Taraflar arasında görülen davada Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/04/2009 tarih ve 2008/121-2009/166 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafından keşide edilen 8.000 TL bedelli çekin ciro yolu ile müvekkiline geçtiğini, süresinde bankaya ibraz edildiğini, davadışı ...'nun dava konusu çeki kaybettiği iddiası ile İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesine çek iptali davası açtığını ve çekin iptaline karar verildiğini, bu durum karşısında müvekkili tarafından davalı aleyhine çeke dayanarak Denizli 7. İcra Müdürlüğü'nde takibe girişildiğini, Denizli 1. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından takibin iptaline karar verildiğini, çek konusu borcun ödenmediğini ileri sürerek çek bedeli 8.000 TL.'nin ilk icra takibinin yapıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı olduğunu, ancak müvekkilinin sebepsiz zenginleşmediğini, çek iptal davası sonucunda çek bedelinin ...'na ödendiğini, davacıya çek bedelinin ödenmesi halinde mükerrer ödemenin söz konusu olacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, hasımsız çek iptali davasının davacısı ...'nun çekin namına yazılı kişi olmadığı ve çekte ciranta olarak da yer almadığı, ...'nun çekle ilgisinin tespit edilemediği, iptal kararının davacı yönünden kesin hüküm oluşturmadığı, çek bankaya ibraz edildiği halde dava konusu çeki elinde bulunduranlara karşı istirdat davası da açılmadığı, davacı hakkında hırsızlık suçundan bir soruşturmanın varlığının da ileri sürülmediği, davacının alacağının dayanağı olan ve süresi içerisinde bankaya ibraz edilen çek nedeni ile alacaklı olup bu alacağının ödenmediği, başlangıçta ileri sürülmemekle birlikte son duruşmada davalının çek nedeni ile ...'na ödeme yaptığı savunmasının davacıya karşı sebepsiz zenginleşmediğini de ortaya koymayacağı, zira bu davanın varlığına rağmen ödeme yapmış olmasının davacının haklarına etki etmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davaya konu çek aslının ibrazı karşılığında dava ve çek konusu 8.000 TL.nin 31.08.2006 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, mahkeme kararı ile iptal edilen çeke dayalı alacak istemine ilişkindir. Dosya kapsamına göre, davacı tarafından 31.07.2006 keşide tarihli ve 8.000 TL bedelli çeke dayalı olarak alacak davası açıldığı, ancak dava konusu bu çeke ilişkin olarak davadışı ... tarafından İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde çek iptali davası açıldığı ve mahkemece 07.11.2006 tarihinde zayi nedeniyle çekin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
TTK.'nın 703. maddesi hükümlerine göre hamile yazılı çek, menkul mülkiyetinde olduğu gibi tarafların anlaşmaları ve zilyetliğin devri ile bir başkasına devredilebilir. Hamile yazılı bir çekin cirosu esas itibariyle devri gösteren bir ispat vasıtası olarak anlam taşıyabilir, fakat hakkı devredici bir fonksiyonu yoktur. Hamile yazılı çekte, hak sahipliği senedi elinde bulundurmakla tesis edildiğinden, böyle bir cironun ayrıca hak sahipliğini teşhis fonksiyonu da mevcut değildir. Hamile yazılı çekteki cirolar arasındaki muntazam bir ciro zincirinin varlığı önem taşımaz. Bu gibi çeklerde mündemiç olan hak, muntazam ciro zinciriyle değil, sadece, senedin verilmesiyle intikal eder. (Prof.Dr.Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2. Bası s.1148 vd.)
Bazen senede dayanılarak gerçekleştirilen 'alacaklılığın ispatı' keyfiyeti gerçeğe uymayabilir. TTK.'nın 564. maddesi uyarınca iptal kararı verilmesi halinde hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilecektir. Mahkemeden alınan iptal kararı yalnızca hak sahipliğinin tanısına (teşhisine) olanak verir. Yasa uyarınca hasımsız alınması gereken iptal kararı ilgilinin borçluluğunu saptamaz ve kesin hüküm teşkil etmez. Borçlu, iptal kararına karşın iptal kararı alan kişinin hak sahibi olmadığını öne sürebilir. Alınan iptal kararının ibrazı üzerine çek bedelini ödeyen keşideci (borçlu) kaybolduğu iddia edilen çekin sonradan yetkili hamil tarafından ibraz edilmesi halinde TTK. 558/2 ve 559. maddelerindeki şartların oluşması durumunda ödeme definde bulunamayacak ve çek bedelini ibraz eden hamile bir daha ödemek zorunda kalacaktır. (Y.11.H.D. 10.5.1979 gün ve E.480, K.2529)
Somut olayda iki ödeme talebi ortaya çıkmış olup, çeki süresinde bankaya ibraz eden ve elinde bulunduran davacı ile çeki kaybettiğini ileri sürerek iptalini isteyen davadışı ..., iki hak sahibi olarak bulunmaktadır. Bu durumda gerçek hak sahibinin tespiti amacıyla mahkemece yapılacak iş davacıya, iptal davasının davacısını hasım göstererek bu şahsın aldığı çekin iptaline ilişkin ilamın iptalini talep etmek ve dolayısıyla meşru hamilin kim olduğunu açacağı bu dava ile kanıtlamak üzere önel verilmesi, gerekirse açılacak dava, işbu dava ile birleştirilerek davacının gerçek hak sahipliği ve önceliği belirlenerek hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.06.2002 tarih, 2002/19-443 E, 2002/474 K sayılı ilamı) gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/10/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.