Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf talebinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili; tarafların öz kardeş olup ... Otel Adi Ortaklığı kapsamında birlikte faaliyette bulunduklarını, ortaklığın 20.02.2022 tarihinde ... Yapı İnşaat A.Ş.’ye devredildiğini ve davacının aynı tarihte vergi kaydını kapattığını, buna rağmen davalı tarafından ortaklık payı alacağı bulunduğu iddiasıyla Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 2022/3240 sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin UETS yoluyla tebliği nedeniyle süresinde itiraz edilemediğini, oysa ortaklığın tasfiye sürecinde işletmeye ve personele ilişkin giderler, işçilik alacakları ve vergi borçları başta olmak üzere çok sayıda ödemenin davacı tarafından karşılandığını, bu kapsamda davalıya borçlu olunmadığı gibi davacının alacaklı konumda bulunduğunu ileri sürerek, icra takibi yönünden borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

Davalı vekili; taraflar arasında 07/10/2020 tarihli noterlikçe düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi uyarınca %50-%50 oranında ortaklık bulunduğunu, yetkili ortağın davacı olduğunu, buna rağmen davacının ortaklık kar payını eksik ödediğini, davalının sağlık sorunları nedeniyle işletmeden uzak kaldığı dönemlerde ticari defter ve kayıtlara erişemediğini, defter ve belgelerin ibraz edilmediğini, ortaklığın geçmişten itibaren kardeşler arasında sürdürüldüğünü ve murisin vefatı sonrası ortaklık yapısının değiştiğini, buna rağmen taraflar arasında eşit paylı ortaklığın devam ettiğini, vergi kayıtlarına göre de ortaklık başlangıcının 05/06/2020 tarihi olduğunu, bu nedenle davalının kâr payının bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini, davacı tarafından yapılan ödemelerin önemli bir kısmının ortaklık dışı dönemlere veya şahsi işlemlere ilişkin olduğunu, ibraz edilen belgelerin bir kısmının ödeme dekontu niteliğinde olmayıp tahakkuk fişi olduğunu, ödemelerin ortaklık borcu kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ayrıca davacının banka hesapları ve KBS kayıtları incelendiğinde davalının kâr payı alacağının bulunduğunun anlaşılacağını, bu kapsamda Ankara 13.İcra Müdürlüğünün 2023/1638 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, ancak takibe dayanak alacak ve hesaplamalara ilişkin belgelerin davacı tarafından sunulmadığını, buna rağmen ortaklığın 2020-2022 yılları toplam kârı üzerinden yapılan hesaplamada davalının kâr payının davacı tarafından eksik ödendiğini, vergi ödemeleri ve diğer gider kalemlerine ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını, yapılan bazı ödemelerin ortaklık hesabından gerçekleştirildiğini ve davacının ileri sürdüğü borç verme ve ödeme iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece; davanın reddine, İİK 72/4 maddesi gereğince takibin durdurulması nedeniyle dava konusu 152.588,08 TL' nin %20'si oranında hesap edilen 30.517,62 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiş, hükme karşı süresinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili; taraflar arasındaki adi ortaklığın sona ermesine rağmen usulüne uygun tasfiye işlemi yapılmaksızın davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ortaklıkla ilgili işçilik alacakları ve diğer davaların derdest bulunduğunu, bu davaların tasfiye açısından bekletici mesele yapılması gerekirken sonuçları beklenmeden hüküm kurulduğunu, müvekkilinin ortaklık kapsamında yaptığı giderler, ödediği işçilik alacakları, vergi ve diğer ödemelerle davalıdan alacaklı olduğunu, icra takibine konu borcun bulunmadığını, aksine davacının alacaklı olduğunu, bilirkişi raporlarının çelişkili ve yetersiz olduğunu, hangi rapora üstünlük tanındığının gerekçede açıklanmadığını, adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin TBK hükümleri uyarınca kapsamlı inceleme yapılmadan karar verildiğini, ayrıca mahkemenin HMK'nın 31.md'si kapsamında davayı aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek, kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Dava, taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan ve ödenmediği ileri sürülen kâr payı alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine konu borcun mevcut olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 622 nci maddesine göre; "Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler."
Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, sermaye değerleri ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden taraflar arasında; 07.10.2020 tarihli adi ortaklık sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmeye göre adi ortaklığın ... Otel isimli otelin işletmesi amacıyla kurulduğu, toplam sermayesinin 2.000,00 (İkibin) TL olduğu ve tarafların 1.000,00 (Bin) TL eşit sermaye koyduklarını, 7. maddesinde; ortaklığı safi karının her türlü masraflar çıkarıldıktan sonra geri kalan miktar olduğu, bu kardan ortakların koymuş oldukları sermaye oranında hak sahibi olacakları ve paylaşacakları, 8. maddesinde; hesap döneminin aynı yılın Aralık ayının 31.günü olduğu, 9. maddesinde; demirbaşlardan ortakların koymuş olduğu sermaye nispetinde sorumlu ve pay sahibi olduğu, 11. maddesinde; bu sözleşmede kayıt olmayan hususlarda TBK ile diğer ilgili mevzuatın uygulanacağının kararlaştırıldığı, ortaklığın idaresi, temsili, bankalarda hesap açma, hesaplara para yatırma vb konularda davacının yetkili kılındığı, daha sonra dava dışı ... Yapı İnş.AŞ ile imzalanan 20.01.2022 tarihli adi ortaklık devir sözleşmesiyle, ortaklık konusunun devredildiği, ... Otel İşletmesi adına işçi alacaklarının, vergi borçlarının, sigorta borçlarının ve piyasa borçları dahil olmak üzere tahakkuk etmiş olan bütün borçların ... Tüzel Kişisi ve ortaklarına ait olduğu, davacının kendisine düşen bütün borçları ödeyeceğini beyan ettiği görülmektedir.

İstinaf olunan kararda; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, davacı tarafın kar payının ödendiğini beyan etmesine karşın davalının kabul ettiği kısım haricinde ödeme yapıldığını kanıtlayamamasına göre dava konusu sözleşme kapsamında kar miktarının tespiti usul ve yasaya uygun bulunmakla davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Belirtilen nedenlerle, dosya kapsamı, mevcut delil durumu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemece; verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf talebinin HMK.'nın 353/1/b-1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE karar vermek gerekmiştir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK.'nın 355. md. hükmüne göre istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf talebinin HMK.'nın 353/1/b-1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Eksik alınan 304,40 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere 22/04/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.