Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında kargo hizmeti hususunda anlaşma sağlandığını, bu anlaşmaya göre müvekkili şirketin, sanal ortamda kendisinden satın alınan ürünleri paketleyip üçüncü kişi olan müşterilere teslim edilmek üzere davalı şirkete vereceğini, davalı tarafın ise herhangi bir zayî oluşmadan kargoları dava dışı alıcılara teslim edeceğini, davalı tarafın, bu hizmeti gerçekleştirirken gerekli tüm özeni göstereceğini kabul ettiğini, müvekkili şirketin, yapmış olduğu ticari iş ilişkisi çerçevesinde dilekçeleri ekinde mevcut faturalara konu olan ürünleri müşterilerine teslim edilmek üzere davalı şirkete teslim ettiğini, ancak davalının gerek kanuni olan gerek sözleşmede belirlenen özen sorumluluğunu yerine getirmediğini, müvekkili şirketin ürünlerini müşterilerine teslim etmediğini, eksik ve ayıplı olarak müvekkili şirkete hizmet vererek müvekkil şirketi mağdur ettiğini, müvekkili şirketin, davalı yana teslim edilen ürünlerin dava dışı alıcılarına ulaşmadığından ticari itibarının zedelendiğini ancak davalı tarafın, faturalara konu edilen ürünleri müvekkili şirketin dava dışı olan müşterilerine teslim etmeyerek müvekkil şirketi zarara uğrattığını, bu hususun bilirkişi incelemesi ile de tespit edileceğini, müvekkili şirket nezdinde doğmuş olan zararlarının tüm şifahî ihtarlara rağmen giderilmediğini, taraflar arasındaki sözleşme ve bu ticari ilişkiye istinaden müvekkilinin yapmış olduğu işlere karşılık fatura kestiğini ve bu faturaların müvekkil şirkete ait ticari defter ve kayıtlara da işlendiğini ileri sürerek müvekkili şirketin bugüne kadar 49.436,00 TL uğradığı zararın tespiti ile davalı taraftan tahsiline, iş bu alacaklarına olay tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine dair karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Yetki ve belirsiz alacak davası açılamayacağı yönünde ilk itirazları olduğunu, kargo taşımacılığında kargo şirketlerinin paketin içeriği ile ilgili bilgi sahibi olma olanağı bulunmadığını, işbu bedel ikamesinin de taraflarınca kabul edilemeyeceğini, afaki olarak ilk alınma tarihine göre satım bedeli faturası sunulan faturanın tarafları dahi gönderici ile uyuşmayan telefonlara ilişkin olarak dava dilekçesinde belirtilen değerlerin somut ispattan uzak olmakla kabul edilebilir nitelikte olmadığını, dava dilekçesi ile talep edilen ürünlerin sıfır olduğunun davacı tarafından ispatlananamamakla birlikte 2. el kabulünün gerektiğini, bu nedenle iddia ve talep edilen ürünlerin 2. el cep telefonu olup taşınması yasak kargolardan olduğunun kabulü gerektiğini, şirketlerinin taşınan maldan sorumlu olabilmesi için taşıma sözleşmesinin kurulması sırasında taşımaya konu gönderinin içerik bilgisi verilmesinin zorunlu olduğunu ancak davacı tarafça müvekkili şirkete gönderi içeriği hakkında bilgi verilmediğini, paket olarak teslim edildiğini, davacı tarafın müvekkili şirketin çalışanlarına içerik bildirmediğini, davacının 2. El elektronik eşya taşımak için ancak bilgi vermesi ve eksik ambalajlama yapmaması şartı ile müvekkilinin bu tür eşyaları taşıyabileceğinin bilgisinde olduğunu, bu sebeple şirketlerinin ziyadan dolayı sorumlu tutulmasının söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin teslim anında içeriği bildirilmeyen gönderilerden sorumlu olmadığını, davacı tarafın kötüniyetle açıkça müvekkilin itibarını zedeleyip, maddi çıkar elde etme gayesinde olduğunu, taşıma faaliyetinde bulunan kargo firmalarının sigorta şirketi olmadıklarını, işbu nedenlerle 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 882.maddesinde taşıma işlerinde kargo firmalarının sorumluk sınırlarının belirlendiğini, asla kabul etmemekle birlikte ilgili kargonun bir an için ziyaı uğradığı düşünülse bile müvekkili şirketin, taahhütnamenin içeriğinde açıkça gönderilecek ürünlerin muhteviyatının cam, seramik, ev eşyası, kullanılmış elektronik ve beyaz eşya olması durumunda taşıyıcı bu ürünleri sigorta kapsamı dışında sevk edecek ve sevk esnasında hasar oluşması halinde gönderici taşıyıcıdan zarar talebinde bulunamayacağını, yazılı tutanağı ıslak imza ile teslim aldığından sorumluluktan kurtulacağını, beyan ederek davacının davasının öncelikle usulden aksi halde davacının davasının ve tüm taleplerinin esastan reddine, yargılama harç ve giderleri ile, ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi 21/06/2023 tarih ve 2021/463 Esas - 2023/548 Karar sayılı kararında;"..........Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, kargo içeriğinin tam olarak tespiti mümkün değilse de davalının taşımaya aldığı 15 farklı kargo taşımasında tam zayi-kayıp kaynaklı davacı zararının 49.436,00 TL olduğunun kabul edilebileceği ve alacağa dava tarihinden itibaren avans faiz uygulanması gerektiği, davalının kargo kayıp sebebini oraya koyamadığı için zararın tümünü tazmin etmesi gerektiği, davalının gönderileri alıcılarına teslim ettiğine dair delil sunabilse idi teslim edilen gönderlerin tutarı kadar davacıya borçlu olamayacaklarının değerlendirileceği ancak sunamadığı dikkate alınarak 49.436,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, ''Davanın kabulü ile 49.436,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı arasında kargo hizmeti hususunda anlaşma olduğunu, bu anlaşmaya göre müvekkil şirketin, sanal ortamda kendisinden satın alınan ürünleri paketleyip üçüncü işi olan müşterilere teslim edilmek üzere davalı şirkete vereceğini, davalı tarafın ise herhangi bir zayî oluşmadan kargoları dava dışı alıcılara teslim edeceğini, davalı tarafın bu hizmeti gerçekleştirirken gerekli tüm özeni göstereceğini kabul ettiğini, müvekkil şirketin yapmış olduğu ticari iş ilişkisi çerçevesinde; mevcut faturalara konu olan ürünleri müşterilerine teslim edilmek üzere davalı şirkete teslim ettiğini, ancak davalının gerek kanunî olan gerek sözleşmede belirlenen özen sorumluluğunu yerine getirmediğini, müvekkil şirketin ürünlerini müşterilerine teslim etmediğini, eksik ve ayıplı olarak müvekkil şirkete hizmet vererek müvekkil şirketi mağdur ettiğini, davacı müvekkil şirketin, davalı yana teslim edilen ürünlerin dava dışı alıcılarına ulaşmadığından ticari itibarının zedelendiğini, Mahkemece hesaplanan zararın iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken, ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması ve hesaplanan bu miktara hükmedilmesi gerektiğini, yanılgılı değerlendirme sonucu yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Denkleştirici adalet ilkesi gereğince; güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değerin her bir dönem için hesaplanması ve bunların ortalamasının alınması gerektiğini, yerel mahkemece davacı müvekkilin yapmış olduğunu kanıtladığı ödemelerin denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncellenmiş değerinin tespiti yönünden bilirkişi raporu alınması gerektiğini, davacı müvekkilin ödediği satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı alım gücü, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğini,
Davacı müvekkil tarafından davalıya kargo taşımacılığı için verilen ürünler ve bedellerinin 2020 yılı ile 2023 yılları arasında yüksek enflasyonlar oranlarına maruz kalması sebebiyle fiyatların fahiş oranlarda yükseldiğini, davacı müvekkilin maddi kaybı çok fazla olduğundan müvekkil zararına denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; yerel mahkemenin yetki itirazlarını hukuka uygun gerekçelerle değerlendirmediğini, uyuşmazlık konusu davada müvekkil şirket aleyhine taşımacılık sözleşmesinden doğan tazminat alacağı bakımından talepte bulunulduğunu, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6. maddesinde bulunan genel yetki kuralları uygulanacak ise müvekkil şirket merkezinin; İstanbul ili, Bağcılar ilçesinde mukim olması nedeni ile, şirket merkezi sınırları içerisindeki mahkemelerin yetkili olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, ayrıca huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar olmadığını,Kargo taşımacılığında kargo şirketlerinin paketin içeriği ile ilgili bilgi sahibi olma olanağının bulunmadığını, kaldı ki davacı tarafından kargo içeriğine ilişkin herhangi bir somut belge sunulmadığını, taşıma sözleşmesi gereğince taşınan eşyanın ne zaman alındığı, kaç yıldır kullanıldığı, güncel piyasa değerinin ne kadar olduğunun belirtilmediğini, işbu bedelin ikamesinin kabul edilemeyeceğini, afaki olarak ilk alınma tarihine göre satım bedeli faturası sunulan faturanın tarafları dahi gönderici ile uyuşmayan telefonlara ilişkin olarak, dava dilekçesinde belirtilen değerlerin somut ispattan uzak olduğunu, içeriğinin ispata muhtaç olduğunun bilirkişi tarafından da tespit edildiğini, Talep edilen ürünlerin sıfır olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığını, 2. el olduğunun ve bu nedenle de iddia ve talep edilen ürünlerin taşınması yasak olduğunun kabulünün gerektiğini, ürünler izinli taşınmadığından müvekkil şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkil şirketin taşınan maldan sorumlu olabilmesi için taşıma sözleşmesinin kurulması sırasında taşımaya konu gönderinin içerik bilgisi verilmiş olması gerektiğini, ancak davacı tarafça müvekkil şirkete gönderi içeriği hakkında bilgi verilmediğini, paket olarak teslim edildiğini, taşıma sözleşmesinde taşınması mutlak surette yasak olan kargoların belirtildiğini ve bildirilmeyerek taşınması halinde sorumluluk kabul edilmediğinin de hüküm altına alındığını, Müvekkil şirketin, davacının hasar başvurusunda bulunması ile söz konusu taleplerini hasar - tazmin komisyonunca incelediğini, taşıma sözleşmesi kurulurken davacı tarafından içerik bilgisi verilmediğinden talebin reddedildiğini, davacı tarafın içerik bilgisi hakkında ve faturası hakkında bilgi paylaşmadığını ve müvekkil şirketin çalışanlarına kargoyu taşınmak üzere teslim ettiği tarih ile dosya içerisine sunulan faturalarda alıcı ve gönderici isimlerinin uyuşmadığını, davacının mesnetsiz iddialarının gerçeği yansıtmadığını, Kargoların taşıma sırasında zarar gördüğü kaybolduğu kabul edilse dahi, iddia edilen ürün bilgileri taşıma sözleşmesi sırasında bildirilmediği için sadece SDR miktarının ödeneceğini, iddia ettiği ürünlerin taşınmasından doğan zararlarda müşteri sorumluluğunun söz konusu olduğunu, bu sebeple açılan davanın reddinin gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, kargo taşıma sözleşmesine konu emtianın gerçek alıcılarına teslim edilmemesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın davalı taşıyıcıdan tazmini istemi ile açılan alacak davasıdır.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Somut olayda, tarafların kargo hizmeti hususunda anlaştıkları, davacı tarafın müşterilerinin sipariş ettiği 15 adet cep telefonunu müşterilere teslim edilmek üzere davalı şirkete teslim ettiği halde davalı kargo şirketi tarafından gerçek alıcılarına teslim edilmediği iddiasıyla davalıdan 15 adet telefon fatura bedellerini talep etmektedir.Davalı taraf cevap dilekçesi ile, taraflar arasında kargo taşıma sözleşmesi olduğunu ileri sürüp imzasız kargo taşıma hizmet sözleşmesi ibraz etmiş ise de, davacı taraf da dava dilekçesi ile taraflar arasında kargo taşıma sözleşmesi olduğunu belirtip davalı tarafça ibraz edilen imzasız sözleşme içeriğine açıkça itiraz edilmediği, davalı tarafça ibraz edilen sözleşmenin uyuşmazlıkların çözüm yeri başlıklı 8.1. Maddesinde;'' Sözleşmeden dolayı oluşacak ihtilaflarda İstanbul Mahkemeleri ve İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğu,'' düzenlenmiş, tarafların tacir olduğu da gözetilerek HMK. 17 Madde uyarınca yetki sözleşmesinin geçerli olduğu, yetki sözleşmesi uyarınca İstanbul Mahkemeleri yetkili olduğundan mahkemece davalı tarafın yetki itirazının reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan davalı vekilinin mahkemenin yetkisine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı taraf dava dilekçesi ile, 15 adet cep telefonunun gerçek alıcılarına teslim edilmemesi nedeniyle oluşan zararın tazminini talep edip toplam fatura bedellerini dava değeri olarak gösterdiği, ayrıca zarardan kaynaklı fazlaya ilişkin alacağı tespit edildiği taktirde de bu alacak haklarını da saklı tuttuğunu belirtip belirsiz alacak davası olarak dava açmış ise de, hukuki nitelendirme hakime ait olduğu, davacı dava konusu telefon bedellerini dava değeri olarak gösterdiği, fazlaya ilişkin zararın tespiti halinde bu zarara ilişkin talep haklarını saklı tuttuğundan, davalı vekilinin belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararı olmadığına ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu(VUK)'nun 230/5. Maddesi uyarınca, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, (Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır. 24/12/2015 tarih ve 29572 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 464 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin Kargo ve Lojistik İşletmeleri başlıklı 3.4. Maddesinde, kargo ve lojistik işletmeleri ticari nitelikteki gönderileri Vergi Usul Kanunu uyarınca düzenlenmesi zorunlu tevsik edici belgeler ile birlikte kabul edecekleri ve taşıma esnasında istenildiğinde ibraz edilecek şekilde gönderiye ekleyecekleri hususları düzenlenmiştir. Davalı şirket, dava konusunun ticari bir taşıma olması ve taşıttıranın tüketici olmaması nedeniyle taşımaya konu emtiayı kabul ederken gönderiye ilişkin sevk irsaliyesiyle birlikte kabul etmek zorunda olduğundan, davacının gönderi ile birlikte fatura, sevk irsaliyesini de verdiğinin kabulü gerekir. Aksinin davalı tarafça ispatı gerekmektedir. Davacı tarafça ibraz edilen irsaliye faturalara göre 15 adet cep telefonunun 2. el olmadığı ve değerinin 49.636,00 TL. olduğu anlaşılmıştır. HMK'nın 282.maddesi uyarınca bilirkişi raporu takdiri delil olup mahkemece, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirileceğinden İlk Derece Mahkemesince sunulan deliller, bilirkişi rapor içeriğindeki tespitler de gözetildiğinde;Taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı ihtilafsızdır. Söz konusu emtianın alıcıya teslim edildiğini ispat yükü davalıdadır. Davalı taraf her ne kadar cevap dilekçesinde davalının üzerine düşen edimi yerine getirdiğini ve kusuru olmadığını beyan etmiş ise de, kargonun gerçek alıcısına teslim edildiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır.Davacının gönderisinin, davalının görevlilerince teslim alındıktan sonra alıcısına teslim edilmediği anlaşılmaktadır. Somut olayda, ziyaın taşıma sırasında meydana geldiği açık bulunduğundan davalının Türk Ticaret Kanununun 875. maddesi gereğince somut olayda meydana gelen zarardan sorumlu bulunduğu anlaşılmıştır. Davalının, TTK. 876 ve 878. maddelerinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma hallerinden birisinin bulunduğunu kanıtlayamadığından, sorumluluğu esastar. TTK'nın 875. maddesi uyarınca, taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın ziyaından veya hasarından doğan zararlardan sorumludur. Aynı Kanun'un 879. maddesi uyarınca, taşıyıcı, adamlarının görevlerini yerine getirmeleri sırasındaki fiil ve ihmallerinden de kendi fiil ve ihmali gibi sorumludur. Genel kural, taşıyıcının zıya ve hasardan sınırlı sorumluluğunun olduğu şeklinde ise de TTK'nın 886. maddesinde de taşıyıcının sorumluluk sınırlamalarından yararlanamayacağı haller düzenlenmiştir. Bu maddeye göre göre; zarara, kasten veya pervasızca bir davranışla ve böyle bir zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle işlenmiş bir fiilinin veya ihmalinin sebebiyet verdiği ispat edilen taşıyıcı veya 879. maddede belirtilen kişiler, sorumluluk sınırlamalarından yararlanamaz. Somut olayda, davalının TTK'nın 850/2.maddesi gereğince taşınan kargoyu varma yerine götürmeyi ve belirtilen kişiye teslim etmeyi taahhüt ettiği, buna karşın davalının, taşınan kargoyu varma yerinde gerçek alıcına teslim ettiğini ispat edemediği, bu durumun TTK'nın 886. maddesi kapsamında ağır kusur teşkil ettiği, davalı taraf, sorumluluk sınırlamalarından yararlanamayacaktır. (Yargıtay 11.HD, 11.04.2018 T,2016/10553 E, 2018/2587 K sayılı emsal ilamı) Dava dosyasına sunulan faturalar ve bilirkişi raporundaki tesbitler doğrultusunda mahkemece taşınan emtianın fatura bedelinin tamamının tazminine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı tarafın, zararın denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılması gerektiğine yönelik istinafı ve davalı tarafın SDR hesabına göre zarar miktarının hesaplanması gerektiğine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.376,97 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 844,25 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.532,72 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf edenler üzerinde bırakılmasına,

6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,

7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 27/04/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.