İtirazname No: 2021/56917
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 1. Ceza Dairesi
Kasten öldürme suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1,62,53,54... . maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.12.2020 tarihli ve 233-762 sayılı hükmün, katılanlar vekili ile sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 24.03.2021 tarih ve 189-633 sayı ile; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/2. maddesi uyarınca hükmün kaldırılmasına, sanığın aynı suçtan TCK’nın 81/1, 29/1,62/1,53,54... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba, bu hükmün de Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.01.2022 tarih, 9280-68 sayı ve oy çokluğu ile temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi ...; incelemeye konu olayda haksız tahrikin bulunmadığı, bu nedenle hükmün bozulması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23.02.2022 tarih ve 56917 sayı ile; "...sanığın başından itibaren haksız konumda olduğu, haklı olmamasına rağmen uzun yıllardır maktulün ailesinin zeytinlikten yararlanmalarına izin vermediği gibi maktulün eşinin yasal hakkını kullanarak dava açmasına öfkelenerek önce maktulün evini arayıp tehdit ve hakaretlerde bulunduktan sonra tabancasını alıp iş yerine giderek maktulü öldürdüğünün sabit olduğu, haksız tahrik indiriminden yararlanmaya matuf savunmalarını aşamalarda geliştirdiği, önceki tutum ve davranışları ile iş yerine silahlı gitmiş olmasından dolayı amacının konuşmak olmadığı, saldırgan ve tehditkâr davranışları nedeniyle maktulü tahrik ettiğinin anlaşıldığı, maktulün olay sırasında söylediği iddia olunan ve basit tahrik oluşturan sözlerin söylendiği sabit bile olsa bu sözlerin sanığın haksız hareketlerine tepki niteliğinde olduğu, olayda sanık lehine haksız tahrike ilişkin TCK'nın 29. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 18.04.2022 tarih, 1829-2920 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Ölüm muayene ve otopsi raporlarından; kafa bölgesinde burun sol tarafta mermi giriş deliği, kafa arka bölgesinde sağ oksipital kısımda ise mermi çıkış deliği yarası bulunan maktulün kesin ölüm nedeninin ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması neticesi meydana gelen beyin doku harabiyetine bağlı organ fonksiyon bozukluğu olduğu,
31.12.2019 tarihli olay, yakalama, muhafaza altına alma, üst arama tutanağından; 31.12.2019 tarihinde saat 17.00 sıralarında ... Bölge Trafik İstasyonu karşısında bulunan polis uygulama noktasında ... kod No.lu ekip olarak görev ifa edildiği sırada, sanayi istikametinden tek başına telefon görüşmesi yaparak polis noktasının önünden geçip daha sonra geri dönerek gelen şahsın; isminin ... olduğunu, birini öldürdüğünü, teslim olmaya geldiğini, olayda kullandığı tabancanın belinde olduğunu ve kendi rızası ile silahını teslim etmek istediğini, alacak verecek meselesi yüzünden tabanca ile bir el ateş edip kafasından vurduğu şahsın halasının eşi ... olduğunu beyan etmesi üzerine 76 34... kod No.lu ekiplerin uygulama noktasına intikal ettiği ve şahsın yakalamasının yapıldığı, toplam üç adet fişekle beraber Kırıkkale marka tabancanın da muhafaza altına alındığı,
16.01.2020 tarihli CD izleme tutanağından; sanığın saat 15.37.11'de sakin tavırlarla iş yerinin önünden geçtiği, saat 15.45.42'de maktulün iş yerine kapalı kasa beyaz minibüs ile geldiği, sanığın aracın geldiği tarafa bakarak volta atmaya devam ettiği, sanığın sakin tavrını sürdürerek saat 16.16.44'te iş yerine girdiği, saat 16.19.25’te iş yerine ait kapıda göründüğü ve elinde bulunan ve ne olduğu anlaşılamayan bir şey ile uğraştığı, içeride toplamda iki dakika otuz dokuz saniye kalan sanığın, daha sonra park hâlindeki minibüsün etrafını dolaştığı, görüntüye tekrar girdiğinde elleri montunun cebinde olacak şekilde ve panik yapmaksızın hafif hızlı adımlarla yürüdüğü ve görüntüden çıktığı,
Tapu kayıtlarından, taraflar arasında anlaşmazlığa konu olan yaklaşık elli dört dönümlük zeytinliğin üçte iki hissesinin sanığa, üçte bir hissesinin ise maktulün eşi katılan ...'ye ait olduğu,
25.12.2019 tarihli dava dilekçesinden, katılan ... tarafından davacı sıfatıyla ... Sulh Hukuk Mahkemesine anılan taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesi davasının açıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... aşamalarda; maktulün eşi olduğunu, babasından kalma zeytinliğin yaklaşık yirmi beş yıldan fazla süreyle kardeşi ... ve oğlu olan sanık ... tarafından kullanıldığını, hissesi olmasına rağmen zeytinliği kullanamadıklarını, hisselerini kendilerine defalarca satmak istemesine rağmen sanık ve babasının bunu kabul etmedikleri gibi zeytinliği kullanmalarına da izin vermediklerini, bunun üzerine ortaklığın giderilmesi davası açtığını, eşinin öldürüldüğü gün kardeşi olan ... ve oğlu olan sanığın üç dört kez cep telefonundan arayıp "Burayı sattıracak mısın, sana burayı sattırmayız!" diyerek küfürler ettiklerini, "Bu zeytinliği satarsanız size mezar ederiz!" şeklinde tehdit içerikli sözler söylediklerini, son görüşme sırasında yanında görümcesi olan tanık ... ile kızı olan tanık ...’nin de bulunduklarını, kulağının ağır işitmesi nedeniyle hoparlörün sesinin yüksek olduğunu ve bu nedenle konuşmayı tanıkların da duyduklarını, bu sözleri duyan kızı ...’nin telefonu eline alsa da sanık ve babası ...’in eylemlerine devam etmesi üzerine kızının telefonu kapattığını, aradan bir buçuk saat geçtikten sonra da eşinin ölüm haberini aldığını,
Tanık ... aşamalarda; olay günü halası tanık ... ile birlikte eve girdiğinde annesi katılan ...’nin yüksek sesle telefonla konuşmakta olduğunu, annesi ağır işittiği için karşı tarafı tam olarak anlamadığını, karşı tarafın küfür ettiğini duyunca telefonu eline aldığını, sanığın telefonda "Orayı nasıl satılığa çıkarırsınız?" diyerek küfür etmeye başladığını, daha sonra telefonu ... ...’in aldığını ve annesine hakaret etmeyi sürdürdüğünü, "Ben sizi pişman ederim, kim oluyorsun da mahkemeye veriyorsun, orada tek ağacınız bile yok, size burayı mezar yaparım!" şeklinde sözler duyduğunu ve telefonu kapattığını, o sırada sanığın çoktan elinde silahla yola çıktığını, bunu zaman aralığından anladıklarını, aradan bir buçuk saat geçtiğini, teyzesinin araması üzerine babasının öldüğünü öğrendiğini, her ne kadar sanık ifadesinde evine uğramadığı için silahı bırakamadığını söylemiş ise de evleri ile annesinin evi arasında yaklaşık beş altı metre mesafe bulunduğunu, ayrıca zeytinliklerin olduğu bölgenin silah taşınmasını gerektirecek kadar güvensiz yerler olmadığını, annesinin arsayı satmak için dava açmayı çok düşündüğünü ancak babasının buna hep engel olduğunu,
Tanık ... aşamalarda; olay günü yeğeni ... ile birlikte eve girdiğinde katılan ...'nin telefonla görüşmekte olduğunu, telefonda arsa ile ilgili bir konuşmanın geçtiğini ancak karşı tarafın kim olduğunu bilmediğini, sonrasında ...’nin telefonu eline aldığını, karşıdaki şahsın ...'ye küfür ve tehdit içerikli sözler söylediğini, ancak yine karşıdaki şahsın kim olduğunu bilmediğini, ...’nin karşı tarafa "Biz size kaç kere söyledik, siz niye orayı almadınız?" dediğini, sonrasında ağabeyinin öldüğünü duyduğunu,
İfade etmişlerdir.
Sanık kollukta; halası ... ile ortak ... ilçesi, Hallaçlar köyü, ... Mevkiinde elli dört dönümlük arazisinin olduğunu, halası ve eniştesi ile aralarında arazinin kullanımı konusunda husumet olmadığını, 30.12.2019 tarihinde ... Sulh Hukuk Mahkemesinden ortaklığın giderilmesi davası açıldığı yönünde tebligat aldığını, 31.12.2019 tarihinde bu dava ile ilgili avukatlarla görüşmek amacıyla ...'ye gittiğini, avukatların sorunun uzlaşma yoluyla giderilmesini önermeleri üzerine konuyu görüşmek için maktulün iş yerine gittiğini, iş yerinde bulamadığı maktulün saat 16.00 sıralarında geleceğini öğrenmesi üzerine söz konusu yerden ayrılarak 16.00 sıralarında tekrar geldiğini, maktulün "Şu bayanları bırakayım, sonra gelirim." dediğini, maktulü bir müddet beklediğini, maktul geldikten sonra da kendisine "Mahkeme yazısı ile ilgili mi görüşmeye geldin?" diye sorduğunu, kendisinin de "Evet." dediğini, kendisine şimdiye kadar arazi ile ilgili hiçbir sorun yaşamadıklarını, yerlerinin belli olduğunu, açmış olduğu davayı geri çekmesini söylediğini, bunun üzerine maktulün; "Sen kimsin lan, paran var mı paran, paran varsa konuş bana mı güvendin çocuklarını yaparken!" dediğini ve elini yumruk yapıp üzerine doğru gelerek "Bende para var, ben alacağım!" dediğini, bunun üzerine belinde bulunan tabancayı çekerek maktule ateş ettiğini, ilk atışta vurması üzerine maktul yere yığılırken kapıdan çıktığını, sanayiden çıktıktan sonra da polis kontrol noktasına giderek itirafta bulunduğunu ve silahı teslim ettiğini,
Kolluktaki ifadesinden farklı olarak Savcılıkta; maktulün iş yerinde tartıştıkları sırada kendisine hitaben önceki sözlere ek olarak "Sen kimsin, şerefsiz!" dediğini,
Savunmuştur.
İnsanın dış dünyaya yansıyan iradi davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s. 225).
Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14).
Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
TCK'da, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan ağır-hafif tahrik ayrımına son verilerek tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.
Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı; ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.
Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Katılan ...’nin maktulün eşi, sanığın ise halası olduğu, ... ilçesi, Hallaçlar Mahallesi, ... Mevkiinde bulunan elli dört dönümlük zeytinliğin üçte bir hissesinin katılan ...'ye, üçte iki hissesinin de sanığa ait bulunduğu, 25.12.2019 tarihinde katılan ...’nin söz konusu taşınmaz üzerinde ortaklığın giderilerek paylı mülkiyete dönüştürülmesi amacıyla ... Sulh Hukuk Mahkemesine dava açtığı, 30.12.2019 tarihinde söz konusu davanın açıldığına dair tebligatın sanığa ulaştığı, sanığın savunmalarına göre söz konusu davanın geri çekilmesi ve taşınmazın paylı mülkiyete dönüştürülmemesi için 31.12.2019 tarihinde yasal haklarını öğrenmek amacıyla iki avukat ile ayrı ayrı görüşme yaptığı, avukatların bu işin aralarında konuşularak ve uzlaşılarak çözülebileceğini, aksi hâlde satışın gerçekleşeceğini beyan etmeleri üzerine sanığın maktul ile konuşmak için maktulün ... Sanayi Sitesinde bulunan dükkânına geldiği, saat 11.47 sıralarında maktulün komşu dükkânındaki kişilerden iş için çıktığını ve öğleden sonra geleceğini öğrenmesi üzerine oradan ayrıldığı, sonrasında alışveriş yaparak Hallaçlar Mahallesi'nde bulunan evine geri döndüğü, satın aldıkları eşyayı eşine verdikten sonra annesinin evine uğradığı ve burada kulakları az işiten katılan ...'nin, kızı olan tanık ... ile görüştüğü, daha sonra maktul ile görüşmek amacıyla tekrar ... Sanayi Sitesi'ne gittiği ve saat 15.37 itibarıyla maktulün dükkânına ulaştığı, dükkânda bulunan maktulün minibüs ile birkaç işçisini bırakıp geri dönmek üzere ayrılıp saat 16.16 sıralarında minibüsle iş yerine geri döndüğü, sanığın bunu görmesi üzerine iş yerine tekrar girdiği, adı geçenlerin toplam iki dakika otuz dokuz saniye içeride kaldıkları, bu zaman dilimi içerisinde sanığın üzerinde taşıdığı tabanca ile maktulün kafasına bir el ateş ettiği ve maktulün olay yerinde hayatını kaybettiği kabul edilen suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda;
Dosyaya yansıyan delillerden sanığın, hakaret iddialarına konu eylemlerden bağımsız olarak maktulün eşi tarafından ortaklığın giderilmesi davası açılmasına duyduğu tepki üzerine silahlı bir biçimde olay yerine gittiğinin anlaşılması ve kolluk ifadesinde yer vermediği hâlde savcılıktaki beyanında maktulün kendisine "Sen kimsin şerefsiz!" şeklinde hakaret ettiğine de yer vererek savunmasını genişletmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; çelişkili ve haksız tahrik indiriminden yararlanmayı amaçlayan savunmalarına itibar edilmesi mümkün olmayan sanık hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10.01.2022 tarihli ve 9280-68 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3-İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 24.03.2021 tarihli ve 189-633 sayılı kararının, koşulları oluşmadığı hâlde sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4-Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.