Hükümlülük, müsadere
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra
5237 sayılı TCK’nun 7/2. maddesinin, aynı maddenin 1. fıkrası ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, sonradan yürürlüğe giren kanunun lehe hükümler içermesi halinde uygulanacağı, lehe hüküm içermemesi halinde ise suç tarihinde yürürlükte bulunan kanunun uygulanması gerektiği gözetilerek, sanığın eylemine ilişkin olarak suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6455 sayılı Yasa ile değişik 5607 sayılı Yasanın sanık lehine hüküm içermediğinden, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5015 sayılı Yasanın Ek 5/1. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine yazılı şekilde uygulama yapılması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
1. Sanıklar hakkında tayin olunan gün para cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesi olarak TCK'nun 52. maddesinin 2. fıkrasının gösterilmemesi suretiyle CMK’nun 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,
2. 5237 sayılı TCK’nun 51. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezası ile cezalandırılmamış olması koşulu ve (b) bendinde; suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması hükmü getirilmiş olmakla; adli sicil kaydına göre sanık ... hakkında kesin olarak verilmiş olan adli para cezasına ilişkin mahkumiyet ilamı dışında başkaca kaydın bulunmadığı cihetle, sabıkasında engel halleri bulunmayan, savunmaları talimat yoluyla alınan ve yargılama sürecindeki tutum ve davranışları gözlemlenemeyen, duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz davranışları saptanmayan ve geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak haklarında TCK’nun 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulanan, sanıklar ... ve ...’un, bir daha suç işleyeceklerine dair olumsuz kanaatin nasıl oluştuğu Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açıklanmadan "...sanıkların yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle tekrar suç işlemeyecekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından...'' şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde TCK'nun 51. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
3. Adli sicil kaydına göre sabıkasız olan ve savunması talimat yoluyla alınan sanık ...’un savunmasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinden yararlanmak istediğini de beyan ettiği nazara alınarak; kaçakçılık suçlarında yasal olmayan yollardan yurda getirilen veya yurt içinde alım satıma konu edilen eşyanın, ithalinde öngörülen gümrük vergileri ile diğer eş etkili vergiler ve mali yüklerin ödenmemesi nedeniyle, yoksun kalınan miktarın kamu zararı olduğu ve bu zararın ödenmesi için süre verilerek sonucuna göre gerektiğinde CMK'nun 231/9. maddesi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, "...sanıkların yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle tekrar suç işlemeyecekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından...'' şeklindeki yetersiz ve yasal olmayan gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
4. TCK'nun 53. maddesinin uygulanması açısından 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 E. - 2015/85 K. sayılı kararı gözönünde bulundurularak hüküm oluşturulmasının gerekmesi,
5. Davaya konu kaçak akaryakıt hakkında 02.04.2013 tarihinde tasfiye kararı verildiğinin anlaşılması karşısında, akaryakıt tasfiye edilmiş ise tasfiye bedelinin Hazine adına irad kaydına tasfiye edilmemiş ise 5015 sayılı Yasanın Ek 5. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
6. Suçtan zarar görmeyen ve katılma hakkı bulunmayan Gümrük İdaresi'nin davaya katılan olarak kabul edilip lehine vekalet ücretine hükmolunması,
Yasaya aykırı, sanık ... müdafii ile sanıklar ... ve ...’un temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.10.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.