B O Z M A Ü Z E R İ N E

HÜKÜMLER: Mahkûmiyet, müsadere

Sanık müdafiin temyiz istemi yönünden; hükmü süresinden sonra temyiz ettiğinden 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 310/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olmadığı, aynı Kanun'un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.

Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi yönünden; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I.Sanık Müdafiin Temyiz İstemi Yönünden
26.05.2021 tarihli mahkûmiyet hükmünün sanık ...'in yüzüne karşı verildiği ve verilen hükümde temyiz süresinin 15 gün olarak gösterildiği, daha önce Yargıtay incelemesinden geçen dosyalara ilişkin temyiz süresinin 1412 sayılı Kanun'un 310. maddesine göre 1 hafta olduğu ancak verilen hükümde temyiz süresi 15 gün olarak gösterilmek suretiyle sanık ... yanıltılmış ise de;

sanığın yüzüne karşı tefhim edilen hükmün, sanık müdafi tarafından 15 günlük süreden sonra 08.09.2021
tarihinde UYAP sistemine kaydedilmiş dilekçe ile temyiz edildiği, ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/7-187 Esas ve 2021/612 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen, sanık müdafiine yapılan karar tebliğinin, temyiz süresini yeniden başlatmayacağından, sanık ... müdafinin kanuni süreden sonra gerçekleşen temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı Kanun'un 3 10... . maddeleri uyarınca uyarınca Tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE,

II.Sanıklar Hakkında Kurulan Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Katılan ... İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
Olayın oluş biçimi, sanıklar aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yerel Mahkeme bozmaya uyup uymama konusunda bir karar vermeden eylemli uyma biçiminde işlemler yaparak yargılamaya devam etmesi nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

Ancak;

1.Sanığın kendisini vekaletnameli müdafii ile temsil ettirmesine karşın, bozmadan sonra avukata duruşma günü bildirilmeden yargılamaya devam edilmek suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,

2.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3/5. maddesinde düzenlenen suçun üst sınırının iki yıl olduğu gözetilerek;

17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1- (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarih ve 31218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun’un 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun'un 7. ve 5271 sayılı Kanun’un 251. maddeleri uyarınca sanıkların eylemlerinin “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk

bulunması,

3.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 3/1,61. madde ve fıkraları uyarınca alt ve üst sınırlar arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ve failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı unsurları dikkate alınması gerekmekte olup, dosya kapsamına göre özellikle ele geçirilen kaçak eşyanın miktarı, suç konusunun önem ve değerine göre, cezaların şahsiliği ve uygulamada birliğin sağlanması bakımından, benzer olaylarla mukayese edildiğinde, daha çok miktarda kaçakçılık yapanlarla daha az miktarda kaçakçılık yapanlar arasında hakkaniyete uygun, adil bir ceza tayin edebilmek bakımından hükmedilen cezalarda teşdit uygulanarak hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle eksik ceza tayini,

4.Suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3/5. maddesi ile sonradan yürürlüğe giren 6545,7242,7423 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 3/5. 3/23. maddeleri ile aynı Kanun'un 5/2. maddesi somut olaya ayrı ayrı uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle denetime imkan verecek şekilde lehe olan Kanun'un belirlenmesi gerekirken, suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) sanık lehine olduğu kabul edilerek, anılan Kanun uyarınca temel cezanın belirlenmesinden sonra uygulama olanağı bulunmayan 5607 sayılı Kanun'un 3/22. ve 5/2. maddelerinin hüküm fıkrasında tartışılarak uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi suretiyle karma uygulama yapılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,

5.Dava konusu eşyanın müsaderesi sırasında uygulama maddesi olan 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası yerine aynı Kanun'un 54 üncü maddesinin gösterilmesi suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına muhalefet edilmesi,

Açıklanan nedenlerle, katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 29.09.2025 tarihinde karar verildi.