05/2013 tarih ve 2012/8984 E. - 2013/7276 K.) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’unun 92. maddesinin (f) bendi ile Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarının gereği manevi tazminat poliçe kapsamı dışında olduğundan davalı ... şirketinin manevi tazminat talebi yönünden her hangi bir sorumluluğu söz konusu değildir. Buna karşın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85 ve 90. maddeleri kapsamında davacıların manevi zararından işleten sıfatına haiz araç maliki ile araç sürücüsü, sürücünün kusuru oranında sorumludur.
Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde de: "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu” hususu vurgulanmış; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.11.2005 gün ve 2005/4-648 E.-2005/691 K. sayılı ilamında da aynı esaslar benimsenmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, Borçlar Kanunu’nun 53 maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur. Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK'nın 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E. - 411 K. sayılı ilamı).
Dava konusu DYK tazminatı isteminde bulunan hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda 1931 tarihli PMF cetvellerine göre saptanmakta ise de gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle TRH 2010 yaşam tablosu'na göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi güncel veriler ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olduğundan tazminat hesaplamasında TRH 2010 yaşam yönteminin kullanılması gerekir. (Yargıtay 4. HD 03.01.2022 tarih ve 2021/9412 E - 2022/3622 K., 17. HD 23.03.2021 tarih 2020/6173 E. - 2021/3121 K. Sayılı ilamları) Somut olayda mahkemece dosya kapsamına kazandırılan bilgi ve belgeler uyarınca DYK maddi tazminatın hesabında kazandırılan aktüer raporunun hükme esas alınmasının yerinde olduğu, zira aktüer raporunun az önce bahsedilen biçimde usulüne uygun hesaplama ile oluşturulduğu gibi kazandırılan bilgi ve belgeler ile uyumlu olduğu, bu haliyle DYK tazminat talep eden davacının zararının davadan evvel karşılandığı yönündeki bilirkişi görüşü yerinde ve isabetli olmakla bu yönden ileri sürülen istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, Mahkemece benimsenen kusurun yerinde ve doğru tespit edilmediği belirtilmiş ise de konu olay sebebiyle başlatılan soruşturma neticesinde İzmir 14. ASCM'nin 2020/247 esas sayılı dosyası üzerinden açılan kamu davası neticesinde verilen mahkumiyet dayanağı 12/11/2020 tarihli ATK raporundaki kanaatler ile inceleme konusu dosyada alınan 03/09/2021 tarihli rapor kanaatlerinin birbirleri ile uyumlu olduğu, alkolün kazaya etkisinin olmadığının ceza dosyasında alınan raporda benimsendiği, gün durumunun ise her iki raporda da aynı şekilde belirtildiği göz önüne alındığında hükme esas alınan 03/09/2021 tarihli ATK Trafik İhtisas Dairesi raporundaki kusur oranları yerinde görülmekle bu hususun mahkemece de benimsenmesi yerinde görülmüş bu sebeple de kusur kanaati yönünden ileri sürülen istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince haksız bir eylem sonucunda zarara uğrayan kimse, uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini isteyebilir. Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.(Yargıtay İBK 22/06/1966 tarih ve 1966/7 E.-1966/7 K.) Olay nedeni ile davacıların manevi zarara uğrayacağı yadsınamaz bir gerçekliktir. Somut olayın özelliği, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak T.M.K'nun 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir.
Bu itibarla, somut olayda davacıların maruz kaldığı bu acı ve elem ile yaşadığı sıkıntılar nedeniyle oluşan manevi zararlarına karşılık, takdir edilen manevi tazminat miktarına yönelik davacı yanca azlığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmekte ise de az önce belirtilen kriterlere göre İDM'ce manivi tazminatın takdir ve tayinine yönelik görüşünün dosya kapsamı ile uyumlu olduğu gibi yerinde ve yeterli görüldüğü kanaatiyle bu yönlerden ileri sürülen istinaf isteminin de yerinde olmadığı kabul edilmiştir.
Toplan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; yerleşik uygulamada belirlenen ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan incelemede, kusura yönelik yapılan inceleme ve değerlendirmenin yeterli olması karşısında ATK raporunun hükme esas alınmasının yerinde olmasına, aktüerya bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davacı ... yönünden ödeme tarihi itibariyle DYK maddi zararın karşılanmış olmasına göre bu davacı talebinin yerinde bir talep olmadığının tespit edilmesinin isabetli olmasına, maddi olaya ve kusura uygun düşecek şekilde manevi tazminatın takdir edilmiş olmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazları yerinde değildir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi mütalaa olunur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacılar vekili vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacılar yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 24/04/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.