İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
BİRLEŞEN İZMİR 4.ATM'NİN 2021/871 E.SAYILI DOSYASINDA;
İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.05.2023 tarih 2021/447 E. - 2023/342 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
ASIL DAVA YÖNÜNDEN;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacıya ait .... plakalı aracın 04/02/2021 tarihide sürücü .... sevk ve idaresinde iken dönüş yaptığı esnada park halinde bulunan motorsiklete çarparak direksiyon hakimiyetini kaybederek yolun solundaki ağaca çarptığını, kazada müvekkilinin aracının hasar aldığını, kaza yeri krokisinin sehven sadece aracın motorsiklete çarptığı noktayı gösterdiği, müvekkiline ait aracın kiralık araç olarak kullanıldığı, İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/42 Değişik İş sayılı dosyasında delil tespiti yapıldığı, araçta toplam 97.610,00 TL hasar tespit edildiğini belirterek şimdilik 100,00 TL hasar bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Zamanaşımı defilerinin olduğu, davacının tazminat talebinin reddedilmesinin sebebi beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması ve hasar ile beyanın uyumsuzluğu olduğu, davacının taleplerinin tümünün kötü niyetli olarak gerçek durum saklanarak, değiştirilerek ileri sürüldüğü, davaya konu olayda sigortalının doğru beyan yükümlülüğünü, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak yerine getirmediğinden ispat yükünün yer değiştirdiği, davacı sigortalıya geçtiği, davacının, hasarın beyanında belirttiği şekilde gerçekleştiğini ispat etmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN İZMİR 4.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2021/871 ESAS SAYILI DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili adına kayıtlı ..... plakalı motosikletin park halindeyken, davalı sigorta şirketi tarafından trafik sigortası ile sigortalanan ... plakalı aracın 04/02/2021 tarihinde çarpmış olduğunu ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazadan sonra trafik ekiplerince kaza tespit tutanağı tutulduğunu ve meydana gelen kazada, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan .... plakalı araç ve sürücüsünün %100 oranında kusurlu bulunduğunu, sigorta tarafından atanan ekspertiz tarafından düzenlenen eksper raporundan da görüleceği üzere müvekkiline ait motosiklette Kdv hariç 41.548,09 TL, Kdv dahil 49.026,74 TL hasar oluşmuşsa da davalı şirket tarafından bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, bunun üzerine araçta oluşan hasar tazminatının ödenmesi için davalı sigorta şirketine 04/10/2021 tarihinde başvuru yapılmışsa da olumlu/olumsuz herhangi bir cevap verilmediği gibi ödeme de yapılmadığını, motosikletin eksper raporunda belirtildiği şekli ile onarıldığını, arabuluculuğa başvurulduğunu ancak sonuç alınamadığını, davanın kabulü ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL hasar tazminatının sigorta şirketinin süresinde ödeme yapmayarak temerrüde düştüğü tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile taraflarına verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 2918 SY yasanın 97. maddesi uyarınca, usulüne uygun evraklar ile sigorta şirketine müracaat edilmediğini, davacı yan, tam ve doğru inceleme yapılabilmesi için gerekli evrakları ibraz etmediği için, yapılan bu başvuru yasal olmayıp, davanın işbu nedenle reddinin gerektiğini, davacıya ait araçla sigortalı aracın hasarları arasında uyumsuzluk olduğunu, kaza tutanaklarında eksiklikler bulunduğunu, tarafların kaza sonrası hasar işlemlerinde hayatın olağan akışına aykırı bir kısım tasarrufta bulunduklarının tespit edilmiş olduğunu, kazanın mizansen kaza olduğunu ve Sigorta Genel Şartları'nın B.1.1 maddesine aykırı davranıldığını, tarafların sigorta şirketlerinden haksız şekilde para almak saikiyle hareket ettikleri kanaatine varıldığını ve hasar talebinin reddine karar verildiğini, hasarın reddi işleminin ardından yapılan araştırmada ise aynı kaza ile ilgili olarak ..... A.Ş.'ne de başvuru yapıldığını, bahse konu başvuru ile ilgili olarak 1509349120-0001 sayılı hasar dosyasının açıldığını, hasarın sigorta şirketi tarafından da uyumsuz hasar gerekçesi ile reddedildiğini, .... aleyhine İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/447 Esasına kayden alacak davası açıldığının öğrenildiğini, davayı kabul anlamına gelmemesi kaydı ile müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin yalnızca dava tarihinden itibaren faizden sorumlu olabileceğini ve dava konusu olaya uygulanması gereken faizin yasal faiz olduğunu, arz ve izah olunan nedenlerle; davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa tahmiline, aksi yönde bir karar verilmesi halinde ise müvekkili şirketin poliçe limitleri ile sınırlı sorumlu tutulmasına ve KTK 97 hükümlerine uygun bir başvuru yapılmadığı için, işbu dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 04/02/2021 tarihinde ..... ve .... plakalı araçların kazaya karıştığı, asıl davada .... plakalı aracın kasko sigortacısı olan davalıdan hasar bedelinin, birleşen davada ise.... plakalı araç malikinin .... plakalı aracın zmms sigortacısı olan davalıdan hasar bedelinin talep edildiği, eldeki her iki davada davalı sigorta şirketleri tarafından kazanın ve hasarın uyumsuz olduğunun savunulduğu, asıl dosya davacısının yaptırdığı delil tespiti dosyası ile her iki aracın geçmiş hasar kayıtlarının dosyaya kazandırıldığı, mahallinde keşfin icra edildiği, mahkemece alınan 21/12/2022 ve 24/03/2023 tarihli bilirkişi kök ve ek raporlarında kaza ile hasarın uyumsuz olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, dava ve kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 1409/1. maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Kanun’un 1409/2 maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerektiği, olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi hâlinde ise bu oluş şeklinin teminat dışında kalan hâllerden olması gerektiği, 6102 sayılı TTK’nın 1446. Maddesi uyarınca sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı olacak şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat külfeti yer değiştirip, oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçeceği, dosyaya kazandırılan bilgi ve belgelere göre asıl dosya davacısının iddiasının aksine 04/02/2021 tarihli kaza tespit tutanağında .... plakalı aracın .... plakalı araca çarptıktan sonra orta refüje çıktığına dair kaza tespit tutanağında herhangi bir tespit ve kaydın yer almadığı, sadece davacı aracının sağ ön kısımları ile yol üstünde park halinde bulunan motorsiklete çarptığına ilişkin tespitle yetinildiği, kaza tutanağının davacılar tarafından iddia olunan kazanın gerçekleşme şekli ile uyumsuz olarak düzenlendiği, aracın ağaca çarptığının tutanakta belirtilmediği, kazanın oluş biçimine ilişkin olarak kaza tespit tutanağının aksi asıl ve birleşen dosya davacısı tarafından iddia edildiğine göre bu hususun davacılar tarafından ispatlanması gerektiği, dinlenilen ve kazaya karışan araç sürücüsü olan tanıklar tarafından .... plakalı aracın ağaca çarparak durduğu beyan edilmiş ise de kaza tespit tutanağı karşısında tanık beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, yine bilirkişi tarafından saptandığı üzere kazanın meydana geldiği ve asıl dosya davacısının aracının kaza sebebiyle çıktığı iddia olunan refüj kaldırım yüksekliğinin 24 cm olduğu, davacıların olayın oluşuna ilişkin iddiasına göre .... plakalı aracın kaza nedeniyle aırbaglerinin açılması, alt kısmından hasarlanması ve ön kısmında meydana gelen hasarın boyutunun şiddetli olması gerektiği, yine asıl ve birleşen davada davacılar tarafından ..... plakalı aracın sağa dönüş yapmak istediği sırada yola dikey şekilde park edilmiş olan .... plakalı motorsiklete çarptığı iddia edilmek ile birlikte dosya içerisinde bulunan ve davacılar tarafından sunulan fotoğraflara göre söz konusu motorsikletin arka lastik, koltuk ve arka sağ ve solda takılı çanta aparat üzerinde çarpma ve sürtünmeye ilişkin herhangi bir hasar görülmediği, ..... plakalı aracın .... plakalı motorsiklete fiziki temas ettigini gösteren herhangi bir iz ve emare bulunmadığı, motorsikletin son hali ile aracın ağaca çarptığı haline göre kazanın meydana gelmesinin açısal olarak mümkün olmadığı, nitekim davalı sigorta şirketleri tarafından yapılan ekspertizler ile yine asıl dosya davacısı tarafından dava öncesi İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/42 Değişik İş sayılı dosyasından alınan 22/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda da kaza ile hasarın uyumsuz olduğunun belirtildiği, bu durumda söz konusu kaza ve hasarların kasko ve zmms poliçe teminatı kapsamında olduğunu ispat etme külfetinin asıl ve birleşen dosya davacılarına geçtiğinin kabulü gerektiği, kolluk tarafından ilgilerin müracaatı üzerine kaza tespit tutanağı düzenlenmiş olmasının ispat için tek başına yeterli kabul edilemeyeceği, asıl ve birleşen dosya davacılarının zararın poliçe teminatı kapsamında olduğunu ispatlayamadığı ve buna göre tazminat talep edemeyeceği, yapılan incelemenin niteliği ve davacıların iddiasına göre başkaca araştırma yapılmasına lüzum bulunmadığı gerekçeleriyle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Karara karşı asıl ve birleşen davalar davacıları vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Kaza sonrası düzenlenen kaza tespit tutanağının trafik ekiplerince düzenlendiğini, kaza sonrası çekilen olay yeri fotoğraflarında aracın motosiklete çarptıktan sonra yolun diğer tarafında bulunan ağaca çarparak durabildiğinin görüldüğünü, olay yeri fotoğrafları çekilirken trafik ekiplerinin olay yerinde olduğunun yine fotoğraflardan görülebildiğini, olay yeri krokisinin sehven sadece aracın motosiklete çarptığı noktayı gösterecek şekilde çizildiğini, yargılama sırasında tanıkların kazanın gerçekleşme şeklini anlattıklarını, bilirkişi rapor ve ek raporlarının maddi gerçeğe aykırı olduğunu be hükme esas alınamayacağını, kaza tespit tutanağı, tanık ve sürücü beyanlarından kazanın ..... plaka sayılı araç sürücüsünün dönüş yapmak üzereyken sağ tarafta bulunan motoru geç fark etmesi, fark ettiği anda bir manevra ile çarpmaktan kaçınmaya çalıştığı sırada motora arkasından çarparak motoru yere düşürmesi ve daha sonrasında da direksiyon hakimiyetini kaybederek orta refüjde bulunan ağaca çarpması şeklinde gerçekleştiğini, kazada motora çarpma neticesinde savrulmanın söz konusu olmadığını, bu nedenle aracın devrilmesinin gerekmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda aracın refüje yüksekliği nedeniyle çıkamayacağını ve tekerlerden önce tamponun çarpması gerektiğinin belirtildiğini ancak olay yeri fotoğraflarında aracın refüje çıkmasının önünde bir engel bulunmamakla birlikte, bilirkişi heyetinin tamponun hasar almadan refüje çıkamayacağına dair iddiasıyla kendisiyle çelişktiğini, olay yeri fotoğraflarında aracın refüje çıktığı ve ağaç ile temas halinde olduğunun görüldüğünü, aracın kaza yerine vinçle indirilmediği dikkate alındığında refüje çıktığının açık olduğunu, bilirkişi raporunda aracın airbaglerinin açılması gerektiğinin ifade edildiği ancak tam aksine kaza kurmaca bir kaza olsaydı daha inandırıcı olması için airbaglerin çok rahatça açılmasının sağlanabileceği, bunun yapılmamış olmasının kazanın gerçek bir kaza olduğunu gösterdiğini, yine bilirkişi raporunda aracın sol ön kısımdan ve motorun alt kısmından hasar almaması, sağ ve sol ön teker jantlarının yan kısımlardan hasar almasını gerektirecek çarpma noktası olmayacağı kanaatinin maddi gerçeğe aykırı olduğunu, dosyada mübrez fotoğraflarda, aracın sol tekeri önde olacak şekilde çaprazlama olarak refüje çıktığını, sol ön tekerinin refüje öncelikle çarpacağını, bu nedenle sol jantının çarpmanın etkisiyle kırılabileceğini, sol tekerden hemen sonra sağ tekerin refüje çarpacağını, bu iki çarpmanın aracın hızını kesmesi neticesinde ağaca çarpmanın etkisinin azalmış olabileceğini, ön tampon kısmının plastik olması sebebiyle esneyebileceğini, bu nedenle refüje çıkışta kırılmamış olabileceği çıplak gözle dahi görülebileceğini, bu hususun çıplak gözle bile fark edilebileceği halde hatalı olarak düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, salt refüj yüksekliği, refüjün aşılmasını engellemeyeceğini, söz konusu refüjün devasa bir yüksekliğe sahip olmadığını, bu hususun takdiri de İzmir Trafik Şube Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak olay mahallinde vuku bulan kazaların ne şekilde gerçekleştiğinin, gerçekleşen kazalarda araçların anılan refüjü aşıp aşamadığının ve refüjün aşılmasıyla vuku bulan trafik kazası olup olmadığının sorulmasıyla tespit edilebileceğini, bu hususta müzekkere yazılaması talep edilmesine rağmen yerel mahkemece talebin dikkate alınmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun sonuç kısmında, hasar toplamının KDV dahil 95.695,00 TL olduğu tespit edilmiş, raporun içeriğinden bu değerin .... plakalı araca ait olduğunun anlaşıldığı, ..... plakalı motorun hasarının ne olduğuna dair herhangi bir hesaplama yapılmadığını, sadece raporun 10. Sayfasında sigorta eksperince hesaplanan hasardan bahsedildiğini, ..... plakalı motorun hasarının birleşen açısından hesaplanmaması da hatalı olduğunu, davaya konu kazanın, hasar ile uyumsuz olduğu düşüncesinin tamamen kaza tespit tutanağının hatalı olarak düzenlenmesine ve sigorta şirketinin hiçbir delile dayanmayan iddiasına dayandığını, bilirkişi heyeti, yaşanan kazayı net bir biçimde anlamayarak, aracın savrularak ağaca çarptığı inancıyla incelemelerde bulunsa da yaşanan kaza sürücünün hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle yaşandığını, bilirkişi heyetinin yaşanan kazayı anlamadığının rapordan anlaşıldığını, tanzim edilen ilk bilirkişi raporuna karşı itirazların ardından yine aynı tespitlerin yer aldığı yeni bilirkişi raporu gelmesiyle bilirkişinin itirazları şahsileştirdiğini, raporun tümü incelendiği takdirde davacı tarafça yapılan itirazların gerçeklikten yoksun bir takım hesaplamalar ve anlaşılamayan bilimsel terimler ile def edilmeye çalışıldığını, bilirkişinin görevi kapsamı dışında bilimsel ve işin uzmanı olmayan taraflarca anlaşılamayacak bir takım alıntıları kullanarak genel geçer kabullere dayalı olarak kaza ile hasarın uyumsuz olduğunu ileri sürdüğünü, sigorta şirketinin tarafların bu dosyada ve başkaca dosyalarda kurgu kazalar yaptığını iddia ettiğini, yerel mahkemece tarafların bu şekilde bir kazaya karışıp karışmadığı, birbirleriyle başkaca kaza dosyalarının olup olmadığı hususunda araştırma yaptığını ve bu kazaya ilişkin tanık dinlediğini, yapılan araştırmada tarafların kurgu iddiası bulunan başkaca bir dosyası bulunmadığının ortaya çıktığını, ancak bilirkişi heyetince kötü niyetli olarak sigorta iddiasını esas alır şekilde rapor düzenlendiğini ve mahkemece bu rapor hükme esas alınarak karar verildiğini, bilirkişinin kök ve ek raporlarında objektif ve tarafsız şekilde kanaat bildirmediğini, itirazların gereği gibi değerlendirilmediğini ve olayın değerlendirilmesi için Karayolları Fen Heyeti'ne tevdi edilmesi gerekmesine ve bu husus talep edilmesine rağmen ilk derece mahkemesince taleplerin dikkate alınmadığını, taraflı bilirkişi raporuna göre hüküm kurulduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Asıl dava kasko sigorta sözleşmesi nedeniyle hasar bedeli ve birleşen dava zarar gören aracın hasar bedelinin karşı taraf zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazmini istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyi niyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre; aracın karayolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz araçlarla müsademesi, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3. kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler aracın yanması çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminatı kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sy. TTK'nın 1282. maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir.
Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.
İlkeler yukarıda açıklanan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartlarının B.1.5 maddesi ve TTK.nun 1292/3 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Birleşen dava yönünden ise zarar gören karşı taraf(motosiklet) araç maliki birleşen dosya davacısı tarafından asıl dosya davacısına ait aracın ZMMS sigortacısı şirkete karşı açılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı sigorta şirketi ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir.(Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 tarih ve 2011/17-142 E. - 2011/411 K., 17. HD' nın 20/05/2013 tarih ve 2012/8984 E. - 2013/7276 K.)
Rizikonun gerçekleştiğini ve gerçekleşen bu rizikonun teminat kapsamı içinde kaldığını sigortalı ispatlamak zorunda iken, TTK'nın 1409. maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddia ise sigortacı tarafından kanıtlanmalıdır. (Yargıtay HGK 05/03/2020 tarihli ve 2018/17-1083 E.- 2020/259 K.) Bir başka ifade ile rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğini ispat külfeti davalı sigorta şirketinde olup sigorta şirketi tarafından rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğinin soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin ZMSS Genel Şartlarının A.3. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı ZMSS Genel Şartlarına ve 6102 sayılı TTK'nın 1446. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmediği veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu teminat içinde kalmış gibi ihbar ettiği somut delillerle kanıtlanırsa ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer. Bu durumda, sigortalı zararın poliçe kapsamına kaldığını ispat etmek zorundadır.
Davacıya ait aracın kaza tarihi itibariyle asıl dosya davalısı ..... Şirketi nezdinde kasko sigorta poliçesiyle sigortalı olduğu ve yine birleşen dava yönünden birleşen dosya davalısı .... A.Ş. nezdinde KZMMS sigorta poliçesiyle sigortalı olduğu, poliçe vadesi içerisinde kazanın meydana geldiği kapsamıyla uyuşmazlık konusu olmayıp, ihtilaf olayda kaza ile hasarın uyumlu olup olmadığı, eş deyişle araçta meydana gelen hasarın, kaza tespit tutanağında belirtilen kaza sonucu oluşup oluşmadığı, rizikonun belirtilen şekilde meydana gelip gelmediği ve dolayısıyla hasarın teminat dışı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosya kapsamından; 6100 Sayılı HMK'nınn 266. vd. maddeleri gereğince çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir, hükmüne yer verilmiştir. Sonucu açık ve belli durumlar ayrık olmak üzere, trafik kazalarında hasarın tespiti de uzman bilirkişi aracılığıyla yapılmalıdır. Somut olayda asıl dava, davacının kasko sigorta poliçesini düzenleyen davalı şirketten aracında meydana gelen hasarın tazmini istemine dair olduğu anlaşılmakla, dosya kapsamı gereği, uzmanlık isteyen bir konuda HMK'nın 266. maddesi gereğince uyuşmazlık konusu hususta teknik uzmanlığı bulunan bilirkişiden rapora alınarak sonucuna varılması gerekir. İlk derece mahkemesince dosya kapsamında hasar bilirkişisinden rapor alınmış olup, raporda kaza ile hasarın uyumsuz olduğunun tespit edildiği ve davacının dava konusu kazanın teminat dahilinde olduğuna dair başkaca bir karşı delil de göstermediği, mahkemece alınan raporun davacı tarafça dava öncesinde İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/42 Değişik İş sayılı dosyasından alınan 22/03/2021 tarihli bilirkişi raporuyla uyumlu olduğu, her iki bilirkişi raporunda da araçta oluşan hasarın iddia olunan kazada gerçekleşmeyeceğinin belirlendiği dikkate alındığında dairemizce de objektif, bilimsel hüküm kurmaya ve denetime elverişli bulunan bilirkişi heyeti raporuna göre teminat dışı kaldığı ispat edilen hasarla ilgili olarak yazılı şekilde karar verilmesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, araçlarda meydana gelen zararın kaza ile uyumlu olmadığının tespit edilmesine, hasarın teminat dışında kaldığı olgusunun sigorta şirketlerince somut delillerle ispatlanmış olması üzerine ispat yükünü üstüne alan davacılar tarafından zararın poliçe kapsamında kaldığının ispat edilememesine, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, istinafa gelenin sıfatına göre ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacılar vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Asıl ve birleşen dosya davacıları vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Asıl dava yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'nin peşin alınan 1.634,25 TL'den mahsubu ile fazla yatan 902,25 TL'nin istek halinde asıl davada davacıya iadesine,
3-Birleşen dava yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'nin peşin alınan 825,00 TL'den mahsubu ile fazla yatan 93,00 TL'nin istek halinde birleşen davada davacıya iadesine,
4-İstinaf başvurusu nedeniyle asıl ve birleşen davada davacılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.