Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının ...AÂ.ş. her türlü mofor ve tarım makinesi kapsamındaki traktör, hasat makinesi, ckim ve dikim makineleri, ilaçlama makineleri, ot ve saman biçme ve balya makineleri, malzeme elleçleme makineleri ile üretim konusu olan tüm makinelere ait parça, yedek parça, teçhizat ve ekipmanların AR-GE çalışmalarını, üretimi, pazarlamasını, alım, satımını, ithalat ve ihracatını yapmakla birlikte Savunma Sanayine dönük ihtiyaçları da karşılamak maksadı ile AR-GE faaliyetleri yürütmekte olup halka açık bir anonim şirket olduğunu, davalı, davacı şirket nezdinde 23.11.2015 tarihinde çalışmaya başladığını, Davalının en son “... Mühendisi" olarak çalışmakta iken, 03.03.2017 tarihli istifa dilekçesi ile iş akdini feshettiğini ve davalının iş akdinin 10.03.2017 tarihinde sona erdiğini, davalı, taraflar arasındaki “Rekabet Yasağı Sözleşmesi”ni ihlal etmiş olduğunu, davalının 10.246,72 TL olan son brüt ücretinin 12 katı olan 122.960,64 TL'lik cezai şart olmakla birlikte şimdilik cezai şart bedelinin 30.000,00 TL'sinin davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekâleten talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından, talep edilen cezai şart bedeli tam olarak belirlenebilir nitelikte olduğundan işbu davanın belirsiz alacak veya kısmi dava şeklinde açılması mümkün olmadığını, davacının hukuki yararının bulunmadığını, bu sebeple, işbu davanın esasa girilmeksizin usulden reddinin gerektiğini, Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi’nin geçersiz olduğuna hükmedilerek huzurdaki davanın esastan reddini, sayın mahkeme aksi kanaatte ise, Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi’nin sona erdiğine hükmedilerek huzurdaki davanın esastan reddini, Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi’nin ihlal edilmediğine hükmedilerek huzurdaki davanın esastan reddini, mahkeme aksi kanaatte ise, Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi’ndeki cezai şart hükmünün geçersiz olduğuna hükmedilerek huzurdaki davanın esastan reddini, cezai şart miktarının tenkisini, yargılama gideri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi 12/10/2022 tarih ve 2022/531 Esas -2022/856 Karar sayılı kararında;"......Somut olayın incelemesinde; taraflar arasında gerek 2015 tarihli gerekse 2017 tarihli sözleşmelerde çalışma yasağına ilişkin düzenlemeler ve haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 10.03.2017 de sona erdiği, davalının ... şirketinde çalışmaya başladığı her ne kadar çalışma yeri .... ili olarak görünse de ... ilinde bulunan .... yazı cevabı bu yazı cevabına ekli mail yazısı da dikkate alındı -ğında dava dışı bu şirkette çalışma tarihinde davalıya ...giriş için kart basılması talebinin olduğu, davalının daha sonra yine İstanbul İlinde bulunan ... isimli işyerine 2.7.2018 tarihlerinde ve sonrasında girişlerinin bulunduğu, 2015 tarihli sözleşmenin 10. Maddesinde ..... bölgesinde davacı işverenin faaliyet sahasında çalışan herhangi bir işletmede çalışmama süresinin 12 ay, 2017 tarihli sözleş-menin 2.2 maddesinde ise Marmara bölgesinde çalışmama süresinin iki yıl olarak belirtildiği, davalı tarafın bu sürelere uymadan davacı ile rekabet halinde olan benzer faaliyet alına sahip dava dışı şirketlerde çalıştığı, haksız rekabete ilişkin davacı şirketin somut bir zarar görmesinin gerekli olmadığı, zarar tehlikesinin olmasının yeterli olduğu, davalının bu şirketlerde çalışma pozisyonlarıda dikkate alınarak haksız rekabete ilişkin yasal şartların oluştuğu, yukarıdaki emsal benzer mahiyetteki kararınında iş bu dosya ile benzer olduğu, somut olaya uygulanabileceği, davalı tarafın haksız rekabetin gerçekleşmediğine ilişkin savunmalarına açıklanan nedenler ile itibar edilmediği, Mahkememin dava dilekçesinde istenen cezai şart tutarını fahiş görmesi nedeniyle davalı tarafın son bir aylık brüt ücret miktarı olan 10.246,72 TL üzerinden açılan davanın kısmen kabulüne karar verildiği ancak reddedilen kısım yönünden davacının, TBK'nın 182/2. maddesi uyarınca tenkis edilen cezai şart tutarını önceden takdir ve tespit etmesi de mümkün olmadığından davacı aleyhine vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmeden aşağıdaki şekilde hüküm kuruldu." gerekçesi ile, ''1-Davacının davasının TBK 182. Maddesi uyarınca kısmen tenkisi ile 10.246,72 TL cezai şart bedeli üzerinden kısmen kabulü ile 02.06.2017 den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından hem tenkis uygulanmasına hem de tenkis oranına itiraz ettiklerini, mahkemenin itirazlarını hukuken haklı gördüğünü, sözleşmede yer alan rekabet yasağı ihlalinin çiğnediğine kanaat getirdiğini, davalının aksi yöndeki savunmalarına itibar edileme yeceğine karar verildiğini, taraflar arasındaki sözleşme hükmü gereğince rekabet yasağı ihlal edilmiş ise de bunun yaptırımı ve karşılığının 12 aylık son brüt ücret tutarı olan 122.960 TL olduğunu, taraflarınca mahkeme tarafından kuvvetle muhtemel tenkis yapılacağı düşüncesiyle zaten 30.000 TL üzerinden kısmi alacak davası açıldığını, lakin mahkemenin bu tutar üzerinden bile tenkis uyguladığını ve neticeten 10.246 TL'ye hükmettiğini, sözleşme hükmündeki ceza koşulu üzerinden %92 oranında tenkis uygulandığını, Dava tarihinin 2018 olduğunu, karar tarihine kadar geçen 4 yıllık sürede zaten Türk Lirası cinsinden olan alacak tutarının yaklaşık 4 kat değer kaybettiğini, bunun üzerine %90'ı aşan oranda tenkis uygulamasının son derece hakkaniyete aykırı bir durum yarattığını, bunun sonucunda rekabet yasağını ihlal eden davalı yönünden işbu hukuka aykırı davranışın hiçbir şekilde amacına hizmet eden bir yaptırımı olmadığını, davalı yanın hem hukuka aykırı davrandığını, hem de günün koşullarında 10 bin TL gibi çok düşük bir tutar ödeyerek işten bir anlamda kurtulma fırsatına sahip olduğunu, Sözleşmenin emrettiği ceza koşulunun zaten 122 bin Türk Lirası iken taraflarınca 30 bin Türk Lirası talep edildiğini, taleplerinin gayet makul olduğunu, bir tenkis yapılacaksa bile 122 bin TL'lik bu tutar üzerinden yapılması gerektiğini, en azından 30 bin TL dava değeri üzerinden tam kabul kararı verilmesi gerektiğini, hakkaniyete ve dosya mevcuduna aykırı olan bu kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; işverenin tüm faaliyet alanının rekabet yasağına konu edilemeyeceği ve işçinin işverene rakip olmayan teşebbüslerde çalışmasını yasaklayan rekabet yasağı sözleşmesinin konu bakımından geçerli olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, ayrıca davacının yine ... olduğu, ekte emsal niteliğinde olan ve huzurdaki davaya emsal niteliğindeki Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/769 E. sayılı dosyasına intikal eden 20.03.2023 tarihli bilirkişi raporunda kök raporda yapılan değerlendirmelerin aynen geçerli olduğunun bildirildiğini,
KAP bildirimlerine göre, Güç Grubunun tüm haklarının Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nda olduğu, dolayısıyla tasarımın içeriği konusunda davalının herhangi bir bilgisinin olmayacağı, davalının iş yeri hakkında sahip olacağı bilgilerin ihaleye katılan rakip firmalar açısından menfaat sağlayıcı nitelikte ve davacı firmaya zarar verdiğine yönelik kesin bir kanaate varılmadığı, üretim ve hatta üretim sırrı ortaya çıkaracak bir çalışmanın davalının davacı firmada çalıştığı aşamada yapılmadığı, ayrıca uzmanlık ve niteliği gereği bu projelerin yürütülmesinden sorumlu olmasının davalı açısından davacı şirkete zarar verecek nitelikte olmadığı ve dolayısıyla davacının zarar iddiasının herhangi bir hukuki dayanağının olmadığının açıkça tespit edildiğini, Müvekkilin rekabet yasağını ihlal eden herhangi bir davranışının olmadığı ve davacının zarar iddiasının herhangi bir hukuki dayanağının da olmadığının açıkça tespit edildiğini, dolayısıyla müvekkilin davacı işverenin rekabet ilişkisi içinde bulunduğu şirketler ile menfaat ilişkisine girmediğinin sabit olduğunu, davacı şirket nezdinde de bir zarar oluşmadığını, Müvekkilin olası bir rekabet yasağına aykırı bir fiili olmamakla birlikte, davacı şirket tarafından düzenlenen rekabet yasağı kaydının tüm Marmara Bölgesini ve davacının tüm faaliyetlerini kapsayacak nitelikte olmasının müvekkilin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürebilecek nitelikte olduğunu, rekabet yasağının hukuken geçersiz olduğunu, hukuken ve fiilen sona erdiği müvekkilin olası bir rekabet yasağına da aykırı bir fiilinin olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, bu anlamda davacı şirket tarafından düzenlenen rekabet yasağı kaydının, tüm Marmara Bölgesini ve davacının tüm faaliyetlerini kapsayacak nitelikte olmasının müvekkilin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürebilecek nitelikte olduğunu, bu anlamda mahkemece öncelikle rekabet yasağı kaydının geçersiz olduğuna kanaat getirilmesi gerektiğini, Rekabet yasağına ilişkin coğrafi alan sınırlamasının, müvekkilin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığını, işveren tarafından sözleşmeye konulan rekabet yasağı kaydının müvekkilin çalışma hürriyetini kısıtlayıcı nitelikte olduğu yönündeki iddia ve savunmalarının haklı ve yerinde olduğunu, ancak yerel mahkemece bu bakımdan da itiraz ve beyanlarının hiçbir şekilde değerlen dirilmeyerek eksik gerekçe ve değerlendirmelerle huzurdaki davanın kısmen kabulü yönünde karar verilmiş olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, Davacı işverene yüklenen sebeplerden dolayı müvekkilin istifa ederek iş akdini sonlandırmak zorunda kalmış olduğunu, iş akdi feshedildiğinden TBK m447 gereği rekabet yasağının da sona erdiğini, davacı şirketin ...... Projesinde çalıştırmak üzere müvekkile istihdam sağlamış olduğunu, bu projenin iptal edilmesi ile müvekkilin iş koşullarında esaslı değişiklik meydana geldiğini, müvekkile iş sözleşmesinde yer alan iş tanımı ile tamamen bağımsız olarak "....." bölümünde görev verildiğini, Savunma Sanayi Başkanlığı ile davacı şirket arasındaki sözleşmenin feshedilmesi ile müvekkilin görev tanımında belirtilen işlerde çalışmasının imkansız hale geldiğini, müvekkilin benzer nitelikte işlerde de görevlendirilmediğini, TBK 447/2 maddesindeki düzenlemede de; "Sözleşme işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse rekabet yasağı sona erer." şeklinde hükmün yer aldığını, bu anlamda mahkeme ce öncelikle rekabet yasağının anılan sebeplerle sona erdiğinin değerlendirilmesi gerektiğini, davacı şirketin müvekkili iş sözleşmesinde belirtilen şekilde görev tanımına uyacak işlerde görevlendirmekle yükümlü olduğunu, davacı işverene yüklenebilen bu nedenlerden dolayı, iş sözleşmesinin müvekkil tarafın dan feshi kaçınılmaz hale gelmiş olduğundan; belirtilen rekabet yasağı da hukuken ve fiilen sona erdiğini, Davacı şirket tarafından müvekkilin iş sözleşme sinde belirtilen görev tanımının değiştirildiğinin dosya kapsamında tanık beyanları ile de sabit olduğunu, davacı şirket ile Savunma Sanayi Başkanlığı arasında imzalanan "....... Sözleşmesi"nin feshi sebebiyle proje hiç başlayamadığından, müvekkilin iş sözleşmesindeki görev tanımına uyan bir işte görevlendirilme sinin davacı açısından imkansız hale geldiğini, davacıya yüklenen bu sebepten dolayı müvekkilin istifa ederek iş akdini sonlandırmak zorunda kalmış olduğunu, iş akdi feshedildiğinden TBK.M.447 gereğince rekabet yasağının da sona erdiğini, Ayrıca istinaf konusu dava dosyasına sunulan"... ..... A.Ş."ne ait 30.06.2018 tarihli çalışma belgesi incelendiğinde de davalı müvekkilin bu şirkette 13.03.2017 tarihinde "Sistem Mühendisliği Grup Lideri" olarak .... Cad. No:.....İzmir adresinde yani ..... Bölgesi sınırları dışında çalışmış olduğunun görüldüğünü, davalı müvekkilin davacı işverenlik nezdindeki iş sözleşmesinde belirtilen görev tanımının ise "Motor Tasarım Mühendisliği" olduğunu, görev tanımı itibariyle rekabet ilişkisi içinde bir görevde çalışmadığının da ortada olduğunu, davacının çalışma belgesinde belirtilen bu görevinin de denetim görevi olduğunu, motor tasarımına ilişkin bir görevi bulunmadığını, dolayısıyla rekabet yasağına aykırılık bulunmadığının ortada olduğunu, rakip firma olduğu iddia edilen dava dışı ... firmasındaki çalışmalarının da rekabet yasağı kapsamında değerlendirilemeyeceğini, hal böyle iken davacı şirketin herhangi bir zarara uğramasının söz konusu olmadığını, Yerel mahkeme nezdinde dinlenin tanıklar ... ve ...'ün beyanları ile müvekkilin davacı şirketteki işinin "..." şirketindeki işinden farklı olduğu ve davacı şirketin sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmadığının dosya kapsamında sabit hale geldiğini, müvekkilin asıl görevi de motor tasarım mühendisliği birimine ilişkin olduğundan, müvekkilin satış, pazarlama, hedeflenen cirolar, müşteri ilişkileri ve bu minvalde ticari sırları içeren konularda ve rakip firmalar hakkında uzmanlığı bulunmadığını, ayrıca tanık beyanında da belirtildiği üzere rekabet oluşturduğu iddia edilen projeye de davacı şirket hiç başlayamadığından rekabet yasağına aykırılıktan söz edilemeyeceğini, kaldı ki müvekkilin davacı işyerinde edindiği bilgilerin rakip firmalarda kullanılmasının imkansız olduğunu, hatta her iki firmanın kazandığı ihalelerin de kapsam olarak teknik detaylarının birbirinden farklı gereksinimleri olduğunu, Müvekkilin davacı şirkette ve ... şirketindeki çalışmaları arasında farklılıklar olduğu, 10.02.2021 tarihli dilekçe ekinde sunulu olan iş sözleşmesi ve çalışma belgeleri ile sabit olduğunu, müvekkilin her iki firmadaki çalışmaları farklılık arz etmekle birlikte, tanık beyanları ile de her iki firmanın projelerinin farklılık gösterdiğinin sabit olduğunu, her iki firma tarafından yapılan işlerde teknik olarak farklılıklar olduğunun belirtildiğini, davacı şirket ...'ın, Savunma Sanayi Başkanlığı ile imzalanan "... Projesi" sözleşmesi feshedildiğinden ve bu sözleşme kapsamında teknik olarak proje çalışmalarına başlanamadığından, üretilen bir tasarım bilgisinin de bulunamayacağını, kaldı ki evlet kanalıyla yürütülen bir proje kapsamında rekabet söz konusu olamayacağı gibi, davacı şirketin rekabet yasağına konu olacak bir gizli bilgi ile üretim sırlarına vakıf olmadığının da açıkça ispat edildiğini, bu nedenlerle rekabet yasağına dayalı haksız cezai şart talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, Dosya kapsamında sunulan deliller, tanık beyanları vs hususlarla müvekkil bakımından rekabet yasağına ilişkin hükümlerin ihlali durumunun söz konusu olmadığı açık iken yerel mahkemece kısmen kabulü yönünde karar tesis edilmesinin yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, eksik inceleme ve değerlendirmeler ile verilmiş olan işbu kararın bozulması gerektiğini,
Yerel mahkeme kararının gerekçesinde "haksız rekabete ilişkin davacı şirketin somut bir zarar görmesinin gerekli olmadığı, zarar tehlikesinin olmasının yeterli olduğu" şeklindeki eksik gerekçe ve değerlendirmeyle kısmen kabulü yönünde ki kararın son derece hatalı olduğunu, nitekim dosya kapsamında taraflarınca sunulan deliller, dinlenmiş olan tanıklar vs. hususların yerel mahkemece hiçbir şekilde değerlendirilmediğini ve itiraz konusu karar alındığını, dosya kapsamında yer alan iddiaların tek tek ele alınması ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek delillerin doğru ve eksiksiz değerlendirilmesi gerektiğini, bu hususun aksi halinin ise adil yargılanmaya ilişkin usul kuralının açık ve ağır ihlali anlamına geleceğinden bahisle bu durumun yargıya duyulan güven ve saygınlığının adalete olan inancı sarsacağına ilişkin hâkim görüşlerin mevcut olduğunu, somut olaya bakıldığında da mahkemece dosyaya sunulmuş olan dava konusu itiraz ve delillere ilişkin doğru değerlendirilmeler yapılmadan, eksik gerekçelerle kısmen kabul yönündeki kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, aynı zamanda adil yargılanma hakkının da ihlali niteliğinde olduğundan işbu kararın bozulması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, davalı işçinin hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağı kaydına aykırı davrandığı iddiasına dayalı cezai şart alacak davasıdır.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Taraflar arasında 23/11/2015 tarihli ''İş Sözleşmesi'' başlıklı sözleşme imzalandığı, sözleşmenin “IX. ÖZEL ŞARTLAR" başlığı altındaki 10.maddesin de; “Çalışan, iş sözleşmesinin feshini izleyen 12 ay boyunca Marmara Bölgesinde bulunan il sınırları içinde işverenin faaliyet sahasında çalışan herhangi bir ticari işletmede/şirkette görev almamayı kabul ve taahhüt eder,'' hükmünün düzenlendiği tesbit edilmiştir.Yine davalının 06/10/2015 - 10/03/2017 tarihlerinde imzalamış olduğu ''rekabet yasağı ve sır saklama yükümü sözleşmesi '' başlıklı sözleşmenin 2.2. Maddesinde;'' İşçi, işten kendi isteği ile ayrıldığı veya sözleşmenin feshine sebebiyet vermesi halinde ....... 2 yıl süre ile, ... Bölgesinde; iş tanımına uyan işlerde ve Motor Galiştirme afanlarındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs işletmesinde faaliyet gösteremez, çalışamaz, danışmanlık vb. çalışmalar yapamaz ve bu şirketlere ortak olamaz, İşverenin rekâbel ilişkisi içerisinde olduğu şirketler ile menfaat ilişkisine giremez. İşbu hususları bildiğini ve rekabet yasağı sözleşmesini kabul ettiğini beyan ve taahhüt eder. Aksi halda; işverenin doğan lüm zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Bu maddeye aykırı davranılması halinda, İşçi son brüt maaşının 12 aylık tutarı kadar tazminat ödemeyi taahhül eder,'' hükmü düzenlenmiştir. Dosyada bulunan davacı tarafından KAP'a yapılan bildirimlerden anlaşılacağı üzere davacı savunma sanayi müsteşarlığınca yapılan ihalede ... projesi kapsamında sözleşme yapmış daha sonra sözleşme fesih edilerek ilgili müsteşarlıkla dava dışı ... A.Ş ile sözleşme yapılmıştır. TBK. 444 maddesi uyarınca, işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
Somut olayda, davalı ...'in 23/11/2015 tarihli hizmet akdinde göreceği işin motor tasarım kıdemli uzman mühendisi olarak yazıldığı, hizmet belgesine göre 10/03/2017 tarihinde kendi istek ve arzusu ile işten ayrılmak istediğini belirtip istifa etmiş ve dosyaya ibraz edilen çalışma belgesine göre 13.03.2017-30.06.2018 tarihleri arasında dava dışı ... ....AŞ'nin İzmir adresinde Sistem Mühendisliği Grup lideri olarak görev yaptığı, SGK kaydına göre ise;... .... AŞ'nin İzmir adresinde 13/03/2017 -30/06/2018 tarihleri arasında proje mühendisi olarak çalıştığı, 01/07/2018 tarihinden itibaren ise ......A.Ş.' nin ..... Mah., ... ... İstanbul adresinde makine mühendisi olarak çalışmaya başladığı anlaşılmıştır. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Sözleşmede; yasağın uygulanacağı yer bakımından ..... Bölgesi olarak bir sınırlama bulunduğu, davalının istifadan sonra ... AŞ'nin İzmir de bulunan iş yerinde tescilli olarak çalışmaya başlamasına rağmen dosya kapsamına göre, çalışmanın ana merkezinin İstanbul olduğu çalışmanın büyük çoğunluğunun İstanbul da sürdürüldüğü anlaşılmakla davalının Marmara bölgesindeki iş yerinde asli çalışma olarak çalışmaya başladığı sabittir.Sözleşmede belirlenen 12 aylık sürenin makul olduğu taktir edilmekle, sözleşmede; "... ....bölgesi... " denilmek suretiyle yasağın uygulanacağı coğrafi alan bakımından bir belirsizlik bulunduğu ve yasağın geniş çevre için belirlendiği anlaşılmakta ise de, davalının davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı şirket yine İstanbul ilinde faaliyet gösterdiğinden aynı ilde rekabet yasağının geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacı, “hizmet sözleşmesine” dayanarak değil TBK’nın 444. maddesi ve devamında düzenlenen “rekabet yasağı sözleşmesine/ şartına” dayalı olarak talepte bulunmaktadır. TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/12885 esas sayılı kararında rekabet sözleşmesindeki rekabet kaybı karşısında işverenin somut bir zarara uğraması gerekmediği işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri başka bir rakip şirkette kullanarak davacı işverene zarar verme ihtimalinin bulunmasını yeterli olduğu belirtilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere her iki şirketin faaliyet alanları aynı olup özellik savunma sanayi alanında savunma sanayi müsteşarlığınca bir kısım üretim ve ARGE işinin davacıya verilmesi daha sonra sözleşmenin fesih edilerek ... A.Ş ile sözleşme yapılması ve davalının her iki işletmede aynı işleri yapması nedeniyle davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanması, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşımakta olup, zarar ihtimalinin varlığı cezai şart talebi için yeterlidir. Bu sebeple cezai şart koşullarının mevcut olmadığına yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11 HD.'nin 2022/5283 Esas - 2024/1524 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır. Davalı işten ayrıldığında SGK kayıtlarına göre aylık 10.246,72 TL ücret aldığı, davalının geçimini sağladığı ücretin 2,9 aylık ücretine tekabül eden 30.000 TL cezai şart isteği fahiş sayılmalıdır.Davacı tarafça sözleşmedeki cezai şart tutarının tamamı talep edilmemiş olup, eldeki dava kısmi dava olarak açılmış olup ;kararlaştırılan cezai şart tutarının tamamı talep edilmemiş olsa da kısmi davada talep olunan miktarda fahiş bulunarak tenkis yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Davacı vekilinin toplam miktar üzerinden tenkis yapılması gerektiğine ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.Açıklanan nedenlerle, mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf edenler üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 27/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.