Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından davacı aleyhinde Bakırköy ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile 17/01/2024 düzenleme tarihli, 27/03/2024 vade tarihli, 140.000.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olduğu iddia edilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000.000,00 TL bedelli icra takibi başlatıldığını, imzaya ve borca itiraz ettiklerini, itiraz dosyasının Bakırköy ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile derdest olduğunu, yapılan incelemenin sınırlı olması ve verilen kararın kesin hüküm teşkil etmemesi sebebiyle bu davayı açtıklarını, davacının herhangi bir borcu olmadığını, davacı şirkete bildirilen tarihlerde bu rakamda bir mal veya para transferi olmadığını, böyle yüksek bedelde bir paranın elden alınmasının yada verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının davacı şirketin yetkilisinin eski eşi olduğunu, aralarında husumetin boşanma sürecinde hat safhaya ulaştığını, bir çok hukuki ve cezai davanın devam ettiğini, Büyükçekmece ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında 300.000,00 TL harcı ödeyecek gücü bulunmadığını beyan eden, bankalardan kredi dahi çekemeyen davalının hangi alacak ilişkisi içerisinde nereden temin ettiği para ile müvekkil şirkete 140.000.000,00 TL verdiğini açıklaması gerektiğini, 17/01/2024 tarihinde davacının davalı olan eski eşine 140.000.000,00 TL bedelli bir bono vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu beyanla icra takibinin durdurulmasını, dosyaya yatan/yatacak olan paranın alacaklıya ödenmemesini, takibin iptalini ve davalının kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyası üzerinden 17.01.2024 düzenleme tarihli 27.03.2024 vade tarihli 140.000.000,00 TL bedelli bononun 100.000.000,00 TL lik kısmı için kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatıldığını, davacı borçlu iş bu takibe konu bono altındaki imzanın kendisine ait olmadığından ve borcu bulunmadığından bahisle Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesinin ... E sayılı dosyası üzerinden dava açmış olup iş bu davanın derdest olduğunu, davanın açılmasına müteakip İcra hukuk mahkemesince takibin geçici durdurulmasına karar verilmiş ise de dosyasına giren imza incelemesine ilişkin bilirkişi raporu da nazara alınarak 18.07.2024 tarihli duruşmada geçici durdurma kararının kaldırılmasına ve takibin devamına karar verilmiş olup iş bu dava halen derdest olduğunu, imzanın davacıya ait olduğunun bilimsel olarak kesinleştiğini, davacı tarafından davayı uzatmak ve takibi durdurmak maksatlı olarak Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmuş bu şikayet üzerine Bakırköy Cumhuriyet BaşSavcılığının ... soruşturma numarası ile soruşturmanın devam ettiğini, bu aşamadan sonra imzası davacı şirketin yetkilisince atılmış senet sebebi ile borçlu olmadığını iddia eden davacının, iddiasını kesin delil ile ispatı gerektiğini, mücerret nitelikteki bono dolayısıyla borçlu olmadığını, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu iddia eden davacı, bu iddiasını senet, yemin ve ikrar gibi kesin delil ile ispat etmek zorunda olduğunu, davacının basiretli tacir olduğunu, basiretli tacir kavramını uzun uzun anlatmaya gerek olmadığını, basiretli tacir bir bono düzenlemenin ve sonuçlarının ne olacağını bilir ve bilmesi gerektiğini beyanla davanın reddine, kötü niyetli davacı hakkında % 20 den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:

Davalının Bakırköy .... İcra Dairesi, ... Esas sayılı dosyasından geçmiş olduğu takibe karşı ikame edilen menfi tespite ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın;7/01/2024 düzenleme tarihli, 27/03/2024 vade tarihli, 140.000.000,00 TL bedelli bonodan dolayı davacının borçlu olup olmadığı, senetteki imza ve yazıların davacı şirket yetkilisine ait olup olmadığı, davacı şirket yetkilisinin menfi tespit talebinde haklı olup olmadığından kaynaklandığı tespit edilmiştir.
20/03/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" Saptanan bulgular ve adli belge inceleme cihazları marifetiyle alınan görseller üzerinden işaretlerle gösterildiği üzere inceleme konusunu oluşturan140.000.000 TL meblağlı matbaa basımı olmayan A4 boyutlu senet aslı üzerinde üzerinden kopya sahtecilik yöntemi uygularak ...'ye ait imzalar referans alınarak karbon kağıt vehahut aynı neviden benzer başka bir materyal, marifetiyle taklit edilmiş olduğu, inceleme konusu 140.000.000 TL bedelli matbu olmayan senet ön yüzde bulunan borçlu sıfatıyla atılı münker imzanın ...'nin eli ürünü olmadığı" görüş ve kanaatlerini mahkememize bildirmişlerdir. 20.03.2025
16/05/... tarihli Adli Tıp Kurumu Raporunda özetle; "İnceleme konusu senette borçlu bölümünde atılı imza ile ...'nin mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzanın şirket yetkilisi ...'nin eli ürünü olduğu"hususlarını mahkememize bildirmişlerdir.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile Bakırköy .... İcra Dairesi, ... Esas sayılı dosyasında davalı tarafından takibe konulan keşidecisi davacı lehdarı davalı olan bono niteliğindeki kambiyo senedi yönünden borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı öncelikle davalı ile davacı şirket yetkilisi arasındaki tek ilişkinin davacı şirket yetkilisi ile davalının eski eş olmaları olduğunu, taraflar arasında çok sayıda hukuki ve cezai ihtilaf bulunduğunu, davalının senet bedeli miktarında davacı ile bir hukuki ilişkisinin olmasının mümkün olmadığını, davalının davacıya 140.000.000,00 TL verebilecek bir gücünün olmadığını, davalının taraflar arasındaki başka bir davada maddi gücü olmaması nedeniyle adli yardım talep ettiğini, davalı tarafından takibe konu edilen senedin matbu senet metinlerinden olmadığını, senet metninin sayfaya sığdırılmaya çalışılması ve aralarındaki boşlukların sahtecilik ürünü olduğunu gösterdiğini, senet üzerindeki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığını iddia ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; davacının imzaya itiraz talepli davasının Bakırköy .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında reddedildiğini, imzanın davacı şirket yetkilisi eli ürünü olduğunu, ispat yükünün davası üzerinde olduğunu, davalının davacı şirket yetkilisi ile evlendiğinde ekonomik durumunun iyi olduğunu, evlilik birliği içinde davalının davacı şirket yetkilisine pek çok para verdiğini, davacı şirketin mal varlığı durumunun iyi olduğunu dava dilekçesindeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı tarafından öncelikle takibe konu senet üzerindeki imzaya itiraz edildiğinden ve dar yetkili icra mahkemesi kararının genel yetkili Mahkememiz yönünden bağlayıcı olmadığı anlaşılmakla davacı şirket yetkilisinin imzaya itirazı ve sahtecilik iddiası incelenmiştir. Davacı şirket yetkilisine ait taraflarca bildirilen kurumlardan imza incelemesine esas belge asılları celp edilmiş, davaya konu takip dosyasındaki senet üzerinde bulunan imzanın incelenmesi için dosya Adli Tıp Kurumu'na gönderilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen ... tarihli raporda şu tespitler yapılmıştır:
"İnceleme konusu senette borçlu bölümünde atılı imza ile ...'nin mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzanın şirket yetkilisi ....'nin eli ürünü olduğu hususlarını bildirir KANAAT RAPORUDUR."
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından yapılan çok sayıda ve tatbike medar davacı şirket yetkilisine ait çok sayıda imza örneği karşılaştırılarak davaya konu senetteki davacı şirkete atfen atılan imza üzerinde yapılan imza incelemesi neticesinde senetteki imzanın davacı şirket yetkilisi eli ürünü olduğu kesin kanaat bildirir şekilde tespit edilmiştir.
Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi bilirkişi raporunda davaya konu senet üzerindeki davacı şirket yetkilisine atfen bulunan imzanın davacı şirket yetkilisine ait olduğunun kesin kanaat oluşturur şekilde bildirildiği, bilirkişi raporunun gerekçeli ve hüküm kurmaya elverişli şekilde yargı denetimine açık olduğu, incelemede kullanılan teknik araçların belirtildiği, çok sayıda imzalı belgenin incelenmek suretiyle rapor tanzim edildiği anlaşılmakla bilirkişi raporu hükme esas alınmış ve bilirkişi raporundaki tespit doğrultusunda; davaya konu senet üzerindeki imzanın davacı şirket yetkilisi eli ürünü olduğu anlaşılmıştır.
Davacı Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora itiraz ederek, davacı tarafından sunulan uzman raporları ile bu rapor arasında çelişki bulunduğunu iddia etmiş ise de davacı tarafından sunulan raporlar ve Adli Tıp Kurumu raporuna itiraza yönelik argümanlar incelendiğinde davacının temel iddiasının imzanın kopya ile belge üzerine yerleştirildiğine ve gerçek imzasının taklidi suretiyle olduğuna yönelik olduğu, davacı eli ürünü olmadığına imzanın davacıya ait imza olmadığına yönelik temel bir somut iddia veya delil sunulmadığı anlaşılmakla davacının aksi yöndeki itirazlarına itibar edilmemiştir.
Davacı tarafından belgenin senet olarak sahte biçimde doldurulduğu iddia edilmiş ve mürekkep yaşı tespitinin mevcut bilimsel gelişmeler ve elektronik aletler ile tespitinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davacının mürekkep yaşına yönelik tespit taleplerine ve yeniden rapor alınması taleplerine itibar edilmemiştir.
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda çok sayıda imza örneğinin karşılaştırılarak davaya konu senet üzerindeki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olduğunun kesin kanaat bildirir şekilde tespit edildiği anlaşılmakla davacının imzaya yönelik sahtecilik iddiasına itibar edilmemiştir.

Davacı tarafından senedin bedelsiz olduğuna yönelik iddialarda bulunularak menfi tespit talep edilmiştir. Davaya konu senedin 6102 sayılı Kanun kapsamında tüm unsurlara haiz bono niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere menfi tespit davalarında ispat yükü alacaklıda olmakla birlikte alacak iddiasının kambiyo senedine dayanması halinde ispat yükü kambiyo senedinin sebepten mücerretliği ilkesi gereğince borçlu üzerindedir.
Davacı şirket davalı ile aralarında herhangi bir ticari veya hukuki ilişki bulunmadığını, davalının davacıya bu bedelde bir senet vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve davalının maddi gücü olmadığını iddia ederek bedelsizlik iddiası ile menfi tespit talebinde bulunmuştur.
Öncelikle ispat müessesesini açıklamakta fayda var. Bilindiği üzere, hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük(mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür(külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319)
İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur.
Bilindiği üzere kambiyo senetleri kayıtsız şartsız belirli bir bedel ödeme vaadini içeren belgelerdir. Dava konusu somut olayımızda davacı davalı ile aralarında ticari veya hukuki bir ilişki olmadığını tek ilişkinin davalı ile davacı şirket yetkilisinin eski eş olmaları ve bundan kaynaklı olarak taraflar arasındaki ihtilafların olduğunu, buna karşılık davacı şirket ile davalının herhangi bir iş veya işleminin olmadığını iddia etmiştir.
Davacı şirket yetkilisi ve davalı arasında şahsi bir ilişki bulunduğu tarafların kabulünde olup sabittir. Nitekim davacı tarafından sunulan Bakırköy ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... E., ... K. Numaralı dosyasında davalı tarafından Bakırköy .... Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde verilen beyan ve savunmalarında her ne kadar davacı taraf davalının senedi talil ettiğini iddia etmiş ise de davalı tarafından söz konusu dosyada verilen beyanlar değerlendirildiğinde davalının davacı şirket yetkilisi ile boşanma sürecinden ve davacı şirket yetkilisi tarafından davalı üzerine kurulduğu belirtilen şirketlerin borçları nedeniyle ilişkiler bulunduğunun kabul ve ikrar edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacı şirket yetkilisi ile davalı arasında hukuki ve maddi ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu noktada davalı şirketin hak ve fiil ehliyeti ile ultra vires ilkesinin açıklanması gerekmektedir.
Bilindiği üzere 6762 sayılı Kanun döneminde yürürlükte olan Ultra vires ilkesine göre; bir tüzel kişinin (özellikle ticaret şirketlerinin) hak ehliyetinin, şirket sözleşmesinde veya tüzüğünde yazılı olan işletme konusu ve kuruluş amacı ile sınırlandırılması anlamına gelir
Bu ilkeye göre bir tüzel kişinin yaptığı işlem kuruluş amacı ile ilişkilendirilebilecek bir işlem değilse, hukuksal açıdan batıl (geçersiz) kabul edilmekteydi.
Eski TTK Dönemi (Mülga 6762 Sayılı Kanun)
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 137. maddesine göre ticaret şirketleri, ancak şirket sözleşmesinde yazılı işletme konusu içinde kalmak şartıyla hak iktisap edebiliyor ve borç yüklenebiliyordu
Bu dönemde işletme konusu dışındaki işlemler "yok" hükmünde sayılıyor ve şirket bu tür işlemlerle bağlanmıyordu; ortakların sonradan bu işlemlere icazet (onay) vermesi dahi işlemi geçerli hale getirmiyordu
Yeni TTK ve İlkenin Terk Edilmesi (6102 Sayılı Kanun)
6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu ile işlem güvenliğini sağlamak ve üçüncü kişileri korumak amacıyla ultra vires ilkesi yürürlükten kaldırılmıştır.
TTK m. 125/2 uyarınca ticaret şirketleri artık Türk Medeni Kanunu'nun 48. maddesi çerçevesinde, cinsine özgü (insana özgü olanlar hariç) tüm haklardan yararlanabilir ve her türlü borç altına girebilirler
Şirketlerin esas sözleşmelerinde hâlâ bir "işletme konusu" belirtilmesi zorunludur, ancak bu konu artık tüzel kişi hak ve fiil ehliyetinin bir sınırı niteliğinde değildir.
İlkenin kaldırılmasının sonuçları gereğince; işletme konusu dışı işlemlerin geçerliliğine etki etmeyecektir. Şirketi temsile yetkili olanların üçüncü kişilerle yaptığı işletme konusu dışındaki işlemler de şirketi bağlayıcı olacaktır.

Sonuç olarak 6102 sayılı Kanun ile ultra vires ilkesinin terk edilmesiyle birlikte, şirketlerin hak ehliyeti genişlemiş ve işletme konusu artık bir ehliyet sınırı olmaktan çıkıp, sadece şirket ile yöneticileri arasındaki bir yetki sınırı ve rücu sebebi haline gelmiştir.
Davaya konu somut olayımız bu açıdan değerlendirildiğinde; davacı şirket yetkilisi tarafından imzalandığı Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi bilirkişi raporu ile sabit olan davaya konu senet nedeniyle davacı şirket yetkilisinin imzasının ve temsil yetkisinin davalı açısından şirketi bağlayıcı olacağı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı şirket yetkilisi tarafından davacı şirket unvanı altı imzalanarak davalıya verilen kayıtsız şartsız ödeme kaydı içeren bono niteliğindeki senedin davacı şirket açısından bağlayıcı olduğu ve borç yaratacak nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.
Kambiyo senetleri (poliçe, bono ve çek), ticaret hayatının ihtiyaç duyduğu hızı ve güveni sağlamak amacıyla sebepten mücerret (soyut) bir yapıya sahip kılınmış kıymetli evraklardır
Bu senetlerin temel ilişkiyle olan münasebeti ve mücerretlik ilkesinin işleyişi kaynaklar ışığında şu şekilde açıklanabilir:
Sebepten Mücerretlik (Soyutluk) ilkesi senette yer alan hak ile bu hakkın doğumuna sebep olan alt ilişki (temel ilişki) arasındaki bağın koparılmasıdır
Bu ilke uyarınca, kambiyo senedinden kaynaklanan talep hakkının geçerliliği, senedin verilmesine neden olan temel talebin geçerliliğinden tamamen bağımsızdır.
Bu bağlamda davacı şirketi temsile yetkili temsilci tarafından davacı şirket unvanı altına atılan imza ile ihdas edilen sebepten mücerret kambiyo senedi davacı şirketi bağlayacak olup, davacı ile davalı arasında doğrudan temel ilişki bulunmasına gerek bulunmamaktadır. Zira yukarıda da belirtildiği üzere tüzel kişiler yönünden ultra vires ilkesinin kaldırılması ile tüzel kişi şirketin hak ve fiil ehliyeti genişletilmiş, şirketin işletme konusu dışında da borçlanması halinde borcun geçersiz olduğunun öne sürülemeyeceği düzenlenmiştir.
Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2022/1063 E., 2022/4803 K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137. maddesi Türk Medeni Kanunu’nun tüzel kişilerin hak ehliyetine ilişkin düzenlemelerine bir sınırlama getirerek, ticaret şirketlerinin işletme konusu içerisinde kalmak şartıyla hak ehliyetine sahip olacağını hüküm altına almıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 6762 sayılı Kanunu’nun 137. maddesinde öngörülen ultra vires kuralı kaldırılmıştır. Böylece TTK’nun 125. ve 371/II. maddeleri ile anonim şirketlerde eskiden söz konusu olan hak ehliyetinin işletme konusu ile sınırlı olması hali mevcut düzenleme ile geçerliliğini yitirmiştir. Ultra vires kuralı kalktığı için, artık şirketin hak ehliyetinin sınırını işletme konusu çizmemektedir. Şirketin hak ehliyetinin değil, imza yetkilisine rücû edeceği veya edemeyeceği sınırı, şirketin amacı ve işletme konusu belirler. Esas sözleşmenin konu hükmüne aykırı işlemlerle bu sınırın aşılması halinde şirketin rücu hakkı vardır. Başka bir deyişle, şirketin amacı ve işletme konusu dışında yapılan işlemler de, ikinci fıkrada açıkça belirtildiği üzere, şirketi bağlar, üçüncü kişiye karşı şirket sorumludur; ancak, sınırı aşan temsil yetkisini haiz kişiye karşı şirket rücu talebinde bulunabilir."
Bu bağlamda davacı şirket yetkilisi tarafından imzalandığı Adli Tıp Kurumu raporu ile sabit kabul edilen ve davacı şirket unvanı altına atılan imza ile davacı aleyhine davalı lehine ihdas edilen bono niteliğindeki sebepten mücerret kambiyo senedi ile borç ikrarının davacıyı bağlayıcı nitelikte olduğu ve davacı aleyhine davalı lehine borç doğurucu nitelikte olduğu, davacının bedelsizlik iddiasını yazılı belge ile ispatlayamadığı, sebepten mücerret kambiyo senedi ile borç ihdasının temel ilişkiye bağlı olmasının gerekmediği gibi temel ilişkinin geçersiz olmasının dahi kambiyo senedi ile ihdas edilen borcu geçersiz kılmayacağı anlaşılmıştır.
Bakırköy .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... E., ... K. Numaralı dosyasında da davacı şirket tarafından davalı hakkında yapılan şikayet sonucunda başlayan kovuşturmada da davalının beraatine karar verilmiş olup, davacının bu yol ile de davalıya borçsuzluğunu senedin suç ürünü olduğunu ispatlayamadığı anlaşılmış, yukarıda detaylıca açıklanan gerekçeler kapsamında davacı tarafından bedelsizliğin yazılı deliller ile ispatlanamamış olması karşısında davanın reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacının tedbir talebi üzerine teminat yatırılarak tedbir kararı verildiği ve kararın infaz edildiği anlaşılmakla takibe konu alacağın %20'si oranında hesaplanan 20.000.000,00 TL kötü niyet tazminatının kararın kesinleşmesi halinde mahkememizce alınan teminattan tahsil ve mahsup edilmek üzere davacıdan alınarak davalıya verilmesine de karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

1-Davanın REDDİNE,
Takibe konu alacağın %20'si oranında hesaplanan 20.000.000,00 TL kötü niyet tazminatının kararın kesinleşmesi halinde mahkememizce alınan teminattan tahsil ve mahsup edilmek üzere davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 732,00 TL peşin harcın davacılar tarafından peşin yatırılan 2.390.850,00 TL harçtan mahsubuna, artan 2.390.118,00 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde DAVACIYA İADESİNE,

4-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin; davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,

5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,

6-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,

7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 2.456.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,

9-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
12/03/2026