ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ
KARAR
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacılar vekili, 20.03.2006 tarihinde davalı ... idaresinde olup davalı ... Seyehat AŞ’nin işleteni olduğu ... plakalı otobüs ile davalı ...’in işleteni olup davalı ... şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı otomobilin çarpışması sonucunda meydana gelen kazada bu araçta yolcu konumunda bulunan ...'nin vefat ettiğini, eşi ve çocukları olan davacıların destekten yoksun kaldığını, kazanın her iki araç sürücüsünün kusuru ile meydana geldiğini, davalı ... tarafından 06.06.2007 tarihinde davacıya 46.899,00 TL ödeme yapıldığını, ancak ödemenin eksik olduğunu, davalı ... şirketinin poliçe limitinin 57.500,00 TL olup 10.601,00 TL bakiye destek tazminatından sorumlu olduğunu, diğer davalıların sorumluluğunun devam ettiğini, desteğin uzun yol kamyon şoförü olup 2.000,00 TL’den fazla gelir elde ettiğini, davanın 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını belirterek davacıların bakiye destekten yoksun kalma zararlarının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, 2918 sayılı Kanun’un 11/2. maddesi uyarınca 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davalı ... tarafından 06.06.2007 tarihinde 46.899,00 TL ödeme yapıldığını ve davacıların başka zararı kalmadığını, son ödemenin ibra tarihinden itibaren 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini ve davanın bu nedenle reddi gerektiğini, kusura ilişkin rapor alınmasını talep ettiklerini, ayrıca hatır taşıması olup olmadığının ve SGK tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının belirlenerek tenzili gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... ve ... Seyehat AŞ vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, kaza ve dava tarihine göre taleplerin zamanaşımına uğradığını, kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün kusuru bulunmadığını, karşı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, davacıların bütün zararlarının karşılandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 23.11.2016 tarihli ve 2016/282 Esas, 2016/728 Karar sayılı karar ile davalı ... yönünden hak düşürücü süre nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden davanın tefriki ile mahkemenin görevsizliğine ilişkin olarak verilen karara karşı davacılar vekili ve davalı ... Seyehat AŞ vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarihli ve 2017/1068 Esas, 2018/470 Karar sayılı kararı ile davalılar araç maliki, sürücü ve sigorta şirketinin sorumluluğunun aynı maddi olaydan kaynaklandığı ve zarar tek olduğundan davaların birlikte görülmesinin zorunlu olduğu, birlikte görülmesi gereken davaların sonradan tefrik edilmesinin göreve ilişkin kuralları değiştirmeyeceği de açık olup verilen tefrik kararının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçeleriyle hükmün kaldırılmasına karar verilmiş, kaldırma kararından sonra Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.07.2018 tarihli ve 2017/476 Esas, 2018/311 Karar sayılı kararı ile tefrik edilen davanın birleştirilmesinden sonra yapılan yargılama sonunda, davanın trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olduğu, Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 07.12.2018 tarihli raporunda kazanın meydana gelmesinde davalı sürücü ...'ın %30 oranında, sürücü ...'in %70 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, müteveffa ...'nin yolcu konumunda olduğu, davalı ... tarafından 06.06.2007 tarihinde ödene yapıldığı ve ibraname düzenlendiği, 2918 sayılı Kanun'un 111. maddesi uyarınca iki yıllık hak düşürücü süreden sonra 23.03.2016 tarihinde dava açıldığı, diğer davalı araçların işleten ve sürücülerine ilişkin açılan dava için hesap bilirkişisinden rapor alındığı, ölen ... ... için olay iş kazası olarak nitelendirilip davacı hak sahiplerine bu kapsamda ödemeler yapıldığı anlaşılmakla peşin değerli gelir rücuya tabi olduğundan ödemelerin mahsubu ile kalan bedelin davalı ... tarafından 06.06.2007 itibari ile ödendiği 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davacı yanın gerçek zararının bu suretle sigortaca ödendiği anlaşılmakla, davalı işleten ve sürücü yönünden ödeme nedeni ile reddine ve sonuçta tüm davalılar yönünden davanın reddine karar vermek gerektiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde, davanın davalı ... yönünden hak düşürücü süre nedeniyle reddinin hatalı olup kaza tarihi itibariyle poliçe limitinin 57.500,00 TL olduğunu ve davalı tarafça 46.899,00 TL kısmi ödeme yapıldığını, yapılan ödemenin davacıların zararını karşılamaktan uzak olduğunu, ibranamenin geçerli olduğunun kabul edilmesinin hakkaniyete ve 6098 sayılı TBK’nın 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma hükümlerine ters düştüğünü, yapılan ödemenin makbuz niteliğinde olup bakiye zarardan sorumluluğun devam ettiğini, davanın diğer davalılar bakımından reddinin de hatalı olup davacılara SGK tarafından bağlanan aylığın rücuya tabi bir aylık olmadığını, yargı kararlarının bu yönde olduğunu, davanın iş kazası nedeniyle değil trafik kazası nedeniyle açıldığını, kurumca davacılara yapılan ödemelerin kastı bulunmayan üçüncü kişi davalılara rücu edilebilmesinin mümkün olmadığını, rücuya tabi olmayan bir ödemenin zarardan indirilmesinin söz konusu olmadığını, mahkemece talep artırım dilekçesi sunmak üzere süre talep edildiğini, bu talep reddedilerek davanın reddine karar verildiğini, davalıların bakiye maddi zarardan sorumlu olup davanın kabulü gerektiğini, talep edilen sürenin verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;
Davacılar vekili, davalı ... idaresinde olup davalı ... Seyehat AŞ’nin işleteni olduğu ... plakalı otobüs ile davalı ...’in işleteni olup davalı ... şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı otomobilin çarpışması sonucunda meydana gelen kazada bu araçta yolcu konumunda bulunan ...'nin vefat ettiğini, destekten yoksun kalan davacı eş ve çocukları için davalı ... tarafından 06.06.2007 tarihinde yapılan 46.899,00 TL ödemenin yetersiz olup zararın karşılanmadığını belirterek bakiye destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarihli ve 2017/1068 Esas, 2018/470 Karar sayılı kaldırma kararı uyarınca tefrik edilen dosya birleştirilmek suretiyle yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Dosya içeriğinden, 20.03.2006 tarihinde sürücü ... idaresindeki otobüs ile sürücü ... idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada bu araçta yolcu konumunda bulunan ...'nin vefat ettiği, Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 07.12.2018 tarihli raporunda kazanın meydana gelmesinde davalı sürücü ...'ın %30 oranında, sürücü ...'in %70 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, davacıların müteveffanın eşi ve çocukları olduğu, davalı ... tarafından 06.06.2007 tarihinde davacılara toplam 46.899,00 TL tazminat ödemesi yapıldığı ve 20.03.2006 tarihli ibraname düzenlendiği, davanın davalı ... tarafından yapılan ödemenin yetersiz olduğu iddiası ile 23.03.2016 tarihinde bakiye destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle açıldığı anlaşılmıştır.
2918 sayılı KTK’nın 111. maddesinde, “Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.” düzenlemesi yapılmıştır. Bu maddede düzenlenen sürenin hukuki niteliği zamanaşımı süresi olmayıp, “hak düşürücü süre” olduğundan, kısmi ödemeyi kabul etmiş olan kişi, artık KTK’nın 109. maddesindeki zamanaşımı sürelerinden yararlanamayacak, iki yıllık hak düşürücü süreyi geçirmişse zararının kalan bölümünü dava edemeyecektir.
Somut olay yukarıda açıklanan Kanun hükümleri ve ilkeler doğrultusunda değerlendirildiğinde, 20.03.2006 tarihinde meydana gelen kazada davacı ...'nin eşi, diğer davacıların babası ...'nin vefatı nedeniyle bakiye destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle kazaya karışan araç sürücüsü, işletenleri ve sigorta şirketi aleyhine açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 2017/1068 Esas, 2018/470 Karar sayılı kaldırma kararı uyarınca yapılan yargılama sonunda, davalı ... tarafından 06.06.2007 tarihinde davacılara toplam 46.899,00 TL tazminat ödemesi yapıldığı ve 20.03.2006 tarihli ibraname düzenlendiği, davanın ise 2918 sayılı Kanun'un 111. maddesinde öngörülen iki yıllık hak düşürücü süreden sonra 23.03.2016 tarihinde açıldığı belirlenmek ve aktüer bilirkişi tarafından ibraz edilen gerekçeli, denetime ve hüküm vermeye elverişli 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu ve ek rapordaki tespit ve hesaplamalara göre davacılara davalı ... tarafından yapılan ödeme ve müteveffa ...'nin Bağ-Kur'lu olması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu Amasya İl Müdürlüğünün 26.05.2016 tarihli yazısı ve ekindeki belge uyarınca 1479 sayılı Kanun uyarınca davacılara yapıldığı anlaşılan rücuya tabi ödemeler ile tüm zararın karşılandığı belirlenerek davanın reddine karar verilmiş olmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda davacının açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun aynı Kanun'un 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu nedeniyle davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf maktu karar harcından başvuru sırasında peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 672,70 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir olarak kaydedilmesine,
3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Taraflarca yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-Kararın usulüne uygun olarak taraflara tebliğine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nın 361.maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde Yargıtay'da TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 16.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.