SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
ÜYE:... (...)
ÜYE:... (...)
KATİP:... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacıya ait şirket ağaç ve tomruk işleri üzerine faaliyet göstermekte olup davalı şirket de aynı sektörde faaliyette bulunduğunu, davalı şirket ile davacı arasında bir dönem değişik tarihlerde tomruk ticareti yapıldığını, davacının, kendisine ait iş yerinden faturasını da keserek davalı şirkete ham madde olarak tomruk gönderdiğini, ancak davalı taraf kendisine faturalı olarak gönderilen ürünlerin bedelini davacıya eksik ödediğini, bu nedenle fatura alacağının tahsili nedeniyle Kocaeli İcra Müdürlüğünün 2022/119529 sayılı dosyası ile başlattıkları takibe borçlu tarafından haksız olarak itiraz edildiğini beyan ederek; itirazın iptaline ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; takibe konu faturaların eksiksiz şekilde ödendiğini, temerrüde düşmediklerini davacıya borçları olmadığını beyan ederek davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... 1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının kötü niyet tazminatı isteminin REDDİNE, ... " karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafından gönderilen ürünlerin sevk işlemlerine ilişkin belgeler ve fatura tebliğ edilmesine rağmen fatura içeriğine davalı tarafından itiraz edilmediğini fakat ödeme işlemi de süresi içerisinde davalı tarafından yapılmadığını, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacının defterleri incelenerek davacının yapmış olduğu satışlara dair somut bir veri ve fatura tespit edilebilmiş ancak davalı tarafın defterleri incelendiğinde ise 273.335,93 TL ödeme yapıldığına dair sadece ödeme kaydı bulunmuş olup bu hususta ödemenin ne şekilde ne zaman yapıldığına dair bir veri bulunmadığını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı yan dilekçesinde her ne kadar ürünlerin bedelini eksik ödediğini iddia etmişse de ilk derece mahkemesindeki bilirkişi tarafından yapılmış olan inceleme sonucunda görüleceği üzere ticari defterlerden de görüleceği üzere müvekkilin davacıya hiçbir borcu olmadığını beyan ile; davacı tarafın istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz.
Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/07/2024 Tarih - 2023/598 Esas - 2024/410 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
Dava; faturadan kaynaklanan alacak için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Dosyanın incelemesinde; davacı, davacı şirkete ait işletmenin ağaç ve tomruk ticareti alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirket ile taraflar arasında muhtelif tarihlerde ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda davacı tarafından davalıya faturalı şekilde tomruk satışı yapıldığını, düzenlenen faturalara konu malların davalıya teslim edildiğini, ancak davalı tarafından bedellerin eksik ödendiğini, bu nedenle bakiye alacağın tahsili amacıyla Kocaeli İcra Müdürlüğünün 2022/119529 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız şekilde takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep ettiği, davalı tarafından verilen cevap dilekçesinde ;davacı tarafından düzenlenen faturalara konu bedellerin eksiksiz şekilde ödendiğini, herhangi bir borçlarının bulunmadığını, temerrüte düşmediklerini belirterek davanın reddine karar verelemesini savunduğu, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
İcra Takibine İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur (2004 sayılı kanun 62.madde). Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir (2004 sayılı kanun 67.madde).
İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III).
Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır (HGK 2017/(19)11-1309 Esas. 2021/377 Karar).
İtirazın iptali davaları takip hukuku kaynaklı, icra takibine sıkı sıkıya bağlı ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde belirlemeye yarayan kendine özgü davalardır. Dava ile takip arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle dava konusu, ancak takip talepnamesinde yazılı alacak dayanağı, tutar ve benzeri talepler olabilir ve kural olarak ispat vasıtaları da bu çerçevede değerlendirilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222-(3) maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesine göre; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir”. Alacak davasında ispat yükü kural olarak alacaklı olduğunu iddia eden tarafa yani davacıya düşer. Zira hukuki ilişkinin varlığını iddia eden ve bundan dolayı alacaklı olduğunu ileri süren taraf davacı olduğu için 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesi (HMK. md. 190) uyarınca ispat külfeti davacı alacaklıdadır. Kuşkusuz bu kuralın uygulanabilmesi için davalı borçlunun dava konusu hukuki ilişkiyi inkar etmesi ve borcun hiç doğmadığını ileri sürmesi gerekmektedir.
Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
6102 sayılı TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı). Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı).
Eldeki davada; davacı taraf davaya konu faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı taraf ise faturalara konu bedellerin ödendiğini savunmuştur.
Eldeki davada; davacının, taraflar arasında ticari ilişki kapsamında davalıya faturalı olacak şekilde tomruk satışları yaptığını, malların teslim edilmesine rağmen bedellerin eksik ödendiğini ileri sürerek bakiye alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine de eldeki itirazın iptali davasını açtığı, davalının ise borcun tamamen ödendiğini savunduğu, bunun üzerine de ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği görülmüşse de, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; somut uyuşmazlıkta davanın tarafları arasında ticari ilişkinin var olduğu ve bu ticari ilişki kapsamında davacı tarafından satılan ürünler için davalıya birtakım faturaların düzenlendiği hususu ihtilafsız olup, uyuşmazlığın ödemelerin yapılıp yapılmadığı noktasında toplandığı görülmektedir.
Eldeki uyuşmazlıkta, davalı tarafça "ödeme" defi ileri sürülmüş olup, bu durumda ispat yükünün davalıda olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafından dosyaya bir kısım ödeme belgelerinin sunulduğu, sunulan bu belgelerin incelenmesinde ise ; ödemelerin bir kısmının davacıya, bir kısmının da dava dışı üçüncü kişiye yapıldığı, ancak yapılan bu ödemelerin gerçekten yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise davaya konu edilen fatura alacakları ile bağlantılı olup olmadığı, üçüncü kişilere yapılan ödemelerin davacıya olan borcu sona erdirip erdirmediği hususlarında mahkemece yeterli bir araştırma ve incelemenin yapılmamış olduğu görülmüştür.
Bu itibarla ilk derece mahkemesince; davalı tarafından ibraz edilen ödeme belgeleri üzerinde durularak, ödemelerin gerçekliği, mahiyeti ve hangi borca ilişkin olduğunun gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle ayrıntılı şekilde araştırılması, özellikle dava dışı üçüncü kişiye yapılan ödemelerin davacı ile olan ticari ilişki kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Öte yandan, davalının ödeme savunmasını ispat amacıyla delilleri arasında yemin deliline de dayandığı anlaşılmaktadır. Usul hukuk ilkeleri gereğince, sonucu etkileyebilecek nitelikte olan yemin delilinin mahkemece davalıya hatırlatılması ve kullandırılması zorunludur. Ancak mahkemece bu husus gözetilmeksizin karar verildiği görülmektedir.
Yemin delili, 6100 sayılı HMK'nın 225. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yemin kesin delillerdendir. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; mahkeme, yemin teklif etmek hakkı bulunduğunu istek sahibine hatırlatmakla yükümlüdür. Şu durumda kural olarak, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. İddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline dayanılmış olması da gerekir.
Somut olayda; mahkemece davalının yemin deliline dayanmış olması karşısında, karşı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılmadan, yemin prosedürü işletilmeden ve yeminin sonucuna göre bir değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, tarafların ispat hakkının kısıtlanması niteliğinde olup, adil yargılanma ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Gelinen bu aşamada, yukarıda yapılan tüm bu açıklama ve değerlendirmeler neticesinde, ilk derece mahkemesince; öncelikle davalı tarafından ibraz edilen tüm ödeme belgelerinin tek tek incelenmesi, söz konusu ödemelerin gerçekten yapılıp yapılmadığının tespiti, ödeme tarihleri, miktarları ve açıklamalar dikkate alınarak dava konusu edilen fatura konusu alacağı ile bağlantısının bulunup bulunmadığının belirlenmesi, özellikle dava dışı üçüncü kişilere yapılan ödemelerin, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacının alacağına mahsuben yapılıp yapılmadığı hususu araştırılmalı; bu ödemelerin davacının bilgisi ve kabulü dahilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ortaya konulmalı, bu kapsamda gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, ödeme ve borç ilişkisi denetlenebilir ve açık bir şekilde ortaya çıkarılmalı, bunun ardından, davalının ödeme savunmasını ispat amacıyla dayandığı yemin delili yönünden usulüne uygun olacak şekilde davalıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması, sonrasında ise tüm bu işlemler sonucunda oluşacak kanaate göre eldeki dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermekten ibaret olduğu değerlendirilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.
1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE,
a-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/07/2024 Tarih - 2023/598 Esas - 2024/410 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
b-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
2-İstinaf Karar Harcının, talebi halinde ve ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,
3-İstinaf eden tarafından yapılan İstinaf başvuru giderlerinin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesine,
4-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362-(1)-g) maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
06/04/2026