BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Ticari Şirket (Fesih İstemli)
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Almanya vatandaşı olup yurt içinde ve dışında yatırımları olan başarılı bir iş insanı olduğunu, davacının şirketin 1995 yılından %80 sermaye payı ve hissesi ile kurucu ortağı olduğunu, şirketteki hiçbir ortak ve çalışanla akrabalık ilişkisi bulunmadığını, akraba ortaklar tarafından gerçekleştirilen usul ve yasaya aykırılıklar şirketin, temel amacı olanı kar etme ve kar payı dağıtma imkanını elinden almış, şirketi yalnızca akraba ortaklar ve onların diğer akrabaları için çalışan bir mekanizma haline getirdiğini, bu durumun yatırımcı olan davacı ortak ile akraba ortaklar arasında eşitsizliklere yol açmış ve işbu ortaklığı çekilemez ve katlanılmaz hale getirdiğini, davacı, şirketin yönetim kurulu başkanı olduğu 3 Eylül 2020 tarihinden itibaren ortaya çıkmaya başlayan ve uzun yıllardır süregeldiği anlaşılan mali uyumsuzluklar sebebiyle ...'tan bilgi ve belge istemiş, ancak bu sorgular gerekli bilgilerin verilmesiyle değil, davacı'ya eleştiri ve husumet yönetilmesi ile netice aldığını, akraba ortakların sürekli olarak şirketi borçlu ve zararda göstererek değerini azaltma eğilimi başladığını ve halen devam ettiğini, yeni kurulmuş ........'yı bedelsiz ve usule aykırı olarak zimmetlerine geçirdiklerini, ortaklar arasında güven ilişkisi kalmadığını, telafisi mümkün olmayan anlaşmazlıklar olduğunu beyanla ortaklıktan çıkartılmasına, şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ortak, dava dilekçesi ile şirkete yönetim kayyımı yahut denetim kayyımı atanmasını talep etmişse de bu taleplerinin yasal dayanağı bulunmadığını, zira davacının da katılmış olduğu 10.03.2023 tarihli Genel Kurulda şirket ortaklarından ... şirket Yönetim Kurulu üyeliğine %60 oy çokluğu ile seçilmiş olup, o tarihten bu yana şirket sevk ve idaresini yerine getirdiğini, şirket Yönetim Kurulunun görevi devraldığı 10.03.2023 tarihinden bu yana şirkette ciddi tasarruflara gitmiş, şirket satışlarını ve yıllık cirosunu ciddi oranda arttırmış, EYT yasası kapsamında emekli olan çalışanlarına ciddi ödemeler yaptığını, müvekkil şirketin tüm Genel Kurullarının davacının katılımı ile yapıldığını, son 2 yıllık Genel Kurul Toplantılarında alınan tüm kararların davacı tarafından davalara konu edildiğini ve açılan tüm davaların da red ile sonuçlandığını, bir anlamda yapılan tüm Genel Kurulların davacının katılımı ile yapılmış olup aynı zamanda yargı denetiminden de geçtiğini,
davacı Anonim Şirketin kurulduğu günden bugüne kadar Yönetim Kurulu üyeliği yapmış, 03.09.2020 tarihinde, ortaklardan ......... ile birlikte Yönetim Kurulunu oluşturmuş ve münferiden şirketin yetkilisi olmuştur. 28.06.2021 - 16.12.2022 tarihleri arasında davacı, şirketi tek başına yönetmişi tek kişilik Yönetim Kurulu üyesi ve Başkanı olarak görev yaptığını, davacının huzurunuzdaki davayı açmakta haklı nedeni olmadığını, davacının, müvekkil şirketi yönettiği dönemde zarar etmesi karşısında, artık şirketin kar payı dağıtmadığını ileri sürerek şirketin feshini talep etmesinin mümkün olmadığını, aynı zamanda bu talebi de hakkın kötüye kullanılması olup kanun karşısında himaye görmesi mümkün olmadığını, müvekkil şirketin sosyal ve ekonomik açıdan iyi durumda, mali ve idari yapısı kuvvetli bir şirket olduğunu, Müvekkil şirketin ortakları arasında kişisel dava ve husumetler bulunması halinde dahi bu durum haklı nedenle fesih sonucunu doğurmayacağını, zira Anonim ortaklıklar kişisel ilişkiler üzerine değil, sermaye ortaklığı üzerine inşa edilmiş olup, huzurunuzdaki dava konusu olan "anonim ortaklıkların feshinde" kişisel ilişkilerin değil, ortaklık ilişkisinin temel alınması gerektiğini, Yargıtay'ın bir başka kararına göre ortaklık yönetiminde söz sahibi olamamak,ortaklığın yeterli oranda büyüyememesi,pay sahipleri arasında iletişimin ya da manevi bağların kopmuş olması da ilke olarak haklı neden olmadığını, ancak davacı taraf, şirketin feshinin son çare olduğunu belirterek öncelikle davacının gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkarılmasını talep ettiğini, davacının öncelikle pay bedelinin ödenmesi, bu mümkün olmadığı takdirde şirketin feshini istemesi TTK 531.madddesine aykırı olduğunu, davacı yanca kanunun ilgili maddesi tersten yorumlanarak talepte bulunulduğunun görüldüğünü, bu talebin yerinde olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Davalı şirketin T.T.K 531. maddesi hükmü gereğince feshine ve şirketin tasfiyesine karar verilmesi talebine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davacının ortağı bulunduğu davalı şirketin TTK 531. maddesine göre haklı sebeplerle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Bilirkişi Heyeti'nin 17/12/2024 tarihli raporlarında özetle; "Davalı Şirket tarafından ibraz edilen 2019-2020-2021-2022-2023-30.06.2024 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun bir şekilde açılış kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, ticari defter kayıtlarının birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, Davacı Vekilinin, Davalı Şirket ortaklarından ... ve ...’ın akraba olduğu, Şirkette toplam %60 oranında pay sahibi oldukları ve bu üstünlüğün kullanılarak akrabalarını işe aldığını, çalışmadan SGK kaydı yapıldığı beyanlarına göre yapılan incelemelerde, Davalı şirket SGK Hizmet listelerinde ..... ......’a ait bordrolar tespit edilmiş ancak hesaplanan brüt ücret tutarının diğer çalışan maaşlarına nazaran yüksek ve/veya fahiş miktarda olmadığı, Akraba çalışanlara ilişkin diğer iddialara ve usulsüz çalışma yapıldığına ilişkin, Davacı tarafından dayanak vesika ibraz edilmediğinden incelenmediği, Davalı Şirket ... ...... Yayıncılık ve İletişim Merkezi A.Ş.’nin, önceki iştiraki ve ...’ın %90 pay sahibi olduğu, ... ....... ve İnternet Hizmetleri Ltd. Şti. hakkında ki iddialar nezdinde yapılan incelemede ; MTM tarafından yapılan Hisse devrine ilişkin ... tarafından ödeme yapıldığına ilişkin ticari kayıtlara dayanak belge bulunmadığı gerek Savcılık-Bilirkişi Raporu gerekse YMM özel raporunda tespit edilemediği, ... Şirketi’nden 2015-2023 dönemleri arası alınan hizmetlere karşılık piyasanın üzerinde ve/veya fahiş miktarlarda fatura kesildiği yönünde bir dayanak belge ibraz edilmediğinden bu yönde inceleme yapılmadığı, Diğer taraftan ... Platformları Şirketi 2011 yılından itibaren ... Şirketi ile aynı adreste faaliyet göstermekte olup 2021- 2023 yıllarında Kira geliri tespit edilememiş, önceki Kira gelirlerinin ise ticari hayat aykırı olarak azalan bakiyelerle tahakkuk ettiği görülmüş, Dolayısı ile Kira Gelirleri minvalinde Şirketin zarar uğratıldığı, Şirketin 2013 yılında sahte fatura düzenleyicisi şirketlerden birçok fatura aldığı ve şirketi hukuka aykırı olarak borçlandırdığı, işbu şirketlerin birçoğunun 2015 yılında tasfiye edildiği ancak ...’ın 2017-2020 yılları arasında işbu borçları kapatmış gibi göstererek şirketten şahsına hukuka aykırı olarak milyonlarca lira paralar edindiği ve muhasebe hileleriyle bunların kapatılmaya çalışıldığı iddiaları incelendiğinde; Davalı Şirket aleyhine Sahte Fatura ve Muhteviyatı Belge kullanımına ilişkin bir inceleme başlatılmadığı, hakkında vergi inceleme raporu bulunmadığı, bu iddiaların ispata muhtaç olduğu, Davalı Şirketin İncelenen 2019-2020-2021-2022-2023-30.06.2024 yılı Mali Verilerine göre Şirketin iyi yönetilmediğine ilişkin kanaate ulaşmanın mümkün olmadığı, Ancak dosyaya ibraz edilen raporlara göre Şirketin nakdi kaynaklarının Şirket dışına aktarıldığının tespit edildiği, bu durumda Şirketin ticari kayıtlarının fiili durumu yansıtıp yansıtmadığı noktasında inceleme yapmak gerektiği, Neticeten Şirketin feshi gerekip gerekmediği noktasında, incelemelerin tamamlanabilmesi için Davalı Şirketin 2022-2023 yıllarına ilişkin Banka hesaplarının dava dosyasına eklenmesi ve ticari kayıtlarının Banka hesapları nezdinde doğrulanması gerektiği" görüş ve kanaatlerini mahkememize bildirmişlerdir.
Bilirkişi Heyeti'nin 04/02/2026 tarihli Ek raporlarında özetle; "30.09.2025 itibarı ile önceki bölümde ayrıntıları ile arz edilen ve aşağıdaki özet Özkaynak Tablosunda yer aldığı üzere ... ..... Yayıncılık ve İletişim A.ş’nin Özvarlığı (+) 105.726.350,70 TL olup ġirketin Özkaynaklarının Borçlarını karşılayabildiği, sermayesini öz varlığında koruduğu, neticeten ayrılma akçesinin Özvarlık üzerinden hesaplanabileceği, davacı ortağın ayrılma payı akçesi, 30.09.2025 tarihli Geçici Vergi Beyannamesi kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığına sunulan beyan ve ticari kayıtların incelenmesi sonucu, şirketin tespit edilen öz kaynakları doğrultusunda ... açısından, 47.400 adet paya karşılık gelen %40 hisse oranı üzerinden, 474.000,00 TL öz kaynağa tekabül eden ayrılma akçesi 52.333.305,22 TL olarak hesaplandığı, ... açısından, 47.400 adet paya karşılık gelen %40 hisse oranı üzerinden, 474.000,00 TL öz kaynağa tekabül eden ayrılma akçesi 52.333.305,22 TLolarak hesaplandığı, ... açısından, 47.400 adet paya karşılık gelen %20 hisse oranı üzerinden, 237.000,00 TL öz kaynağa tekabül eden ayrılma akçesi 26.166.652,61 TL olarak hesaplandığı, şirketin ortaklık durumu incelendiğinde Davacı ...’nun hisse payı ile52.333.305,22 TL sermayeye sahip olduğunun tespit edildiği" görüş ve kanaatlerini mahkememize bildirmişlerdir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:
Davalı şirket anonim şirket niteliğinde olup, 6102 sayılı Kanun'un aanonim şirketin haklı sebeple feshini düzenleyen 531. Maddesi şu şekildedir:
"(1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.
"
Davacının pay oranının %12 olduğu bu suretle haklı sebeple fesih talebinde bulunabilecek oranda pay sahibi olduğu, davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre merkez adresine göre Mahkememizin davada yetkili olduğu anlaşılmakla davanın esasına girilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 531. Maddesinde haklı sebep kavramı kanun koyucu tarafından tanımlanmamış olup, somut olay ve duruma göre ortaklar arasındaki ilişkiler ve şirketin durumu gözetilerek haklı sebeplerin varlığının Mahkemece tayin edilmesi gerekmektedir.
Haklı sebep kavramı hakkında bütün hukuki ilişkilerde geçerli genel bir tanım vermek güçtür çünkü haklı sebep her hukuki ilişkinin ve her somut olayın özelliklerine göre değişen nisbi bir kavramdır (........, “Şirketin Haklı Nedenle Feshi ve Tasfiyesi ile Tasfiye Memurunun Tayini”, Hukuki Mütalaalar-2, İstanbul 2015, s. 90). Bununla birlikte, hakı sebep “pay sahibinin hak veya menfaatlerini sürekli olarak, ağır ve ciddi şekilde ihlal eden ve dürüstlük kuralı gereğince davacı pay sahibi yönünden ortaklığa devamı çekilmez kılan karar, işlem ve davranışlar” şeklinde tanımlanabilir (......., Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, ......... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2011; s. 97). Haklı sebepleri belirlemede kullanılabilecek temel kıstaslar; çoğunluk gücünün kötüye kullanılmış olması, şirketin amacına ulaşmasının tehlikeye düşmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi ve şirketin devamının nesnel olarak çekilmez hale gelmesi olarak gösterilmektedir (........, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, ... ...... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, Yayımlanmış Doktora Tezi, 2012, s. ....; Şahin, s. ....)
Haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve (bozucu) yenilik doğaran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek veya değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Somut olayda, haklı sebebin varlığı olayın niteliklerine ve koşullarına göre değerlendirilecek ve hakimin takdir yetkisi haklı nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden önem kazanacaktır.
TTK 531'inci maddenin gerekçesine göre; haklı sebep tasarıda tanımlanmamış, haklı sebepler örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalması, haklı sebep sayılmıştır. Buna karşılık varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Mahkeme sebepleri haklı bulsa bile fesih kararı vermek zorunda değildir. Şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme; şirketi feshetmek yerine, fesih talebinde bulunan pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Davacıya paranın kimin tarafından ve nasıl ödeneceği, bu payların geçici olarak şirketin iktisap edip edemeyeceği yargı kararlarına ve öğretideki görüşlere göre belirlenecektir.
Hakim, çoğunluğun davranışının haklı sebep olup olmadığını değerlendirirken TMK md. 2’de yer alan dürüstlük kuralını ve hakkın kötüye kullanımı yasağını esas almalıdır. Haklı sebepler yorumlanırken ikili sözleşmelerde uygulanan kriterlerden yararlanılabilirse de şirketler hukuku alanında bu kriterlerin birebir kullanılmasının mümkün olmadığına dikkat edilmelidir. Pay sahipleri arasında kişisel çekişmeler sermaye şirketlerinde kural olarak haklı sebep teşkil etmezler. Haklı sebebin nesnel olması aranır. Bununla birlikte bazı durumlarda şahıslar arasındaki ilişkiler de belirli bir ölçüde dikkate alınır. Örneğin aile tipi şirketlerde boşanmalar, aile üyeleri arasındaki çekişmeler, mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar, yine az sayıda ortağı olan küçük şirketlerde ortaklar arasındaki şahsi nitelikteki husumet ya da eşit paylara sahip olunan şirketlerde pay durumu haklı sebep olarak kabul edilebilir.
Haklı sebep olduğu iddia edilen olayın, şirketin feshine neden olacak nitelikte olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin yapısı, ortak sayısı, ortaklar arasındaki ilişkileri dikkate alınmalıdır. Örneğin iki ortak arasındaki ciddi bir anlaşmazlık, iki kişilik bir şirkette, şirketin çalışamaz duruma gelmesine neden olabilirken, daha fazla ortak sayısına sahip bir şirkette aynı anlaşmazlık şirketin faaliyetlerinin devamını etkilemeyebilir. Bunun yanı sıra talep edilen sonucun kabulünün menfaatler dengesine uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Feshi talep eden ortağın çıkması veya çıkarılması taraf menfaatlerine daha uygun ise feshe karar verilmemelidir. Taraf menfaatlerinin dışında fesih talebinin son çare olup olmadığı hususu da değerlendirilmelidir.
Haklı sebeple fesihte, ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir. Kişisel sebeplerin yanı sıra elbette nesnel sayılabilecek olgular da şirketin feshine yol açabilirler. Söz gelimi şirketin kar elde edemez hale gelmesi, uzun süredir gayrı faal olması da şirketin feshine sebebiyet verebilir. (Bkz. Yargıtay ..... HD'nin 01/12/2015 T., ...../...... E.,...../...... K. sayılı kararı)
Bu genel açıklamalar ışığında huzurdaki dava değerlendirildiğinde; davalı şirketin ticari defter ve mali kayıtları üzerinde Mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup 30.09.2025 itibarı ile önceki bölümde ayrıntıları ile arz edilen ve aşağıdaki özet Özkaynak Tablosunda yer aldığı üzere ... ....... Yayıncılık ve İletişim A.Ş’nin Özvarlığı (+) 105.726.350,70 TL olup ġirketin Özkaynaklarının Borçlarını karşılayabildiği, sermayesini öz varlığında koruduğu, neticeten ayrılma akçesinin Özvarlık üzerinden hesaplanabileceği, davacı ortağın ayrılma payı akçesi, 30.09.2025 tarihli Geçici Vergi Beyannamesi kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığına sunulan beyan ve ticari kayıtların incelenmesi sonucu, şirketin tespit edilen öz kaynakları doğrultusunda ... açısından, 47.400 adet paya karşılık gelen %40 hisse oranı üzerinden, 474.000,00 TL öz kaynağa tekabül eden ayrılma akçesi 52.333.305,22 TL olarak hesaplandığı, ... açısından, 47.400 adet paya karşılık gelen %40 hisse oranı üzerinden, 474.000,00 TL öz kaynağa tekabül eden ayrılma akçesi 52.333.305,22 TL olarak hesaplandığı, ... açısından, 47.400 adet paya karşılık gelen %20 hisse oranı üzerinden, 237.000,00 TL öz kaynağa tekabül eden ayrılma akçesi 26.166.652,61 TL olarak hesaplandığı, şirketin ortaklık durumu incelendiğinde Davacı ...’nun hisse payı ile 52.333.305,22 TL sermayeye sahip olduğu hususları tespit edilmiştir.
Davalı şirketin feshini gerektirecek önem ve ağırlıkta haklı sebep bulunmasa da davacının hakkı ile şirketin ve diğer ortakların hak ve menfaatleri arasındaki çıkar dengesi gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, Davacının ortağı bulunduğu davalı şirketin TTK 531. maddesine göre haklı sebeplerle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklandığı kanaatine varılmıştır. Davacının bu suretle şirketten çıkarılmaları şirketin ve tüm şirket ortaklarının menfaat dengesine uygun ve TTK.m.531 anlamında “duruma uygun düşen ve kabul edilebilir” bir çözüm olabileceği kannatine ulaşılmıştır.
Haklı sebep, azınlık için şirketin devam etmesini çekilmez bir hale getiren veya şirket ilişkisini sona erdirmeyi gerektiren herhangi bir olgudur. Bu nedenler sübjektif olabileceği gibi objektif nedenlerde olabilir. Pay sahipleri arasında kişisel çekişmeler sermaye şirketlerinde kural olarak haklı sebep teşkil etmemekle birlikte somut durumun özelliklerine göre şirket ortakları arasındaki ilişkilerinde duruma göre dikkate alınması gerekir. Yüksek Mahkeme’nin kararları ile doktrin görüşüne göre aile tipi şirketlerde aile üyeleri arasındaki çekişmeler, mirasçılar arasındaki nizalı davalar, yine az sayıda ortağı olan küçük şirketlerde ortaklar arasındaki şahsi nitelikteki husumet ya da eşit paylara sahip olunan şirketlerde pay durumu haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Haliyle haklı sebebin varlığı tespit edilirken şirketin tüm özellikleri (ortak sayısı, yapısı, ortaklar arasındaki her türlü ilişki) dikkate alınmalıdır.
Mahkememizin ulaştığı sonuç ve uygulama olarak da mahkemenin alternatif çözümü uygun görmesi halinde haklı sebebin feshi gerektirecek kadar ağır olmasına gerek olmadığı kanaatini taşıdığını belirtmiştir.(........,Fesih, s. 218) Bu anlamda davalıların çıkarılması yönünden aynı düzeyde fesih için aranan haklı sebeplerin ikincil düzeyde çözüm için de aranması gerektiği yönündeki görüşler yerinde görülememiştir.
Şirketin feshine ve tasfiyesine son çare (.... ......) olarak başvurulabileceğinden hâkimin mümkün olduğunca alternatif çözümlere yönelmesi kanun koyucunun önceliğini oluşturmaktadır. TTK m. 531 düzenlemesi, limited şirketlerin aksine doğrudan ortaklara şirketten çıkma hakkını tanımasa da fesih yerine şirketin ayakta kalması için mahkemenin ortakların şirketten çıkarılmalarını bir çözüm yolu olarak uygulamasına imkân vermektedir. Fesih yerine şirketten çıkarılmanın yanı sıra duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer alternatif çözüm yolları da mahkeme tarafından uygulanabilecektir.
TTK md. 531.madde hakime istem yerine duruma uygun çözüm konusunda geniş bir takdir hakkı verdiğinden mahkeme kural olarak bu talep ile bağlı değildir. Haklı sebeple fesih davasının arkasında yatan düşünce, hakimin kendiliğinden hatta davacının alternatif çözüm yönünde bir talebi olmadan dahi fesih yerine başka alternatif çözümler araması gerektiğidir. Hakim ortakların dengeleştirilmiş menfaati, ortaklığın mali yapısı, şirketlerin faaliyetinde devam etmesinin gerek ortaklar gerekse şirketin ilişkide bulunduğu üçüncü kişiler yönünden etkisi de gözetilmelidir.
Somut olay bakımından Sayın mahkemenin “Tarafların iddia ve savunmaları, sundukları deliller, dosya kapsamı belgeler ve taraflara ait ticari defter ve kayıtlarının incelenerek terditli olarak davalı şirketin TTK 531. maddesine göre haklı sebeplerle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı noktasında bilirkişi incelemesi yapılmasına” yönündeki görevlendirmesi kapsamında, davalı şirket merkezinde yapılan inceleme ve tespitler ile dosya kapsamında mevcut belge bilgilere göre yapılan inceleme ve tespitlere göre; davacı pay sahibinin şirkette %40 oranında sermayeye sahip olduğu ve davacının ve haklı sebeple fesih dava açma hakkı bulunduğu davacının ileri sürdüğü haklı sebepler arasında yer alan çok sayıda karşılıklı davalar açılmış olması bu davaların içerikleri dikkate alındığında (GK kararlarının iptali, YK üyelerinin sorumluluğu) haklı sebebi veya ihlali ortadan kaldırabilecek nitelikte olduğu, bunun dışında yönetim odasının boşaltılmamış olması, çeşitli suç duyuruları ve verilen takipsizlik kararları dikkate alınmış olup ortakların aralarındaki ortaklığı bitirmek iradesi ve davalar savaşının haklı sebep olarak kabul edilmesi halinde şirketin aktif olarak faaliyetlerine devam ettiği, çalışanları bulunduğu ve haklı sebeple fesih davasında şirketin feshinin ultima ratio yani son çare olduğu da dikkate alınarak duruma uygun düşen bir çözüme ve bu bağlamda davacının terditli talebi doğrultusunda ortaklıktan çıkarılmasına karar verilebileceği kanaatine ulaşılmılmıştır.
Davalı şirketin bilirkişi raporu ile değerlendirilen ekonomik yapısı ve mali varlığı gözetildiğinde, şirketin feshinin hakkaniyetle bağdaşmayacağı açıktır. Davacının fesih ile elde edeceği sonuca çıkma ile de ulaşabileceği değerlendirilmiş, davalı şirketin ekonomiye katkısını sürdürmeye devam etmesi hakkaniyete uygun bulunmuştur. Bu sebeple, alternatif çözüm olarak davacının ortaklıktan çıkartılmasına karar verilmesinin yerinde olacağı kanaatine varılmış ve bu alternatif çözüm yönteminin taraflar lehine olacağı değerlendirmesi yapılmıştır.
Bilirkişi Heyet üyesi teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen rapor Mahkememize sunulmuş olup; bilirkişi raporunun ve tespit edilen değerlerin en yakın tarihe göre gerçek değer olarak kabul edilebileceği, bilirkişiler tarafından değer tespitine yönelik piyasa araştırması yapıldığı ve emsal ilanların rapora eklendiği, raporun bu suretle gerekçeli, denetime elverişli usul ve yasaya uygun olduğu, yine mali veriler ve iktisat biliminin değerlemelere ilişkin usul ve esaslarına uygun olduğu anlaşılmış, bilirkişi raporundaki mali veriler hükme esas alınarak Mahkememiz karar tarihine en yakın tespit edilen davalı şirketin rayiç değer özkaynaklarına göre davacının payı oranında tespit edilen 52.333.305,22 TL çıkma payının karar tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine, davacının bu şekilde davalı şirketten çıkarılmasına, davacının davalı şirketin feshi ve tasfiyesine dair taleplerinin ise reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın Kısmen KABUL, Kısmen REDDİNE ;
-Davacının davalı şirketin feshi ve tasfiyesi taleplerinin REDDİ ile,
-TTK. 531.maddesi uyarınca davacının ....... sicil numaralı ... ...... YAYINCILIK VE İLETİŞİM MERKEZİ ANONİM ŞİRKETİ'nden ÇIKARILMASINA,
-Karar tarihine en yakın tespit edilen davacı için 52.333.305,22 TL çıkma payının karar tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,
2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 3.574.888,08 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile noksan kalan 3.574.460,48 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafça yatırılan 427,60 TL peşin harç ve 427,60 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 855,20 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan 20.344,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafça yargılama gideri yapılmadığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 1.579.333,05 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Reddedilen fesih ve tasfiye talebi yönünden: Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
9-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/03/2026