NUMARAS I: 2023/506 Esas - 2023/583 Karar

Taraflar arasındaki davadan dolayı Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12/10/2023 gün ve 2023/506 Esas - 2023/583 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili tarafından mahkememize verilen dava dilekçesi ile özetle; müvekkilin Ayın ve civarı ilçelerde un alım satımı yaptığını, davalı ... tarafından düzenlenen 30/09/2021 tarih, 487647 seri numaralı ...bank...Şubesine ait 67.500 TL bedelli çekin davalılar tarafından müvekkile verildiğini, müvekkil tarafından süresi içerisinde bankaya ibraz edilen çekin karşılığının çıkmadığını, alacaklarının tahsili için ihtiyati haciz kararı aldıklarını ve Bozdağan İcra Müdürlüğünde davalılar adına icra takibine başlandığını, davalılarca takibe itiraz edildiğini, itiraz nedeniyle takibin durduğunu, ayrıca davalılar tarafından imza inkarında bulunulduğunu, davalıların müvekkile borçlu olduklarını, dilekçesinde belirttiği tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile davalıların müvekkile karşı borçlu olduklarının tespitine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf eldeki davada seri numarasını belirtmiş olduğu çek nedeniyle borçlu olduğumuzun tespiti amacıyla eldeki davayı açtığını, ancak aynı çek ile ilgili olarak Bozdoğan Asliye Hukuk Mahkemesi - Hukuk Dava Dosyası" eldeki dava konusu çekle ilgili olarak açılmış menfi tespit davasıdır, bu dava tarihinde ticaret mahkemesi sıfatıyla Bozdoğan asliye hukuk mahkemesinde dava açılmış olup, dava konusu çekte bu davada açıkça konu edildiğini, eldeki davanın görevsiz mahkemede açıldığını, dava konusu edilen evrakın kambiyo senet vasfı taşımadığını, dava konusu edilen evkraktaki imzanın sahte olduğu Bozdoğan icra hukuk mah. 2022/8 esas sayılı icra dosyasındaki kararla mevcut olduğunu, müvekkil ... 'ın tacir sıfatı bulunmadığını, eldeki davada sorumluluk gereği taraf gösterilmesi halinde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davacı tarafın müvekkilim ile herhangi bir ticari kaydı ve ilişkisinin bulunmadığını, davacının iş bu dava konusu çekle ilgili olarak, .... şirketi ile de bir ticari faaliyetinin bulunmadığını, dilekçesinde belirttiği tüm bu nedenlerle davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, bir davanın görülebilmesi için hukuki yararın varlığı gerektiği, kural olarak eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı, davacının, davalıların yetkisiz temsil hükümleri kapsamında müştereken ve müteselsilen borçlu olduklarının tespitine karar verilmesini talep ettiği, eda davası açılacak hallerde tespit davası açılmasına yasal olanak bulunmadığı ve davanın açılmasında hukuki yararın mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı şirketin Aydın ve civar ilçelerde un ticaretiyle uğraştığını, davalılardan ...'ın .... ilçesinde bulunan ...'ın sahibi olduğu ve diğer davalı ile eş olduklarını, davalı ... tarafından düzenlenen 30.09.2021 tarih, 487647 Seri Numaralı ....bank ... Şubesine Ait, 67.500,00 TL bedelli çekin ibraz edildiğinde karşılığının çıkmadığını, davalı hakkında alacağın tahsili için Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/54 D.İş Sayılı dosyasından İhtiyati Haciz kararı alındığını ve kararın Bozdoğan İcra Müdürlüğünün 2022/119 Esas Sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, borçlu ...'ın Bozdoğan İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/8 Esas sayılı dava dosyasıyla imza itirazında bulunduğunu, dava sonucu davanın kabulüne ve takibin iptaline karar verildiğini, her iki davalının da çekten dolayı davacıya karşı sorumluluğunun mevcut olduğunu, hukuka aykırılıkların giderilmesi adına niteliği itibariyle önce alacak davası açılarak davalıların dava konusu çek yönünden yetkisiz temsil hükümleri kapsamında davacıya karşı müştereken ve müteselsilen borçlu olduklarının tespitine ve dava konusu çekin denkleştirici adalet ilkesi kapsamında günümüz koşullarına uyarlanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiğini, mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, açılan davanın tespit davası değil alacak davası olduğunu, dava dilekçesinde yer alan netice ve talep kısmında yerel mahkemeden davalıların borçlu olduklarının tespitine karar verilmesiyle birlikte dava konusu çekin denkleştirici adalet ilkesi kapsamında davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiğini, mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.

Dava, kambiyo senedine dayalı alacağın yetkisiz temsilcilerden tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesiyle hüküm kısmı arasında bütünsellik esastır. Başka bir anlatımla, gerekçe ile hüküm birbirine bağlı olup, çelişki bulunmaması gerekir. Nitekim, HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargıtay HGK 24/02/2010 tarih, 2010/1 - 86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak kısaca; maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir ... Kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur."
Somut uyuşmazlıkta her ne kadar kısa kararda "davanın reddine" şeklinde hüküm kurulmuş ise de karar gerekçesinde davanın hukuki yarar dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verildiği belirtilmiş olup bu durumun kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki meydana getirdiği(Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin 27.05.2019 tarih 2016/14953 Esas 2019/6796 Karar sayılı ilamı) anlaşıldığından kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir karar vermek üzere kararın kaldırılması gerekmiştir.
Kabule göre de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. Maddesi "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” şeklinde düzenleme içermektedir. Hükmün gerekçesine göre; “Bu hükümle, somutlaştırma yükünün (HMK. madde 194/1) delillerle ilişkisi ortaya konulmuştur. Dava açılırken ve cevap dilekçesi verilirken taraflar, dayandıkları vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini de belirtmek zorundadırlar.
Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda, deliller kural olarak taraflarca gösterilir; hâkim, delillere kendiliğinden başvuramaz. Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceği hususunu düzenleyen bir ilkedir. Buna göre, hâkim, kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme, sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.
Taraflarca getirilme ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.” Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dâhildir (m. 25/2).Fakat hâkim, bilirkişi ve keşif delillerine kendiliğinden başvurabilir (m. 266 ve m. 288). Hâkim isticvaba da kendiliğinden karar verebilir (m. 169/1). Bundan başka hâkim, davanın her safhasında, iki tarafın iddiaları sınırı içinde olmak üzere, tarafları dinleyebilir ve gerekli olan delillerin gösterilmesini ve verilmesini emredebilir (m. 31) (Kuru,B./Arslan,R./Yılmaz,E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011,22. Baskı, s.377,378).
Mahkemenin hüküm vermesi için, kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların yükümlülüğünde ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur.
Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcantez,H./ Atalay,O./Özekes,M.: Medeni Usul Hukuku, 2011,11. Bası, s. 248 vd).
6100 sayılı Kanunun “hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir.”
Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes: age, s. 248 vd).
Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında "Davalıların, dava konusu çek yönünden yetkisiz temsil hükümleri kapsamında Müvekkile karşı müştereken ve müteselsilen borçlu olduklarının tespitine ve dava konusu çekin denkleştirici adalet ilkesi kapsamında günümüz koşullarına uyarlanarak Davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline..." şeklinde sıralanmış olup, davacının tespit talebiyle birlikte alacağın tahsili talebinde de bulunduğu, hatta dava değerinin fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak çek bedeli olan 67.500,00 TL olarak gösterildiği, bu durumda davacının tespit talebinin yanında alacağın tahsili isteminde de bulunduğu anlaşılmakla birlikte, talep sonucunun tereddüt oluşturması halinde hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında taleplerin ayrıntılı olarak açıklanarak, dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde birden fazla talep bulunduğu tespit edilmesi halinde her bir talep hakkında birbirinden bağımsız olarak değerlendirme yapılması gerektiği halde davanın tüm talepler yönünden reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince verilen karar gerekçesiyle hüküm arasında çelişki bulunduğundan istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.4-6 maddeleri uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a.4-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,

2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12/10/2023 gün ve 2023/506 Esas - 2023/583 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,

5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.4-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.28/04/2026