İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında davalı tarafa ait ürünlerin pazarlanması ve satışı konusunda 2015 yılının Mayıs ayından itibaren İç Anadolu Bölgesinin tek satıcı bayisi olarak bayilik sözleşmesi bulunduğunu, taraflar arasındaki ilk sözleşmenin 2016 yılına ait olup sözleşme bedelinin 500.000 TL olarak belirlendiğini, 2017 yılına ait sözleşmenin 750.000 TL, 2018 yılına ait sözleşmenin 2.520.000 TL, taraflar arasındaki son sözleşme olan 2019 yılına ait sözleşmenin bedelinin ise 3.210.000 TL olduğunu, bu sözleşmeye istinaden davalıya 2.350.000 TL miktarında keşidecisi davacı, lehtarı davalı olan çekler verildiğini, davalı nın üretici olarak bayi olan davacıya vermek zorunda olduğu malları zamanında vermediğini, davalı tarafın sözleşme gereği her ay vermek zorunda olduğu malları teslim etmeyerek, davacının işyerini ve elemanlarını alarak davacının batmasına, işyerinin kapatılmasına ve ticari hayatının sona ermesine sebebiyet verdiğini, TBK 125 maddesi gereğince borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiklerini bildirerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararların tazmini açısından .......Noterliğinin 24/07/2019 tarih ........ yevmiye numarası ile davalıya ihtarname keşide edildiğini, ihtarnamenin davalıya 31/07/2019 tarihinde tebliğ edildiğini, davacı tarafın işlerini idare ettiği işyeri, bütün elemanları, bütün ticari .portföyünün davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı bir şekilde ele geçirilmiş olduğunu, davalının söz konusu faaliyetlerinin TTK m.54 vd.hükümleri .çerçevesinde haksız rekabet kuralla rına da aykırılık teşkil ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin ifasının bu şartlar çerçevesinde mümkün olmadığı dikkate alındığında sözleşme çerçevesinde akdedilmiş bulunan ve hiçbir karşılığı kalmayan çeklerin de iadesini talep etme zorunluluğu doğduğunu, söz konusu çeklerden 31/04/2019 keşide 267.500 TL ile 31/05/2019 keşide 267.500 TL olmak üzere toplam 535.000 TL'lik çeklerden hariç hepsinin davalı tarafından iade edildiğini, söz konusu iki çekin davacı tarafından .......İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyası ile icraya konulduğunu, bu nedenlerle davacı firma açısından sözleşmenin ifasının herhangi bir yararı kalmadığından borcun ifa edilmemesinden doğan zararlarının karşılanması açısından ihtarname tebliğ tarihi olan 31/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 500.000 TL'lik tazminata, 200.000 TL portföy tazminatına, davalı tarafın ticari faaliyetleri TTK hükümlerine aykırılık teşkil ettiğinden bu hükümler çerçevesinde 50.000 TL manevi tazminatın 31/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, 50.000 TL maddi tazminatın 31/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, işbu bayilik sözleşmesine istinaden verilmiş olan ve diğer çeklerle iade edilmeyen 30/04/2019 tarih 267.500 TL ile 31/05/2019 tarih ve 267.500 TL olan toplam 535.000 TL'lik iki adet çekin davacıya iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça eksik harç yatırıldığını, davacının sözleşmeye uygun davranmadığını, haklarını sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle kaybettiğini, davacının sözleşme uyarınca, "taraflardan birinin edimini yerine getirmemesi veya sözleşmenin ihlali halinde taraflardan herhangi biri tarafından feshedilebilir. Şu kadar ki; sözleşmeyi feshetmek isteyen taraf karşı tarafa söz konusu ihlalin giderilmesi veya edimin yerine getirilmesi amacıyla 15 günlük süre vermek zorundadır."hükmüne aykırı davrandığını, davacı tarafın 24/07/2019 tarihinde keşide ettiği ihtarnamenin sözleşme gereği varsa bir ihlal giderilmesi talebini ve bu iş için verilmesi gereken 15 günlük süreyi taşımadığını, taraflar arasındaki sözleşme lerde yer alan ortak hükme göre "bayi işbu sözleşmenin her ne suretle olursa olsun sona ermesi veya feshi halinde, şirketin malları nı tanıttığı, pazar yarattığı, artı değer oluşturduğu ve benzeri iddialarla şirketten hiçbir hak ve tazminat talep edemez." denilmekte olup davacının işbu maddeleri 3 sene arka arkaya imzaladığına ve bayinin bu şartlara ihtirazi kayıt koymadığı hususları göz önüne alındığı nda davacının denkleştirme talebinden feragatinin kanuna aykırılık teşkil etmediğini, davalı şirketin her ay düzenli olarak mal vermek zorunda olmadığını, böyle bir yükümlülüğün olmadığının sözleşmenin 3.1 maddesi ile vücut bulduğunu, bayinin siparişlerini teslim edilmesini istediği tarihten 7 gün önce yazılı olarak malzeme talep formu ile şirkete bildirmek zorunda olduğunu, sözleşmelerde her sene bayi alım taahhütleri artırılmış olsa dahi satılan rakamların sözleşme -deki taahhütlerin altında kaldığını, ödemelerin aksadı ğını, çeklerin temdit edildiğini veyahut bankada karşılıksız işlemine maruz kaldığını, sözleşmenin fiilen sona ermesinin sadece bayinin kusurundan dolayı olduğunu, davacı firmanın gayrifaal olup işçilerini işten çıkardığını ve işletmesini kapattığını, borcunu ödemeyecek durumda ve aciz halinde olduğunu, davacının borcunu ödemediği ve talep etmediği mallar nedeniyle tazminat talep etmesinin hakkaniyet ile bağdaşmadığını, davalının hiçbir şekilde temerrüde düşmediğini, bayiinin malları talep etmemesinin nedeninin mevcut borcunu ödeyememesi, işletmesini aciz hali nedeniyle kapatıyor olması olduğunu, sözleşmenin feshinde kusurlu olan veya haksız şekilde sözleşmeyi fesheden tarafın tazminat alamayacağının Yargıtay içtihatları ile sabit hale geldiğini, taraflar arasında haksız rekabet teşkil eden bir durum bulunmadığını, işçilerinin ücret ve hakkedişlerini ödemeyen, iş yerini davalı şirkete devredenin davacı olduğunu, davacı ile haksız rekabete girilebilmesi için davacının ticarete fiilen devam ediyor olması gerektiğini, davacının taleplerinin aynı konuda farklı hukuki dayanaklarla ileri sürüldüğünü, müşteri tazminatı, sözleşmesel tazminat, haksız rekabet tazminatı aynı anda ayrı ayrı talep edilemeyeceği gibi talep sahibinin kusursuz olması gerektiğini, davacının ürün tanıtımı için yaptığı bir çalışma ve etkinlik bulunmadığını, davacının müşterilerinden yararlanılmasının söz konusu olmadığını, davacının müşteri ilişkilerini artırmak bir yana elde edilecek kazanımları kötü davranış ve işinin başında durmaması nedeni ile azaltmak üzere iken işini tasfiye ettiğini, davaya konu çeklerin teminat amacıyla verilmediğini, alınacak ve alınmış malların ve ödenmediği için iade edilen çeklerin karşılığı olarak teslim edildiğini, aldığı, sattığı ve karşılığını tükettiği malların bedeli ve işlemiş faizi kadar takibe uğrayan davacı şirketin bu konuya ilişkin dava harçlarını da yatırmadığını, davalının, davacıdan alacaklı olduğunu, fatura karşılığı mal satımına ilişkin olmayan fazla çeklerin iade edildiğini, takibin kesinleştiğini ve davacının takibe itiraz etmediğini, sözleşmesel faiz oranı alacakları bakımından %2.5 olup bayii borçlarının hesabında temerrüt tarihlerinde itibaren aylık %2.5 faiz işletilmesini talep ettiklerini, bu nedenlerle davanın reddine, aksi halde icra takibindeki alacaklarından borçlarının mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi 17/05/2023 tarih ve 2020/397 Esas - 2023/324 Karar sayılı kararında; "......Taraflar arasında imzalanan sözleş melerin incelenmesin -de; taraflar bayilik sözleşmesinde bayinin denkleştirme talebine ilişkin bir hüküm kararlaştırmadıkları ve münhasır bayilik sözleşmesindeki gibi bir tekel hakkının söz konusu olmadığı, bu bağlamda anılan madde hükmü uyarınca davacı nın denkleştirmeye ilişkin (portföy tazminatı) talebinin yerinde olmadığı, yine TTK m.12/3 hükmüne göre müvekkilin feshi haklı göster ecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Davacının denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için sözleşmeyi feshinin haklı bir nedenle gerçekleşmiş olması gerektiği, ancak yukarıda da belirtildiği üzere davacının fesih tarihinden önce sipariş geçtiği ve siparişin karşılanmadığı ispat edilemediğinden davacının feshinin haksız olduğu anlaşıl -makla, davacının portföy tazminatı talep şartlarının da oluşmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca sözleşmenin davacı tarafından feshinden önce davacının işyerini kapattığı, çalışanların iş akitlerini feshettiği, ticari işletmesini de davalıya devrettiği, davacının işyerine ve işçilerine el konulduğuna yönelik iddiasının tacir olan davacı yönünden hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu hususun dinlenen tanık beyanlarıyla da doğrulandığı, dolayısıyla taraflar arasındaki ticari ilişkinin sözleşmenin feshinden çok önce davacının ekonomik durumunun bozulması sebebiyle gerçekleştiği anlaşılmıştır. Öte yandan davacı tarafça davalı şirkete verilen ve bedelsiz kalmış 30/04/2019 tarih 267.500 TL'lik ve 31/05/2019 tarih 267.500 TL'lik toplam 535.000 TL'lik 2 adet çekin istirdadı talep edilmiş ise de, her iki tarafında incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıya 485.161,50 TL borçlu olduğu, Kaldı ki söz konusu çeklerin henüz ödemesi yapılmadan davacı tarafın ticari defterlerine ödeme gibi girildiği, bu kapsamda esasen davalının çek bedel lerinden daha fazla alacaklı olduğu, davalı şirket tarafından söz konusu çekler yönünden icra takibi başlatıldığı, davalı tarafça zaten mal satımına ilişkin olmayan fazla çeklerin iade edildiği anlaşılmakla davacının davasının sübut bulmadığından reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile,
''1-Davacının davasının sübut bulmadığından REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada alınan bilirkişi raporunun taraflarına 22.03.2023 tarihinde UETS yolu ile tebliğ edildi ğini, Kahramanmaraş merkezli yaşanan deprem afeti sebebiyle deprem bölgesinde görev yapan avukatlara ilişkin olarak Cumhurbaşkanlığı tarafından çıkarılmış bulunan OHAL kararnamesi kapsamında sürelerin 09.05.2023 tarihine kadar durdurulduğu nu, bilirkişi raporlarına karşı beyan sürelerinin de kanunda düzenlendiği üzere iki hafta olarak belirlendiğini, bilirkişi raporlarına karşı beyan dilekçesi verme sürelerinin OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname gereğince 09.05.2023 tarihinden itibaren başlayacağı hususu göz ardı edilerek bilirkişi raporuna karşı beyan süreleri dolmadan mahkemece duruşmanın bırakıldığı 17.05.2023 tarihinde gerekçeli karar verildiğini, bu hususun kanuna aykırılık teşkil ettiğini ve hak kaybına sebebiyet verdiğini, Söz konusu davanın HMK'nın ilgili maddeleri gereğince yazılı yargılama usulüne tabi davalardan olduğunu, yazılı yargılama usullerinin HMK ilgili maddeleri gereğince açıkça düzenlendiği ni, 17.05.2023 tarihindeki duruşmaya tarafımızca mazeret sunulmuş olduğunu, mazeretlerinin mahkemece reddedildiğini, kanunda açıkça düzenlenen tahkikatın bittiğine ve sözlü yargılama aşamasına geçildiğine dair tefhim yapılmadığını, Davacı tarafından ....... Noterliğinin ....07.2019 tarih ve ... yevmiye numarası ile keşide edilen ihtarnamede TBK 125. maddesi gereğince borcun ifasında ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçildiği bildirilerek borcun ifa edilmeme -sinden doğan zararların tazmini, portföy tazminatı, maddi ve manevi tazminat ile davalının uhdesinde haksız ve hukuka aykırı bir şekilde bulundurduğu toplam 535.000 TL'lik çeklerin iadesinin talep edildiğini, yerel mahkemenin gerekçesinde ihtarnamenin hangi nedenlerden dolayı haklı veya haksız bir şekilde keşide edildiğine dair herhangi bir gerekçe bulunmadığını, yerel mahkemenin gerekçeli kararında 2019 yılını kapsayan sözleşmede siparişlerin nasıl geçileceği düzenlenmemiş olmakla birlikte önceki sözleşme lerde yer alan bu hükümle taraflar arasında yerleşmiş bir uygulama olduğu, ayrıca son sözleşmede sipariş geçilmeksizin mal gönde rileceğine dair bir hüküm bulunmadığı, dosya kapsamında davacının sipariş geçtiğine dair herhangi bir belge bulunmamakta olduğu, davalının mal tesliminde temerrüde düştüğünden bahsedilemeyeceğinden; tazminat koşullarının oluşmadığı şeklinde bir değerlendirme yaptığını, söz konusu değerlendirmenin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Taraflar arasında geçmiş yıllara ait sözleş-meler incelendiğinde hiçbir zaman talep formuna istinaden alışveriş yapılmadığının görüleceğini, taraflar 2015 yılından itibaren sözleşme akdetmiş olmalarına rağmen hiçbir zaman talep formuna dayanarak sipariş geçilmediğini, taraflar arasında böyle bir uygulamanın söz konusu olmadığını, bu hükmün mahkeme tarafından dar yorumlanarak müvekkilin aleyhine hüküm tesis edilmesi nin TBK 125. maddesine de aykırılık teşkil ettiğini, TBK 125. maddesinin genel bir kural olduğunu, davacının hak kaybına sebebiyet verecek şekilde yorumlanmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu hususun TTK'nın 2. maddesine de açıkça aykırılık teşkil ettiğini, söz konusu madde metni de incelendiğinde örf ve adet olarak kabul edildiği belirlenmedikçe teamüllerin mahkemenin yargısına esas olamayacağının açıkça düzenlendiğini, sözleşmelerdeki talep formu hükmünün dikkate alınarak taraflar arasında yerleşmiş bir uygulama olduğundan bahisle sözleşmede sipariş geçilmeksizin mal gönderileceğine dair bir hüküm bulunmadığı ve dosya kapsamında davacının sipariş geçtiğine dair herhangi bir belgenin bulunmadığından bahisle davalının sadece ve sadece bu uygulamadan bahisle temerrüde düştüğünden bahsedilemeyeceği şeklinde bir gerekçenin açıkça TTK 2. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, taraflar varasında 2019 yılında akdedilen sözleşme incelendiğinde 2019 yılının 2. ayında taraflar arasında yapılan alışverişin kapsamı ve bedeli dikkate alındığında üretici tarafından kasıtlı bir şekilde bayiye mal gönderilmediğinin açıkça anlaşılacağını, üretici tarafından bayiide çalışan elemanların alınma biçimi, bayii tarafından ticari faaliyetlerinin sürdürüldüğü işyerinin üretici tarafından kiralanmış olduğu hususları birlikte değerlendiğinde; bayiinin ticari faaliyetinin her ne sebeple olursa olsun üretici tarafından akamete uğratıldığı ve bayii tarafından yerine getirilen ticari faaliyetlerin doğrudan davalı üretici firma tarafından yerine getirildiği bu hususlardan üretici firmanın bayinin ticari faaliyetlerinden dolayı elde ettiği hasılatı ele geçirme ve ürünlerini bayi olmaksızın satış amacına ulaşmak için haksız ve hukuka aykırı bir şekilde bayiilik faaliyetini sona erdirterek bayiinin yerine geçmek istediğinin açıkça anlaşıldığını, Yerel mahkemenin haksız rekabete ilişkin kurduğu hükmün gerekçesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, TTK 54 vd maddelerinde haksız rekabetin düzenlendiğini, haksız rekabete ilişkin bu kısım hükümlerinin amacının bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması olduğunu, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kurallarına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğunu, haksız rekabetten bahsedilmek için öncelikle haksız ve hukuka aykırı bir eylemin varlığının gerektiğini, mahkemece daha önce bayiinin uhdesinde çalışan üç elemanın 28.02.2019 tarihinde davacı şirket ile ibralaşmak suretiyle istifaen ayrılmış oldukları ve davalı şirket bünyesinde çalışmaya başladıkları, davacı çalışanlarının davalı şirket bünyesi ne geçmiş olmasını başlı başına haksız rekabetin varlığı için yeterli olmadığı, TTK 54 vd. maddelerinde düzenlenen haksız rekabetin koşullarının oluşmadığı şeklinde bir gerekçe kurulduğunu, mahkemenin haksız rekabet koşullarının oluşmadığı şeklindeki gerekçesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, bütün eylemleri birlikte değerlendirildiğinde davalı tarafın aynı süreç içerinde dürüstlük kurallarına aykırı davranarak davacı bayiinin ekonomik faaliyetlerinin sona ermesine sebebiyet verdiği 2019 yılı içerisinde bayiilik sözleşmesi kurulmuş olmasına rağmen davacının ekonomik durumunu bahane ederek söz konusu ticari faaliyetlerinin devam ettirecek şekilde ürün sağlamadığı aynı süreç içerisinde davacı bünyesinde çalışan elemanları her ne adı altında olursa olsun kendi bünyesine kattığı, davacı tarafın dan 2019 yılının sonuna kadar kiralanan aynı işyerinde ticari faaliyetlerini sürdürmeye başladığı davacı tarafından mal tedarik edilen müşterilere bayiilik unsurunu kaldırarak doğrudan ürün satışı yaptığı ve davacı bayiiyi bu faaliyetleri ile çalışamaz ticari faaliyetlerini yürütemez hale getirdiğinin ortada olduğunu, bütün bu eylemleri birlikte değerlendiğinde davalının iyiniyet kurallarına aykırı bir şekil de davrandığını, bu faaliyetlerinin davacının ticari hayatını tamamen bitirmeye yönelik eylemler olduğunu, bu durumlar karşısın da yerel mahkemenin haksız rekabete ilişkin kurmuş olduğu hükümlerin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel mahkeme kararında denkleştirme talebi portföy tazminatına ilişkin gerekçesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için sözleşme feshinin haklı bir nedenle gerçekleşmiş olması gerektiği, davacının fesih tarihinden önce sipariş geçtiği ve siparişin karşılanmadığı ispat edilmediğinden davacının feshinin haksız olduğu anlaşılmakla davacının portföy tazminatının şartlarının oluşmadığı yönünde değerlendirme yapıldığını, işbu gerekçenin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında örf ve adet olarak kabul edilemeyecek bir uygulamanın hükme esas alınmasının TTK 2 maddesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, sözleşmenin sadece bu hükmü dikkate alınarak feshedilmiş olduğu sonucuna varılmasının açıkça kanuna aykırılık teşkil ettiğini, Yerel mahkemenin davacı tarafça davalı şirkete verilen ve bedelsiz kalmış 30.04.2019 tarih 267.500 TL'lik ve 31.05.2019 tarih 267.500 TL'lik toplam 535.000 TL'lik iki adet çekin istirdatı ile ilgili olarak kurmuş olduğu gerekçenin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu iki çekin davacı şirket tarafından davalı şirket ile akdedilmiş bulunan 2019 yılına ait sözleşmeye istinaden verilmiş olduğunun açıkça görülmekte olduğunu, taraflar arasında akdedilen 2019 yılına ait sözleşme gereğince toplam yapılan alışverişin miktarının KDV dahil 183.735,93 TL olduğunu, taraflar arasında 2019 yılı ocak ayından itibaren herhangi bir alışveriş bulunmadığını, bilirkişi raporunda her iki tarafın incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıya 485.161,50 TL borçlu olduğunun görüldüğünü, söz konusu borcun taraflar arasında geçmiş yıllara ait alışverişten dolayı cari hesap olarak çalışmalarından kaynaklandığını, söz konusu miktarın 2019 yılına ait olmadığı ve taraflar arasında da bu miktarda bir alışveriş olmadığının bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu, davalı tarafın davacıdan olan alacağından dolayı söz konusu çeklere el koyduğunu, her ne kadar çekler 2019 yılına ait sözleşmeye istinaden verilmiş olsa bile davalı tarafın alacağı olmasından dolayı çekleri iade etmediğinin davalı tarafça da kabul edilmesi gerektiğini,
Davalının alacaklı olduğu hususunu kabul etmemekle birlikte; bu alacağa istinaden davalı tarafından söz konusu iki adet çeke el konulması ve bu çeklerden dolayı davalı tarafından davacı aleyhine icra takibine başlanması ve davalı tarafından davacı aleyhine icra ceza mahkemesinde karşılıksız çek keşide etmekten dolayı şikayette bulunulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu çeklere davalı tarafından el konulmasının ancak ve ancak hapis hakkıyla açıklanabileceğini, hapis hakkının TMK 952-953 maddeler inde düzenlendiğini, buna göre hapis hakkının doğumu için alacaklının zilyedliğinin borçlunun muvafakati ile kurulması, alacağın muaccel olması, alacaklının zilyedliğindeki taşınır veya kıymetli evrak ile alacak arasında doğal bir bağlantının olması gerektiğini, TMK 953. maddesinde düzenlenen hapis hakkının alacaklı tarafından kullanılması için borçlu tarafından tatmin edilemeyen alacak lının borçluya bir bildirim yaparak zilyedi bulunduğu eşya ya da kıymetli evrakı paraya çevireceğini bildirmesi gerektiğini, burada borçluya yapılacak bildirimin borcun vadesinin geldiğine dair bir bildirim değil yalnızca satış yapılacağına dair bir bildirim olduğunu, ancak taraflar aralarında kesin vade kararlaştırama -dılar ise alacaklının TBK uyarınca borçluyu temerrüde düşürmesi gerektiğini, aksi halde hapis hakkının hiç doğmamış olacağını, davalı alacaklının davacı borçluyu temerrüde düşürdüğüne dair böyle bir bildirimin söz konusu olmadığını, bütün dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere davalı alacaklı tarafından davacı borçluya hiçbir şekilde bir bildirim yapılmadığını, söz konusu çeklerin davalı tarafından alıkonup icra takibine ve çek şikayetine konu edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin çeklerin istirdatı ile ilgili kurmuş olduğu gerekçeli hükmün de bu yönden usul ve esasa aykırılık teşkil ettiğini, yerel mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde sadece ve sadece davalı şirketin alacaklı olduğun dan bahisle davanın reddine karar verildiğinin görülece ğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesine davalının aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı olarak sonlandırıldığı iddiasıyla borcun ifa edilmemesinden kaynaklı zarar, portföy tazminatı, haksız rekabetten kaynaklı maddi ve manevi tazminat ile davacı tarafından davalı şirkete verilen ve bedelsiz kalan toplam 535.000 TL. miktarlı 2 adet çekin istirdadı istemine ilişkindir.Mahkemece, davacının tüm talepleri yönünden davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekilinin usule yönelik istinaf sebepleri incelendiğin de, Bilirkişi raporu Hatay Barosuna kayıtlı davacı vekiline 27/03/2027 tarihinde tebliğ edildiği,10 Şubat 2023 tarihli resmi gazetede yayınlanan 08/02/2023 tarihli ve 6785 Sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla 06/02/2023 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle OHAL ilan edilen illerde dava açma, icra takibi başlatma vs. sürelerin 06/02/2023 (bu tarih dahil) tarihinden 06/04/2023 (bu tarih dahil) olmak üzere durduğu belirtilmiş, süreler bazı il ve ilçeleri kapsayacak şekilde (Hatay dahil) 01/05/2023tarihine kadar uzatılmış, buna göre davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı HMK. 281 madde uyarınca 2 haftalık beyanda bulunma süresinin 02/05/2023 tarihinde başlayıp 16/05/2023 tarihinde salı günü sona erdiği, davacı vekilinin süresi içerisinde rapora karşı beyanda bulunmadığı anlaşılmak la, davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan süresini dolmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davacı vekili 17/05/2023 tarihli duruşmaya uyap sisteminden gönderdiği 17/05/2023 tarihli mazeret dilekçesi ile ;''Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/372 E sayılı duruşmasından dolayı katılamayacağım. Mesleki mazeretimin kabulü ile duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmek üzere başka bir güne bırakılmasını, bu esnada dosyadaki eksikliklerin giderilmesini ve neticeten haklı davamızın kabulüne karar verilmesini talep ederim.'' şeklinde beyanda bulunmuş, mahkemece 17/05/2023 tarihli duruşmanın ara kararı ile; Mazeret belgeli olmadığından mazeretin reddine karar verilmiş olup davacı vekilinin aynı gün ve saatte Beyşehir 1 AHM. De duruşmasının olduğuna ilişkin belge ibraz etmediği gibi, 26/10/2022, 13/10/2021,02/06/2021, 10/02/2021,11/01/2020 tarihli duruşmalara yetkilendirdiği Av. ....'ın katıldığı, aradaki diğer duruşmalara ise davacı vekilinin mazeret dilekçesi gönderdiği görülmüş, dosyada davacı vekili olarak yetkilendirilen Av. .....'ın da mazeret bildirmediği halde duruşmaya katılmadığı, mazeret bildiren davacı vekilinin ise hangi gerekçe ile diğer mahkemeyi tercih ettiğine ilişkin de beyanı da olmadığı gözetildiğinde mahkemece davacı vekilinin mazeretinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. HMK. 186/1 maddesinde;'' (Değişik: 22/7/2020-7251/20 md.) Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer,'' hükmü düzenlenmiş, mahkemece 17/05/2023 tarihli duruşma ara kararı ile; tahkikatın tamamlandığı belirtilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmiş, hazır olan davalı vekilinden esasa ilişkin son sözü sorularak duruşmanın bittiği bildirilip esas hakkında istinafa konu karar verilmiş olup davacı vekilinin HMK. 186 maddesine aykırı karar verildiğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin esasa yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde,Mahkemece, bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir.HMK 282 maddesindeki "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemesi gözetildiğinde; davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verdiği beyan dilekçeleri ile de ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların tartışılıp değerlendirilmiştir. Somut olayda, davacı .... Şti. ve davalı ....Şti arasında 01/02/2016 tarihinde imzalanan sözleşme ile “İşbu sözleşme bir yıl için akdedilmiş olup, süresinin bitiminden 1 ay önce ihbar edilmezse her seferinde bir yıl için aynı koşullarla otomatik olarak yenilenmiş sayılacaktır.” hükmü düzenlenmiş, taraflar arasında 2017 ve 2018 yıllarını kapsar rakamlar güncellenerek aynı hükümleri içeren yeni sözleşmeler akdedilmiş, aynı şekilde en son 2019 yılını kapsamak üzere rakamlar güncellenerek yeni bir sözleşme akdedilmiştir.Davacı tarafından davalı muhataba .....Noterliğinden gönderdiği ../07/2019 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile davalı ile yapmış oldukları sözleşmeyi feshetmiş ise de, taraflar arasındaki sözleşmenin Fesih başlıklı 9.1. Maddesi uyarınca davacının fesihten önce davalıya ihlalin giderilmesi veya edimin yerine getirilmesi için 15 günlük süre verilmediği gibi davacının fesih gerekçelerini ispat edemediği, bu nedenle sözleşmenin haklı nedenle feshedilmediği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 10.6. maddesinde;'' Bayi, işbu sözleşmenin her ne surette olursa olsun sona ermesi veya feshi halinde, Şirket”in mallarını tanıttığı, pazar yarattığı, artı değer oluşturduğu ve benzeri sebep ve iddialarla Şirket'ten hiç bir hak veya tazminat talep edemez. '' hükmü düzenlenmiştir.Ayrıca davacının denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için sözleşmeyi feshinin haklı bir nedenle gerçekleşmiş olması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre davacının fesih tarihinden önce sipariş geçtiği ve siparişin karşılanmadığı ispat edilemediğinden davacının feshinin haksız olduğu ve davacının portföy tazminatı talep şartlarının oluşmadığı anlaşılmıştır.Yine taraflar arasındaki önceki sözleşmelerin 3.1 maddesinde; Bayi, siparişlerini, teslim edilmesini istediği tarihten en az 7 gün önceden yazılı olarak Malzeme Talep Formu ile Şİrket'e bildireceği, bayi tarafından verilecek siparişler ancak şirket tarafından yazılı olarak kabul edildiği takdirde geçerli olacağı, şirket, tüm koşullarına yazılı olarak onay vermediği hiç bir siparişi yerine getirmekle yükümlü olmadığı düzenlenmiş, 2019 yılını kapsayan sözleşmede siparişlerin nasıl geçileceği düzenlenmemiş olmakla birlikte önceki sözleşmelerde yer alan bu hükümle taraflar arasında yerleşmiş bir uygulama olduğu, ayrıca son sözleşmede sipariş geçilmeksizin mal gönderileceğine dair bir hüküm bulunmadığı, dosya kapsamında davacının sipariş geçtiğine dair herhangi bir belge bulunmamakta olup davalının mal tesliminde temerrüde düştüğünden bahsedileme yeceğinden tazminat koşullarının oluşmadığı değerlendirilmiştir.Davacı çalışanlarının davalı şirket bünyesine geçmiş olmasının başlı başına haksız rekabetin varlığı için yeterli olmadığı,dosya kapsamı itibariyle davalının TTK. 54,55 Maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturacak eylemlerinin olmadığı anlaşılmıştır.Davacı taraf, davalı şirkete verilen ve bedelsiz kalmış toplam 535.000 TL'lik 2 adet çekin istirdadını talep etmiş ise de, her iki tarafında incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıya 485.161,50 TL borçlu olduğu tespit edilmiş, söz konusu çeklerin ödemesi yapılmadan ticari defterlere ödeme gibi girildiği ve istirdat şartlarının oluşmadığı tespit edilmiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle davanın reddine yönelik hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 27/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.