HÜKÜMLER: İstinaf başvurularının esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

1.Temyizin kapsamına göre; Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.03.2020 tarihli ve 2017/942 Esas, 2020/274 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında "Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık" suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-L, 158/3,62,52/2-4,53 maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 250.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2.Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, yukarıda belirtilen kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan vekili, sanık ... müdafii ve sanık ... vasisi tarafından yapılan istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

1.Sanık ... müdafinin temyiz isteği; sanığın savunma hakkının kısıtlandığına ve üzerine atılı suçu işlemediğine ilişkindir.

2.Sanık ...' ın temyiz isteği;üzerine atılı suçu işlemediğine ve eksik inceleme sonucu karar verildiğine ilişkindir.

1.Sanıklar hakkında soruşturmayı yürüten ve iddianameyi hazırlayan (37177) sicil numaralı Cumhuriyet savcısı ...'ın mahkemenin kanuna uygun şekilde teşekkül ettirilmemesi sonucunu doğuracak biçimde Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinde yapılan istinaf kanun yolu incelemesine üye hakim sıfatıyla katılması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 22/1-g maddesine muhalefet edilmesi,

2.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli ve 2022/2-155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müdafii atanması gerektiğine karar verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında sanıkların yargılama aşamasında kendilerinin seçtiği bir müdafinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156.maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafii tayin edilmediği anlaşılmakla, sanıklara isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 158. maddesinin birinci fıkrasının (L) bendi ve son cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158. maddesinin üçüncü fıkrasına göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemleri olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanıklara müdafi atanmasında zorunluluk bulunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, başkaca yönleri incelenmeyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, 1 numaralı bozma sebebi yönünden oy birliğiyle; 2 numaralı bozma sebebi yönünden Yargıtay Üyeleri ... ve ...'nın karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, bozma gerekçesine göre bozma ilamının mahkûmiyet hükmünü temyiz etmeyen sanık ...'a SİRAYET ETTİRİLMESİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2025 tarihinde karar verildi.

K A R Ş I O Y

Sanıklar hakkında TCK'nin 158/1-L-son 158/3. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK' nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;
Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK' nin 150/3 maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-e maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir.
Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 3 14... sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş akabinde de bu uygulamasından vazgeçerek CMK' nin 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 esas ve karar sayılı kararı ile zorunlu müdafii atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03.12.2020 gün ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar; 05.11.2020 gün ve 2018/16-1 53... /446 Karar; 19.11.2020 gün ve 2018/16-4 41... /468 Karar sayılı kararları ile CMK'nın 150/3. maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektiği bu nedenle cezanın artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 06.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki ceza artırım maddelerinin de nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır. Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır . Bu içtihatların canlı ve gerektiğinde değişken olma gerekliliğine zarar vermeyecektir.
Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda birbiri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK'nin 150/3. maddesi zorunlu müdafiilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK'nın 188. ve 289/1-e maddesinde düzenlenen muhakeme kişileri yöünden mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyle ki, 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden olağan üstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurmasını gündeme getirecektir. Zira CMK'nın 188. maddesinde yazılı müdafin duruşmayı mazeretsiz terk etmesi istisnası haricinde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin duruşmada bulunması gerekli kişiler yönünden kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK'nın 289/1-e maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, 2018/16-270 Esas ve 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 Esas ve 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.

K A R Ş I O Y

Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün sanığa zorunlu müdafi atanması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemiz mümkün olmamıştır.
Zorunlu müdafi atanmasını düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150 nci maddesindeki düzenlemenin içeriğine göre; yalnızca adli para cezasını gerektiren suçlarda dahi soruşturma veya kovuşturma evresinde şüpheli veya sanığın müdafi isteme hakkının bulunduğu, şüpheli veya sanık kendi müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse istemi halinde müdafi görevlendirilebileceği aşikardır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150 nci maddesine göre zorunlu müdafii görevlendirilebilecek haller tahdidi olarak sayılmıştır. Buna göre şüpheli veya sanık;
1-18 yaşını doldurmamışsa,

2-Sağır veya dilsizse,

3-Kendini savunamayacak derecede malulse,

4-Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmaya muhatapsa,
İstemi aranmaksızın müdafi görevlendirilecek şeklindedir.
Hukuki öngörülebilirlik ve hukuk güvenliği kavramlarının içtihatlarla da zedelenmemesi gerekir. Yasa metinlerinin yorumlanmaları Ceza Genel Kurulu başkanlarının değişmesiyle değiştirilmemelidir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten 2020 yılına kadar CMK'nın 150/3 üncü maddesini yorumlarken cezanın alt sınırının tayininde artırım maddelerinin dikkate alınacağına dair bir görüşü benimsemediği, istikrarlı şekilde zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınması gerektiğini belirterek, bu doğrultuda farklı zamanlarda birden çok karar verdiği, örnek vermek gerekirse;
22.11.2016 tarihli ve 950-436 sayılı,
06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı,
05.11.2020 tarihli ve 2018/16-153 Esas, 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli ve 2018/16-441 Esas, 2020/468 Karar sayılı,
03.12.2020 tarihli ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar sayılı kararlarının bu şekilde olduğu,
5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesindeki alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda cezanın alt sınırının hesaplanmasında artırım ya da indirim maddelerinin dikkate alınacağına dair yasal bir düzenlemenin de bulunmadığı, kaldı ki yasa koyucunun suçun artırım ve indirim maddelerinin dikkate alınması gereken halleri ayrıksı olarak düzenlediği, nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 15/1 ve 66/3 üncü maddeleri ile 5235 sayılı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 14 üncü maddelerindeki düzenlemelerin bu şekilde olduğu,
Yasa koyucunun CMK’nın 150 nci maddesindeki hallerin dışında ayrıksı olarak hangi durumlarda zorunlu müdafi bulundurulması gerektiğini de düzenlediği, 5271 sayılı CMK'nın 74/2 nci maddesine göre resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması, 101/3 üncü maddesi uyarınca tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi, 204/1 inci maddesine göre duruşmanın düzenini bozması sebebiyle duruşmadan çıkarılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması, 247/4 üncü maddesine göre kaçak sanık hakkında duruşma yapılması hallerinde şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, müdafi istemediğini belirtse dahi müdafi görevlendirmenin zorunlu olduğu yasa koyucu tarafından ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Alt sınırı 5 yılın üstünde olan suçlarda artırım maddesinin dikkate alınacağına dair yasal bir düzenleme olmamasına rağmen yasa metnini bu şekilde yorumlamak, yasanın muradının dışında anlamlar yüklenerek yasayı değiştirmek, yargının yasama yapma faaliyeti, dolayısıyla bir yetki gaspı olur. Özel ya da ceza yasamızdaki en az cezayı öngören suçlarda dahi isteyen şüpheli veya sanığa müdafi atanan bir sistemde şu düşünceyi öne sürmek daha sağlam bir hukuki temele dayanır. Avrupa müktesebatında kimi yerlerde çocuk kavramı 21 yaşının ikmaline kadardır. Bu düşünceden hareketle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150 nci maddesi yorumlanırken çocuk kavramından 18 yaşından küçüklere değil de 19, hatta 20, hatta 21 yaşından küçüklere zorunlu müdafi gerekir yorumu daha hukuki temellidir. Bu fikri savunmak için çocuk kavramının uluslararası metinlerde nasıl geçtiği, Anayasamızın 90 ıncı maddesi, savunma hakkının kutsiyeti, ceza yargılamasındaki tutuklama ve tahliyedeki maymuncuk kalıp kavramlar haline dönüştürülen adil yargılanma hakkından da bahsederek üslub-u müzeyyenle 21 yaşını ikmal etmemiş şüpheli veya sanıklara zorunlu müdafi atanması fikri, alt sınırı 5 yıldan fazla olan suçlarda alt sınırın hesaplanmasında artırım maddesinin nazara alınacağı fikrinden daha hukukidir(!) Yasa yorumlayıcıları yasa koyucunun maksadı dışında yasa metinlerine yasayı değiştirecek şekilde anlam yükleyemezler.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/3 üncü maddesindeki zorunlu müdafilik kavramı mahkemenin kanuna uygun teşekkülü ile de doğrudan ilgili bir kavram olup, zorunlu müdafinin iştirak etmesi gereken yargılamalara iştirak etmemesi halinde mahkemede kanuna uygun teşekkül etmemiş olacaktır. Zorunlu müdafilik hususunda yasa metninin kimi zaman yargı organlarınca farklı yorumlandığına örnek olarak bir dönem bir kısım dairelerce sanığın tutuklu olduğu dosyalarda ceza miktarına bakılmaksızın zorunlu müdafi atanması gerektiği görüşü benimsenmiş, sonradan bu düşünceden vazgeçilerek şüpheli veya sanığın tutuklama amacıyla sorguya sevkinde zorunlu müdafi bulundurulması gerektiği kabul edilmiş olup, yasa uygulayıcılarının bu tür yorumlarının hukuk güvenliği ve hukuki öngörülebilirliği zedelediği unutulmamalıdır.
Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda artırım maddeleri de dikkate alınarak 5 yılın hesaplanması düşüncesi benimsenirse 5271 sayılı CMK'nın 196/2 nci maddesinde belirtildiği üzere sanık alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Bu madde uyarınca birçok suçtan istinabe suretiyle sorguya çekme yolunun kapatılacağı, bu hususun yargılama sürecinin uzamasına neden olacağı, ayrıca 5271 sayılı CMK'nın 47/3 ve 125/3 üncü maddelerinde belirtilen devlet sırrı niteliğindeki hususlarda tanık dinleme ve belge incelemede, gerektirmediği halde bir kısım suçlar yönünden devlet sırlarının ifşasına neden olunabileceği ve bütün bunlardan da öte yasada kimi zaman cezanın alt sınırının, kimi zaman üst sınırının dikkate alınarak belirleme yapılan hallerde de karışıklığa neden olacağı, örneğin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/2-d maddesinde belirtilen üst sınırı iki yıla kadar olan suçlarda ilk defa bölge adliye mahkemesince verilip 15.000,00 TL adli para cezasını geçmeyen cezalar hariç olmak üzere ilk derece mahkemesince verilen kararların esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği hükmünde de üst sınırın hesaplanmasında artırım maddesinin dikkate alınacağı şeklinde üst mahkemeye erişim hakkının da temel bir hak olduğu ve doğrudan adil yargılanma hakkıyla ilintili bulunduğu savıyla bir içtihat oluşturulabilir(!) Bu tarz yasa yorumlarıyla oluşturulan içtihatların, yasa metinlerinin daha iyi ve yerli yerinde anlaşılması, uygulamaya yol göstermesi ve çözüm üretmesi gerekirken; aksine uygulamayı karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getiren düşünceyi benimseyen sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemiz mümkün olmamıştır.