Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2023 tarih ve 2023/105 Esas - 2023/415 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirket ve bağlı bulunduğu şirketler grubunun kurulduğu ... yılından bugüne kadar başta gıda, temizlik, kişisel bakım ve onlarca kategoride ürün ve hizmetin üretim, ticaret ve ihracı alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkili Şirketin "... HOLDİNG" marka ve yapılanması adı altında faaliyetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin ... yılından beri aralıksız olarak kullandığı ve tanınmış hale getirdiği "..." ibaresi ile özdeşleştiğini ve anılan ibarenin hak sahibi olduğunu, müvekkili şirket tarafından yapılan 03,05,29,30,32 ve 35. sınıflarda tescil talepli 2020/137466 başvuru numaralı "..." ibareli marka başvurusunun yayınına davalı şirket tarafından itiraz edildiğini, itiraz üzerine başvuru kapsamından 35. sınıf hizmetlerin çıkarılmasına karar verildiğini, karara müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazın YİDK tarafından reddedildiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu, müvekkili ve ... Holding adı altında birlikte faaliyet gösterdiği grup şirketlerin "..." markası altında gerçekleştirdiği çok sayıda yatırımların bulunduğunu, bu ibareyi taşıyan seri markaların olduğunu, redde konu 35. sınıfın niteliği gereği markaların sınıfsal olarak benzer bulunduğuna ilişkin tespitin hatalı olduğunu, davalı Şirket markalarının 35 ve 39. sınıflarda tescilli bulunduğunu, davalı Şirketin markasal kullanımlarının ise 39. sınıf hizmetler üzerinde gerçekleştiğini, 35. sınıf hizmetlerde davalı markalarının kullanımının ispat edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin "..." ibaresi üzerinde müktesep hakkının olduğunu, özellikle 2010/47317 sayılı "..." ibareli markanın müvekkili lehine müktesep hak yaratacağını, müvekkiline ait markalar tanınmış olduğundan taraf markaları arasında iltibas tehlikesi bulunmadığını, müvekkiline ait markanın kompozit marka niteliğinde olduğunu, davalı Şirket tarafından ikame edilen marka tecavüzü konulu İstanbul Anadolu 1. FSHHM'nin 2021/21 E. sayılı dosyasında düzenlenen bilirkişi raporunda, markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığı yönünde görüş bildirildiğini, davalı şirketin kötü niyete dayalı iddialarına itibar edilemeyeceğini ileri sürerek, YİDK’in 2022-M-18251 sayılı kararının iptaline, dava konusu başvurunun reddedilen 35. sınıf hizmetler bakımından müvekkili adına tescilinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile kısmi ret gerekçesi markaların "..." ibaresini ortak ayırt edici unsur olarak içerdiğini ve benzer bulunduğunu, başvuru kapsamından çıkartılan hizmetler ile aynı/aynı tür hizmetlerin kısmi ret gerekçesi markaların tescil kapsamında yer aldığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali ortaya çıkabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, davacının marka başvurusu ile müvekkili şirket markalarının görsel, işitsel, okunuş, esas unsur, mal ve hizmet sınıfları bakımından benzer olduğunu, davacı şirketin müvekkili şirket markalarından yıllar sonra “...” ve “s ...” unsurlu marka başvuruları yaptığını, ilk bakışta dahi hem ibarelerin hem logoların benzer olduğunun tespit edilebileceğini, müvekkili şirketin 2007-2015 yılları arasında davacı şirketin grup şirketlerinden ... Ev İhtiyaç Maddeleri Pazarlama A.Ş.’nin kiracısı olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkili markasını daha önceden bilen davacı şirketin kötü niyetli olarak marka başvurusu yaptığını, müvekkili şirketin eskiye dair kullanımı bulunduğunu, üstün ve öncelikli hak sahibi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dava konusu marka kapsamından çıkartılan ve işbu davaya konu olan hizmetlerin tamamının, davalı şirketin redde mesnet markalarında aynen yer aldığı, dolayısıyla markalar arasında kapsam bakımından ayniyet bulunduğu, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik olduğu, dava konusu markada yer alan "HOLDİNG" ve "..." ibarelerinin ayırt edici niteliğinin bulunmadığı, dava konusu markayı davalı markalarından farklılaştırmaya yetmediği, taraf markalarının "..." ibaresini ortak olarak içermelerinden kaynaklı olarak aralarında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, davaya konu hizmetler bakımından karşılaştırılan markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi olduğu, davacı tarafa ait önceki tarihli 2010/47317 sayılı marka kapsamında dava konusu hizmetlerin yer aldığı, buna karşın bu hizmetler bakımından 2010/47317 sayılı markanın kullanıldığını gösterir herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, davacıya ait sair markaların da gerekli kriterlerin tamamını karşılamadıkları, bu nedenle davacı yanın müktesep hak iddiasının yerinde olmadığı, redde mesnet markaların tescil tarihleri ile dava konusu marka tescil başvuru tarihi arasında en az 5 yıllık süre dolmadığından, redde mesnet markaların kullanmama def'ine tabi markalardan bulunmadığı, davacı vekili her ne kadar önceki markalarının tanınmış olduğunu ileri sürse de bu hususun somut olayda davalı Kurumun SMK m.6/1 hükmü uyarınca tespit ettiği nispi tescil engelini bertaraf edecek kabiliyette olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili, işbu dava konusu markaların benzerliğinin detaylı olarak incelendiği ve benzerlik/iltibas değerlendirmesi ile haksız rekabet incelemesinin detaylı olarak yapıldığı İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/21 Esas, 2023/206 Karar sayılı kesin hükmünün mevcudiyeti göz önüne alındığında, çelişkili hüküm verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin "..." ibareli markalar üzerinde müktesep hakkının bulunduğunu ve müvekkilince uzun yıllardır kullanılarak maruf hale getirildiğini, dolayısıyla müvekkilinin marka üzerinde üstün hak sahibi olduğunu, taraf markaları arasında hizmet benzerliğinin de bulunmadığını, markaların kompozit marka olduğu gözetilmeksizin bölünerek yapılan incelemenin marka hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu, umumi intiba bakımından değerlendirme yapılması gerekirken usul ve yasaya aykırı şekilde değerlendirme yapıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme neticesinde hazırlandığını, bu haliyle söz konusu raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "... Holding ..." ibareli başvuru ile redde mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında başvuru kapsamından çıkarılan hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunduğu, zira redde mesnet markaların asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin çoğul hali olan "..." ibaresinin, dava konusu başvuruda asli unsur olarak kullanıldığı, bu durumun markaların karıştırılmasına yol açacağı ve başvuruda yer verilen diğer unsurların da ayırt ediciliği sağlamaya elverişli bulunmadığı, ilk derece mahkemesi kararında açıklanan nedenlerle davacı yararına müktesep hak koşullarının oluşmadığı, gerçek hak sahipliğinin de ancak bir marka başvurusuna itiraz ya da tescilli markanın hükümsüzlüğünü isteme hakkı vereceği, bunun dışında tescilli bir marka ile iltibas yaratacak nitelikteki markanın tesciline imkan sağlamayacağı, her ne kadar davacı tarafça İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin kesinleşmiş 2021/21 E., 2023/206 K. sayılı kararı ile işbu davadaki kararın çeliştiği ileri sürülmüş ise de her iki davanın konusunun farklı olduğu, İstanbul Mahkemesindeki davada, markaya tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edildiği ve bu davaya konu başvuru ile davacı markalarının karşılaştırılmasının, anılan davanın konusu olmadığı, bu itibarla iki kararın çeliştiğinin söylenemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 304,40 TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,

3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,

4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 02/04/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.