Taraflar arasında kadastro tespitine itiraz davasında yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesince, davaların kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı Hazine vekili, davalı ... vekili, asli müdahiller ... ve müşterekleri vekili ile asli müdahiller ... ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; "dava konusu taşınmazların bulunduğu köyün kadastro tespitinin yapıldığı tarihte ... ilçe sınırları içerisinde bulunduğu ancak daha sonra kurulan Yumurtalık ilçe sınırları içerisinde kaldığı ve davaya bakma yetkisinin taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı tarihte bağlı bulunduğu ... Kadastro Mahkemesine ait olduğu gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de hükümden sonra yürürlüğe konulan ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Geçici 4. maddesi gereğince eldeki davalarda uygulanması gereken 3042 sayılı Kanun'un 26/son maddesi hükmüne göre yeni ilçe kurulması halinde yetkili mahkemenin taşınmazların sınırların içerisinde bulunduğu yeni kurulan ilçe mahkemesinin olduğu açıkça belirtildiğinden bu durum karşısında davaya bakma yetkisinin Yumurtalık Kadastro Mahkemesine ait olduğu" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacılar ..., ... ve ...’nun dava konusu parsellere yönelik sabit olmayan davalarının ayrı ayrı reddine, davacı Hazinenin dava konusu ... nolu parsele yönelik açmış olduğu davasının kabulüne, davacı Hazine'nin diğer taşınmazlara yönelik açmış olduğu sabit olmayan davasının reddine, kadastro tespitinden sonra noter satış vaadi sözleşmesi ile bazı kişilerin hisselerini satın alarak müdahil olarak davaya dahil olan hüküm yerinde gösterilen müdahillerin dava konusu taşınmazlara yönelik açmış oldukları davalarının görev yönünden reddine, İlk Derece Mahkemesinin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın onaylı bir örneğinin müdahiller yönünden yetkili ve görevli olan Yumurtalık Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, dava konusu ... nolu parselin tespitinin iptali ile bu parselin tamamının Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, asli müdahiller ... ve ...'ın açmış oldukları sabit olmayan davalarının ayrı ayrı reddine, dava konusu 982,983,984,985,986,987,988,989,990,991,992,993,994,995,996,997,998,999,1000,1001,1002,1003,1004,1005,1006,1009,1010,1011,1012,1013,1014,1015,1016,1017,1018,1020,1021,1022,1023,1024,1025,1026,1027,1028,1029,1030,1031,1032,1033,10 34... parsellerin tespitlerinin iptali ile bu parsellerin tamamının 134.120.448.000 hisse kabul edilerek ... ve müşterekleri adına hüküm yerinde gösterilen paylarla tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili, davalı ... vekili, asli müdahiller ... ve müşterekleri vekili ile asli müdahiller ... ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davalı ... vekili, asli müdahiller ... ve müşterekleri vekili ile asli müdahiller ... ve müşterekleri vekilinin tüm, davacı Hazine vekilinin ise aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2. İlk Derece Mahkemesince, 1019 parsel sayılı taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların davalıların dayandıkları ve kadastro tespitine esas alınan tapu kayıtları kapsamında kaldığı gibi taşınmazlar üzerinde tespit maliklerinin mirasçıları lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu kabul edilmek suretiyle yukarıda yazılı şekilde hüküm verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme yeterli değildir. Şöyle ki; davacı Hazine, dava konusu taşınmazlar hakkında hem tapu kaydı iddiasına dayanarak hem de taşınmazların kadastro tespitlerine esas alınan tapu kayıtlarının miktar fazlasına yönelik dava açmış, asli müdahillerin bir kısmı kadastro tespiti öncesi, bir kısmı ise kadastro tespiti sonrası sebebe yönelik olarak davaya müdahil olarak katılmışlardır. İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırmalara göre, 1019 parsel sayılı taşınmazın davacı Hazinenin dayandığı tapu kaydı kapsamında kalıp 1019 parsel sayılı taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların ise davalıların dayandıkları ve kadastro tespitine esas alınan tapu kayıtları kapsamında kaldığı, kadastro tespit tarihi itibariyle tespit maliki mirasçılarının tek parça da ayrı ayrı 100'er dönüm taşınmazı zilyetlikle kazanabilecekleri ve taşınmazlar üzerinde tespit maliklerinin mirasçılarının zilyet olduğu hususları anlaşılmıştır. Dosya arasında bulunan ve keşif sonucu düzenlenen 15.08.2002 tarihli fen bilirkişi kurulu raporunda, bir kısım taşınmazların kadastro tespiti sırasında "... Nehrine" bitişik konumda olduğu, kadastro tespit tarihinin öncesinde ve sonrasında da nehir yatağında değişimlerin olduğu belirtilmiştir. Ne var ki, anılan bilirkişi raporuna ekli krokide taşınmazların bir kısmının kadastro tespitinden sonra nehir yatağında kaldığının belirtilmiş olması karşısında, ... Nehrinin yatağının kadastro tespitinden önce, kadastro tespiti sırasında ve sonrasında nereden geçtiği gösterilmiş ise de güncel durum itibariyle ... Nehrinin taşınmazlara göre konumu değerlendirilmeden, diğer bir anlatımla ... Nehri üzerinde "Kıyı Kenar" çalışması bulunup bulunmadığı hususu araştırılmadan yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, öncelikle dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede kıyı-kenar çizgisi uygulaması bulunup bulunmadığı saptanmalı, kıyı-kenar çizgisinin idare tarafından belirlenmiş ve yöntemince kesinleştirilmiş olması halinde bu kıyı-kenar çizgisi bilirkişiler aracılığı ile mahalline uygulanmalı, kıyı-kenar çizgisinin idare tarafından belirlenmemiş veya yöntemince kesinleştirilmemiş olması halinde ise 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi kıyı-kenar çizgisi İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun şekilde tespit edilmeli, bu tespit yapılırken 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında açıklanan kıyı şeridinin nasıl tespit edileceğine dair kural ve yöntemler ile 17.04.1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun (3621 sayılı Kanun) 4. maddesindeki tanımlar ve 9. maddesi hükmü gözönünde tutulmalıdır. İdarece yapılmış ve yöntemince kesinleşmiş bir kıyı kenar çizgisi bulunduğunun anlaşılması halinde haritası getirtilmeli, usulüne uygun şekilde belirlenmiş kıyı kenar çizgisinin bulunmadığı sonucuna varıldığı takdirde, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, 3621 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre bu işlerde uzman olan üç jeolog veya jeomorfoloji mühendisi, üç kişilik harita mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu huzuruyla keşif icra edilmeli ve yapılacak bu keşif sırasında yerel bilirkişilerden, taşınmazların sınırlarını göstermeleri istenilmeli, teknik bilirkişilerden; dava konusu taşınmazların bulunduğu yere ilişkin memleket haritalarının, en eski tarihli askeri haritaların, hava fotoğraflarının yöntemince uygulanması, gerektiğinde değişik kodlardan toprak örnekleri alınıp analizlerinin yapılması, mevsimsel etkilerin de göz önünde tutulması suretiyle kıyı kenar çizgisini saptamaları istenilmeli, özellikle nehrin ne zaman ve hangi tarihlerde yatak değiştirdiği ayrı ayrı belirlenmek suretiyle nehir yatağının kadastro tespitinden evvel, kadastro tespiti sırasında ve sonrasında nereden geçtiği duraksamasız olarak belirlenmeli; belirlenen kıyı kenar çizgisinin de gözetilmesi suretiyle dava konusu taşınmazların ... Nehrinin etki alanı içerisinde ve aktif dere yatağı içerisinde bulunup bulunmadıkları ile ilgili olarak denetime açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı şekilde araştırma yapılmadan karar verilmiş olması isabetsiz olup İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... vekili, asli müdahiller ... ve müşterekleri vekili ile asli müdahiller ... ve müşterekleri vekilinin tüm, davacı Hazine vekilinin ise sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
(2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının tüm parseller yönünden 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.