Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, önalım hakkına ilişkin payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş,hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, ayrı ayrı verdikleri dava dilekçesinde, müvekkilinin paydaşı olduğu 173 ada 1 No’lu parselin diğer paydaşlarından ... taşınmazdaki 105/5447 payını 06.06.2008 tarihinde 3.000 TL bedelle davalıya sattığını, alıcı ya da satıcının TMK 733. maddesinde belirlenen yükümlülüğü yerine getirmediklerini, tapuda gösterilen bedeli yatırmaya hazır olduklarını belirterek önalıma konu payın iptali ile davacılar adına tescilini istemiştir. Davalı vekili, davacıların satıştan haberleri olduğunu, taşınmazın paydaşlar arasında haricen taksim edildiğini, yıllardır da taksim edilen şekli ile tasarruf edildiğini, bu durumda önalım hakkının kullanılamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.02.1951 gün ve 17/1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince; dava konusu edilen 173 ada 1 No’lu parseldeki 105/5447 pay, taşınmazın paydaşlarından.... tarafından 06.06.2008 tarihinde 3.000 TL bedelle davalıya satılmıştır. Davalının taşınmazın paydaşları arasında fiilen bölünerek kullanıldığı yönündeki savunması üzerine pay satan ...'nin tanık olarak alınan beyanında davaya konu taşınmazda sahip olduğu evde 25 yıldır oturduğunu taşınmazın hisseli olduğunu hissedarlar kendilerine ait kısımlara ev yaptığını, bir kısım paydaşlarında taşınmazın bulunduğu bölge sit alanı ilan edilip yapılaşma durdurulunca inşaat yapamadıklarını, herkesin vaziyet planına göre yerlerinin belli olduğunu ifade etmiştir. Mahallinde yapılan keşif sonucu kadastro bilirkişi.... tarafından düzenlenen bilirkişi raporu ve eki krokide, bir kısım davacıların ve dava dışı paydaşların kullandıkları bina ve arsaların yerleri gösterilmiştir. Taşınmazda diğer paydaşların kullandığı yerinin olmaması taşınmazın fiilen taksim edilmediği anlamına gelmez. Savunmayı doğrulayan tanık beyanları ve bilirkişi raporuna göre, taşınmazın paydaşlar arasında bölünerek kullanıldığı anlaşıldığından yukarda açıklandığı üzere zamanında satıcı paydaşın kullandığı kısım üzerinde hak iddia etmeyen davacının önalım hakkını kullanması dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 10.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.