İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.09.2023 tarih 2022/1453 E. 2023/670 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ...'ün maliki olduğu,... idaresindeki ... plakalı ... model... marka araç ile Davalı....'ün maliki olduğu, ... idaresindeki .... plakalı ... model ... marka araç arasında 05.10.2022 tarihinde, davacıya ait .... plakalı araç İstanbul İlinde E80 Karayolu üzerinde Ataşehir İlçesinden Kocaeli İli İzmit İlçesi istikametine doğru seyir halinde iken, ... plakalı araç sür ün aynı karayolu üzerinde, aynı istikamette seyir ettiği sırada hatalı şerit değiştirirken dikkatsiz, özensiz ve tam kusurlu olarak davacıya ait araca arkadan çarpması sonucu davaya konu kaza gerçekleşmiş ve davacıya ait araç maddi hasara uğradığı, kaza neticesinde davacıya ait aracın ana aksamlarının değiştiği, ciddi anlamda kaporta işçiliği ve boya işçiliği yapılmış olduğu, davacının aracında yaklaşık 27.921,47 TL tutarında maddi hasar meydana geldiği, davacının aracında kaza öncesi hasar kaydı olmadığı, kaza sonucu ciddi anlamda kaporta işçiliği ve boya işçiliği yapıldığının hasar dosyası ile sabit olduğu, tramer kayıtlarına da kaza kaydı geçmiş olduğundan, aracın satışı halinde bu kayıtların alıcı tarafından rahatlıkla görülebileceği ve davacının doğal olarak bu kazalı aracını, kaza görmemiş gerçek değerinden daha düşük fiyatla satacağı, aracın kaza tarihindeki hasarsız 2. el satış değeri ile tamir edildikten sonraki ikinci el satış değeri arasındaki farkın hesaplanarak davacıya ödenmesi gerektiği, öte yandan aracın tamir süreci; parça bekleme, ayrıntılı ve detaylı işçilik çalışması vb. gibi nedenlerle uzun sürdüğü, davacının bu süre boyunca aracından mahrum kalması nedeniyle uğradığı zararlar da karşı yan araç maliki ve sürücüsü tarafından karşılanmadığı, davacının kazalı aracından mahrum kaldığı makul tamir süresi içerisinde ikame araç için ödemesi gereken bedel, kazaya sebebiyet veren araç maliki ve sürücüsünün sorumluluğunda olduğu, davalı Sigorta Şirketinin, davaya konu trafik kazası sonucu, davacının aracında meydana gelen gerçek zarardan sorumlu olduğu, davacının zarar gören konumunda olduğu, aracında oluşan gerçek zararın tazmini gerektiği, aracının eşdeğer parçalarla onarımını kabul etmesi kendisinden beklenemeyeceği, aracın onarımı yapılsın ya da yapılmasın, onarıma ilişkin fatura olsun ya da olmasın orijinal parçalar kullanılarak yapılan aracın tamir bedeli ne olacak ise bu bedeli Sigorta Şirketi, Müvekkil zarar görene ödemekle yükümlüdür. Hatta bu yükümlülüğe işçilik ve parça için ödenen KDV'nin de dahil edilmesi gerektiği, ayrıca hasarlı araçta meydana gelen zararın tazmin edilmesi sırasında herhangi bir tedarik iskontosu uygulanmasının kabul edilmemesi gerektiği Yüksek Mahkeme kararları ile sabit olduğu, sigorta Şirketi tarafından bu yükümlülük olması gerektiği gibi yerine getirilmediği ve davacının aracında yapılan parça değişimleri, mevzuata aykırı parçalarla gerçekleştirildiği, bu durumda gerçek zararın Sigorta Şirketi tarafından giderilmemesi nedeniyle ortaya çıkan hasar fark bedelinin davacıya ödenmesi gerektiği, yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda, davalılar tarafından ödenmesi gereken araç değer kaybı, araç mahrumiyet bedeli ve hasar fark bedelinin tahsilini dava ve talep etmiştir.
Davalı .... A.Ş. Cevap dilekçesinde özetle; Huzurda görülen davaya ilişkin olarak yetkili mahkeme müvekkil şirketin merkezinin yargı çevresinde yer alan İstanbul Anadolu Mahkemeleri olması nedeniyle yetki itirazında bulunduklarını, Davacı taraf, araç hasarı zararı yönünden talep konusunu belirlediği, fakat davasını yine de belirsiz alacak davası olarak ikame ettiğini, davacı tarafın dava konusu tamamen ve açık şekilde belirli olduğunu iddia etmesine rağmen davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğu sigortalısının kusuru ve bakiye poliçe limiti ile sınırlı olduğu, başvurudan önce, 22/12/2022 tarihinde karşı yan araç için 5.703,00 tl değer kaybı tazminatı ödendiği, hesaplamanın tamamen doğru verilere göre yapıldığı, ve müvekkili şirketin poliçeden kaynaklanan tüm sorumluluğunu yerine getirdiği, bu durumda, başvurunun doğrudan reddine, aksi halde, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemenin toplam tazminattan -ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte- mahsup edilmesini, masraf ve vekalet ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasını talep ettiklerini, davacıya ait aracın davaya konu kazadan daha öncesinde bir kazaya karışıp karışmadığının ve aynı bölgeye hasar almış olup olmadığının tespitini talep ettiklerini, davaya konu edilen aracın aynı yerde birden fazla hasarının olduğu, araç geçmişinde 3 ve daha fazla hasar olması hallerinde değer kaybı oluşmayacağı için belirtilen hususların tespitini ve netice olarak davanın reddini talep ettiklerini, Davacının davasının ispatı halinde; müvekkili şirketin öncelikle ferilerden sorumlu tutulmamasını, olmaz ise, asıl alacak, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti açısından ayrı ayrı bakiye poliçe limiti ile sorumlu tutulmasını, faizin en erken dava tarihinden başlatılmasını, Davanın reddedilen kısmı açısından yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmilini talep etmiştir.
Davalılar .... ve .... cevap dilekçelerinde özetle; Huzurdaki davanın taraflarından biri sigorta şirketi olduğu, bu husus uyuşmazlığın niteliği ticari dava haline getirdiği, Ticari nitelikteki uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabuluculuğa başvurunun zorunlu olduğu, davacı tarafça dava açılmadan önce yalnızca sigorta şirketine karşı arabuluculuk başvurusu yapıldığı, bu nedenle davanın öncelikle tarafları yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddini talep ettikleri, taraflarının kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurlarının bulunmadığını, Davacı tarafça, dava dilekçesinde kusura ilişkin ileri sürülen iddiaların haksız ve mesnetsiz olduğu, Dava konusu kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranlarının Bilirkişi tarafından incelenmesi ve tayin edilmesi gerektiği, Kazaya karışan ....plaka sayılı araç, kaza tarihinde diğer davalı .... A.Ş. tarafından sigortalandığı, Kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının uğradığını iddia ettiği araç değer kaybı ve gün kaybı zararlarının da zorunlu trafik sigortası poliçesi kapsamında olduğu, Davacı, zarara ilişkin iddiasını ispatla mükellef olduğu, Bu bağlamda, davacı, araçtan mahrum kaldığı güne ilişkin, uğradığını iddia ettiği zararı ispatlar nitelikte herhangi bir belgeyi dosyaya ibraz etmediği, Ayrıca, sigorta şirketi tarafından davacıya ikame araç verilip verilmediğine ilişkin bir bilgi de dosya kapsamında mevcut olmadığı, Bu nedenle, ilgili sigorta şirketine müzekkere yazılarak davacıya kaza sonrası, ikame araç temin edilip edilmediğinin sorulmasını talep ettiklerini, öncelikle dava açılmadan önce tarafları aleyhine arabuluculuk başvurusu yapılmamış olması sebebiyle huzurdaki davanın öncelikle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesini; esasa ilişkin yapılacak yargılama neticesinde kusura ilişkin itirazları göz önüne alınarak haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu uyuşmazlığın davacıya ait aracın değer kaybı zararı, ikame araç bedeli ve hasar fark bedeline ilişkin olduğu, davalı sigorta şirketinin 22.12.2022 tarihli 5.703,00 TL tutarlı ödeme sonrası temerrüde düştüğü, dava konusu kazada 05.10.2022 tarihinde davacıya ait olan .... plakalı araç ile davalı sürücü .....'ün kullandığı ... plakalı araçların maddi hasarlı trafik kazası yaptıkları, davalı sigorta şirketinin bu aracın trafik sigortacısı olduğu, kaza sonucu davacı aracında değer kaybı oluştuğu iddiası ile oluşan değer kaybı için iş bu maddi tazminat davasının açıldığı, kazada hükme esas alınan kusur raporu uyarınca davalı sürücü ....'ün % 100 oranında kusurlu olduğu, davacıya ait araç sürücüsünün ise kusursuz olduğu, davacıya ait araçta oluşan değer kaybı zararının 24.297,00 Tl olduğu, araçtaki hasar durumu dikkate alındığında makul onarım süresinin 15 gün olduğu günlük kira bedelinin KDV dahil 450,00 TL olduğu ve 15 gün için ikame araç bedelinin 6.750,00 TL olduğu, davacının hasar farkı talebi yönünden aracın onarımının davacının kasko şirketi tarafından yapıldığı ve hasar bedelinin davalı sigorta şirketi tarafından davacının kasko şirketine ödendiği, davacıya ait aracın onarımının yetkili serviste orjinal parçalar kullanılarak gerçekleştirildiği, davacının onarıma yönelik herhangi bir ücret ödemediği bu suretle davacının aracının orjinal parçalarla onarımının sağlanarak gerçek zararının giderildiği gerekçesiyle davanın değer kaybı ve ikame araç zararı yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, hasar fark talebine yönelik kısım yönünden kısmen reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin 24.297,00 TL değer kaybı bedelinin tahsiline yönelik kararının doğru olduğunu ancak davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinin hatalı olarak belirlendiğini, davalı şirketin 14.12.2022 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü halde mahkemece 22.12.2022 tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, sigorta şirketinin gerçek zararı ödemekle yükümlü olduğunu ve KDV dahil olmak üzere belirlenecek hasar bedelinin iskontosuz olarak ödemesi gerektiğini, davacıya ait araçta iskontosuz ve KDV hariç 27.837,98 TL tutarında maddi hasar meydana geldiğinin bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, KDV dahil zarar miktarının 32.848,81 TL olduğunu ve davalının 27.532,35 TL tutarlı ödemesinin mahsup edilmesi halinde bakiye 5.316,46 TL hasar bedeli bulunduğunu, bu miktarın davacıya ödenmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılarak davacı lehine yeniden hüküm kurulmasını istemiştir.
Dava, trafik kazası nedeniyle zarar gören araca ilişkin hasar fark bedeli, değer kaybı zararı ve ikame araç zararı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Sigorta şirketi poliçeden kaynaklanan tazmin borcunu yerine getirirken gerçek zararı ödemekle yükümlü olduğundan, aracın onarımı yapılsın yada yapılmasın onarıma ilişkin fatura olsun yada olmasın hasar bedeli üzerinden hesaplanan KDV'yide zarar görene ödemek zorundadır. (Yargıtay 17 HD'nın 05.06.2014 tarih ve 2014/9038 E. - 2014/9078 K.) Motorlu aracın işletilmesi sırasında meydana gelen zararlardan dolayı sorumluluk zarar görenin uğradığı gerçek zarar ile sınırlıdır. BK’nun 42. (6102 sayılı Kanun 50. Md.) 6762 sayılı TTK'nın 1283. ( 6102 sayılı TTK'nın 1427 vd) maddeleri gereğince sigortacı, sigorta ettiren veya sigortadan yararlananın uğradığı gerçek zararı tazminle yükümlü olup motorlu aracın neden olduğu zarar nedeniyle meydana gelen gerçek zarar giderilmelidir. Gerçek zarar, zarar gören şeyin eski hale getirilebilmesi için gereken onarım ve işçilik giderlerini kapsar. Davalı sigorta şirketi gerçek zarardan sorumlu olup araç hiç tamir edilmemiş olsaydı dahi zarar gören kişinin gerçek zararına göre tazminat miktarı hesaplanması gerekmektedir. Zira, zarar görenin çıkma ve eşdeğer parçalarla aracı tamir etmesi beklenemeyeceği gibi gerçek zarar ancak aracın onarımında tamamen orijinal parçalar kullanılmak suretiyle karşılanır. Hasar bedeli tespit edilirken davalı sigorta şirketiyle servis arasında yapılan anlaşma vb nedenlerle yedek parça ve işçilik bedellerinin değerinde indirim yapılmaksızın meydana gelen gerçek zarar giderilmelidir. (Yargıtay 17 HD'nın 15.12.2011 tarih 2011/4075 E. 2011/12321 K., 28.03.2016 tarih 2015/17481 E. 2016/3833 K., 04.04.2016 tarih 2015/14700 E. 2016/4229 K., 17.03.2014 tarih 2014/4531 E. 2014/3704 K.)
Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli 2019/40 E-202/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiş olması nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK.nın ve 6098 sayılı TBK.nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir. (Yargıtay 17. HD'nin 03.12.2020 tarih 2019/6271 E. -2020/8104 K.). Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Dava tarihinden sonra 19.06.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7327 sayılı Kanunun 18. maddesiyle KTK'nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle bu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere "Bu tazminatlardan; a) Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı olarak dikkate alınarak.... hesaplanır" ibareleri eklenmek suretiyle Anayasa Mahkemesinin iptal kararına uygun şekilde bir düzenleme yapılmıştır. Böylelikle poliçe tarihi itibariyle ister eski genel şartlar ister yeni genel şartlar yürürlükte olsun Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararından sonra değer kaybı tazminatının yeni genel şartlara göre hesaplanması mümkün değildir. Değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp, onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki 2. el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınarak belirlenmelidir. (Yargıtay 17. HD 07.03.2016 tarih ve 2015/15003 E.- 2016/2856 K. sayılı ilamı)
Somut uyuşmazlıkta davacı vekilinin hasar fark bedeline ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; Yukarıda da değinildiği üzere sigorta şirketi gerçek zararı karşılamak zorunda olmakla birlikte gerçek zararın aracın kaza öncesi duruma getirilmesi(değer kaybı hariç olmak üzere) için sarf edilecek maddi tazminatın ödenmesi yoluyla olabileceği gibi aracın doğrudan onarımının sağlanması yoluyla da gerçekleştirilebileceği, somut uyuşmazlıkta davacıya ait aracın dava dışı kasko şirketi tarafından orijinal parçalarla onarıldığı, davacının eksik veya ayıplı bir onarıma dair iddiasının bulunmadığı, bu durumda davacıya ait aracın hasarının tam olarak onarılmış olması nedeniyle zararının tamamen karşılandığının kabulü gerektiğinden mahkemece bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davacının aracında oluşan hasarın dava dışı kasko şirketi tarafından tamamen ve orijinal parçalarla onarılması nedeniyle bakiye hasar bedeli talep edilemeyecek olmasına, kusur ve hasarın olayın oluş şekli ve dosya kapsamına uygun olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda aşağıda sıralı bent dışında bir hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Davalı vekilinin faiz başlangıç tarihine ilişkin istinaf nedeninin incelenmesinde; 2918 sayılı KTK'nın 98/1, 99/1. maddeleri ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi Genel Şartları`nın B.2. maddesi uyarınca rizikonun, bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigorta şirketinin tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta olup, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Eldeki davada, davacı yanca davalı şirkete 02.12.2022 tarihinde yapılan hasar ihbarı neticesinde 8 iş günü sonunda 14.12.2022 tarihinde temerrüt gerçekleştiği, davacı vekilinin dava dilekçesinde ve değer artırım dilekçesinde dava konusu tazminata temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminde bulunduğu gözetilerek değer kaybı zararı yönünden 14.12.2022 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği halde yanılgılı değerlendirmeyle 22.12.2022 tarihinden itibaren faiz işletilmiş olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerindedir.
Bu durumda, davalı vekilinin yerinde görülen istinaf istimine ilişkin kısım yönünden yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak istinaf yoluna taşınmamakla kazanılmış hak oluşturan kısımlar korunmak suretiyle yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.09.2023 tarih 2022/1453 E. 2023/670 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-İstinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile;
24.297,00 TL değer kaybı alacağının davalılar ... ve .... yönünden kaza tarihi olan 05.10.2022 tarihinden; davalı sigorta şirketi yönünden kaza tarihindeki poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihi olan 14.12.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine,
6.750,00 TL araç mahrumiyet bedelinin kaza tarihi olan 05.10.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ....ve ....ten müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine,
Hasar fark bedeline ilişkin davalı sigorta aleyhine açılan davanın REDDİNE,
Alınması gerekli 2.120,82 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harç ile 578,56 TL tamamlama harcı düşülerek eksik 1.461,56 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Davalı .... ŞİRKETİ kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca 2.981,44 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı .....ŞİRKETİ'ne verilmesine,
Davacı tarafından dosyaya yapılan başvurma harcı 80,70 TL, peşin harç 80,70 TL, tamamlama harcı 578,56 TL, keşif harcı 1.274,90 TL ile bilirkişi ücreti 1.200,00 TL, posta ve tebligat gideri 748,00 TL olmak üzere toplam 3.962,86 TL yargılama giderinin dava kabul oranı (%91,23) üzerinden hesaplanan 3.615,31 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, geri kalanının davacı üzerinde bırakılmasına,
Davalı .....ŞİRKETİ tarafından dosyaya herhangi bir masraf yapılmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
Dosya içerisinde kurum ve kuruluşlardan ya da başka mahkemelerden getirtilen evrak veya dosya asıllarının bulunması halinde dosyanın kesinleşmesinden sonra iade edilmesine,
Taraflarca yatırılan ancak kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıranlara iadesine,
3-İstinaf yoluna başvuranın ödediği istinaf harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 817,35 TL tebligat ve posta masrafı olmak üzere toplam 1.555,35 TL istinaf yargılama giderinin davalı .... .. Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.