Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosya incelendi;
GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ
TARAFLARIN İDDİA, SAVUNMA İLE YARGILAMA SÜRECİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2019 / 263. D.iş sayı ile verilen dilekçede şirketinin "kendilerine ait izinsiz olarak .... yazılım ve versiyonlarını bilgisayarlarına yüklendiği ve halen lisansız ve izinsiz olarak kullandığı yönünde gerçek dışı (Hırsızlık ithamı ile) iddialara dayanarak ve hiçbir delil ve emare sunmaksızın tamamen varsayımlara olasılıklara ve ihtimaller ile delil tespiti talebinde bulunduğunu ve mahkemece yapılan tespitte sunulan raporda şirketinin ticari işletmesinde kullanılan bilgisayarlarda davalıya ait ... yazılım programının önceden indirilmiş veya sonradan silinmiş herhangi bir yüklemenin işletim sisteminin kayıt dosyaların izlerine rastlanmadığı ve davalıya ait yazılım programı kullanılmadığının tespit edildiğini, değişik iş kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiğini, yapılan bu denetim işleminin şirketinin ticari itibarına yönelik haksız bir saldırı olduğunu, şirket çalışanlarına vermiş olduğu güven ve elde ettiği saygınlığına karşı hırsızlık ithamı ile davalının kişilik haklarına haksız saldırıda bulunduğunu belirterek 100.000 TL (yüzbin TL) manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği 04.09.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline, yargılama masraflarını davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın arabuluculuk dava şartını yerine getirmediğini, davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkili hak sahibi şirketin davacı taraf adresinde delil tespitinde bulunmak için elinde somut delillerin bulunduğunu, ..., tüm dünyada ... yazılımının eser ve lisans hakkı sahibi olduğunu, davacı tarafından da tespit sırasında dahi herhangi bir itiraza uğramayan işbu tespit işleminin de hukuka uygun şekilde icra edildiğini, herhangi bir yazılım tespit edilmediğinden tespit işleminin makul sürede tamamlanarak firmadan ayrılındığı gözetildiğinde, davacı tarafın iddialarının soyut ve afaki olduğunu belirterek davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı talebinin reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; davalı tarafın davacı aleyhine, bilgisayar yazılımlarının lisanssız kullanıldığına yönelik kanaatın hasıl olduğu ve lisanssız kullanılması durumunda gelir kaybına uğranılacağı gerekçesiyle delil tespiti talebinin hukuki yarar bulunduğu gerekçesiyle İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince 2019/263 D.iş sayılı dosyası üzerinden kabul edildiği, davacı şirkete ait işyerinde 04/09/2020 tarihinde yapılan keşifte işyerinde planlama müdürü olarak çalışanın "tespite bir diyeceğimiz yoktur bilgisayardan anlayan çalışanımız refakatinde bilgisayarlar incelenebilir biz tespite konu yazılım programına kullanmıyoruz" şeklinde beyanda bulunduğu, davacı tarafın bilgisayarlarında bilirkişi aracılığı ile inceleme gerçekleştirildiği, yapılan tespite keşif sırasında hazır bulunan tarafların herhangi bir itirazları olmadığı gibi, söz konusu delil tespiti işleminin hukuka uygun bir şekilde mahkeme kanalı ile yapıldığını, davalı taraf yazılımının lisanssız olarak başka şirketler tarafından kullanımının tespit edilmiş olması nedeniyle davalılar yönünden delil tespiti talebini haklı gösterecek olgu ve emarelerin bulunduğunu, davalıların davacı şirket bilgisayarlarında delil tespiti yaptırmış olmasında zayıf da olsa somut bir takım emareler bulunduğu anlaşılmakla, şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları dahilinde olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

tüm dosya kapsamı.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının hak arama özgürlüğü ve hakkını kötüye kullandığını, yargılama sırasında şirkette davalıya ait yazılım programını kullandığını destekleyecek ihbar, şikayet ve IP nosu gibi delillerin bulunmadığını, gerekçeli kararda delil tespitinin mahkeme kararı ile yapılmış olmasının saldırının hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla kararın kaldırılmasına davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Uyuşmazlık, haksız delil tespiti nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yukarıda özetlenen gerekçelerle; davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
6100 Sayılı HMK'nun 355. maddesi gereğince re'sen gözetilecekler dışında istinaf dilekçesinde gösterilen sebepler ve istinaf başvurusunda bulunanın sıfatı ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
6098 Sayılı TBK. 49 maddesi gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. 50/1.fıkrası gereğince zarar gören zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. 58/1.fıkraya göre kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Somut olayda, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2019/263 D.İş sayılı dosyasında davalı şirketin 28/11/2019 tarihli delil tespiti talebi kabul edilerek davacı şirkette icra edilen 04/09/2020 tarihli keşifte davacı şirket bilgisayarlarında uzman bilirkişi tarafından davalı şirkete ait yazılımların kullanılıp kullanılmadığı hususunda inceleme yapılarak, 09/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda davalıya ait yazılıma rastlanmadığının bildirildiği, davacının bu delil tespiti başvurusunun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğundan bahisle manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır.

Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. Maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmıştır.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Öte yandan, TCK 128'e göre; yargı mercileri nezdinde yapılan başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında kişiler ile ilgili olarak somut isnatlarda yada olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde ceza verilmez. Ancak bunun için isnat veya değerlendirmeleri gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. TCK'nın 128. maddesinde düzenlenen ve Anayasa'nın 36. maddesiyle de güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı; şahısların yargı mercii veya idari makamlar nezdinde, serbestçe ve hiçbir endişenin etkisi altında kalmaksızın haklarını özgürce iddia edebilmeleri veya kendilerini savunabilmeleri imkanının sağlanmasını ifade eder. Eğer böyle bir hak olmazsa, iddia ve savunma serbestçe yapılamayacak ve söylenmesi gereken, cezai yaptırıma maruz kalma korkusuyla ifade edilemeyeceğinden, yapılan yargılama sonucunda hedeflenen, "gerçeğe ulaşma" ve "adaletin gerçekleşmesi" de söz konusu olmayacaktır. YCGK'nın 17/07/2007 tarih ve 2007/105-174 sayılı kararı ile 5728 Sayılı TCK'nın 128. Maddesindeki yasal düzenleme birlikte değerlendirildiğinde; "savunma (veya iddia) amacıyla vaki olan yazı ve sözlerin" hakaret suçları açısından hukuka uygunluk nedenlerinden birisini teşkil eden "hakkın kullanılmasını" oluşturabileceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında her ne kadar delil tespiti sonucu alınan rapora göre, davacıya ait bilgisayarlarda davalıya ait yazılıma rastlanmamış ise de; keşif sırasında hazır bulunan tarafların herhangi bir itirazları olmadığı gibi, söz konusu delil tespiti işleminin hukuka uygun bir şekilde mahkeme kanalı ile yapıldığı, davalı taraf yazılımının lisanssız olarak başka şirketler tarafından kullanımının tespit edilmiş olması nedeniyle davalı yönünden delil tespiti talebini haklı gösterecek olgu ve emarelerin bulunduğunun kabulü gerektiğinden hak arama özgürlüğü sınırları içinde kaldığı (emsal Yargıtay 4. HD 2014/4987 E 2015/1053 K 28/01/2015 T) anlaşılan delli tespiti istemi nedeniyle şartları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş olmasında hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri kabul edilmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığından ve davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf isteminin 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (b-1) bendi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından peşin yatırılan 220,70 TL istinaf yoluna başvuru harcı ile 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının alınması gereken 732,00 TL'den mahsubuyla, bakiye 651,30 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine,
İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 27/04/2026 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun 361/1 ve 362/1-a Maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta süre içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.