... yönünden; TCK’nın 314/2,3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62,53/1, 55/1,58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
... yönünden; TCK’nın 314/2,3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62,53/1, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenlerin sıfatları, başvuruların süreleri, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığı görülmekle işin esasına geçildi,
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1- Sanık ... yönünden yapılan incelemede;
a- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağının kabul edildiği gözetilmekle, ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, söz konusu ölçütler doğrultusunda ByLock kullanıcısı olduğuna dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili yerlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının yeniden istenmesi, temin edilmesi halinde bu tutanağın CMK'nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunması ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması, sanığın ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında irtibatlı olduğu kişilerin HTS ve baz sinyal kayıtlarının getirtilerek sanık ile bahse konu kişilerin görüşme ve bir araya gelme durumlarının tespiti yönünden inceleme yapılması, gerekli görülmesi halinde bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması ile UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında yeniden araştırma yapılarak sanık ile ilgili herhangi bir beyan olup olmadığının tespiti ile varsa ifade sahiplerinin tanık sıfatıyla dinlenmeleri suretiyle tüm delillerin CMK'nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilecektir. Mülkiyet hakkının düzenlendiği Anayasa m. 35/1’de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrada bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamayacaktır. Anayasa m. 38/9’da “genel müsadere cezası verilemez” şeklinde müsadere konusunda temel bir yasak kabul edilmiştir.
Mülkiyet hakkı aynı zamanda uluslararası hukukta da teminat altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 17. maddesi, herkesin tek başına ve başkalarıyla ortaklaşa mal ve mülk edinme hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkinden yoksun bırakılamayacağını düzenlemektedir. Ayrıca, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, bu hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri kanunları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyecektir.
Kamusal düzeni bozarak, temel hak ve hürriyetlere en derin biçimde müdahale eden suç olgusuyla mücadele amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin Anayasa'nın ve Ek Protokolün öngördüğü şekilde kamu yararı taşıdığı açıktır. Maddi hakikate ulaşılabilmesi için delil olarak kullanılması gereken malvarlığı değerlerinin değiştirilmeden veya kaybolmadan muhafaza altına alınması gerektiği gibi, suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin ileride müsadere edilebilmesi için de bu malvarlığı değerlerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığını, söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesinin amaçlandığını belirtmiştir. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 97).
Suç işlemenin kazanç elde etme yöntemi olarak kullanılması, suç işleme eğilimini artıracağı kuşkusuzdur. Bu şekilde kazanç amacıyla suç işlenmesi bireysel olarak mağduriyetler yanında genel olarak toplumsal yapının ve kamu düzenin bozulmasına neden olmaktadır. Ayrıca müsadere tedbiri özellikle terör ve örgütlü suçlarla ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim uluslararası hukuk metinlerinde de suçla mücadelede bu gibi tedbirlerin etkin bir yaptırım olarak kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizin de taraf olduğu 141 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile 198 sayılı Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesinde; giderek artan ölçüde uluslararası bir sorun hâline gelen suça karşı mücadelenin uluslararası düzeyde modern ve etkin yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği, bu yöntemlerden birinin de el koyma ve müsadere tedbirleri olduğu ve bu alanda uluslararası iş birliğine de ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Ayrıca yine ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme de terörizmin finansmanının engellenmesi bakımından el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin uygulanmasının gerekli olduğunu düzenlemektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 98).
Bu nedenlerle suçla mücadele bakımından suç ve fail araştırılması kadar, suç gelirlerinin araştırılması ve bu gelirlere elkonulması ve müsadere edilmesi gerekmektedir. Özellikle terör ve örgütlü suçlarla mücadelenin, bu örgütlerin finansal kaynakları kurutulmadan başarılı olması da mümkün değildir. Bu nedenle suç örgütlerine yönelik soruşturmalarda, örgütlerin suçun işlenmesinde kullanıldıkları veya suçun işlenmesine tahsis ettikleri ya da suçtan elde ettikleri ya da dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların ve malvarlığı değerlerinin tespit edilerek, müsadere edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Eşya müsaderesinin düzenlendiği TCK'nın 54’e göre, eşya müsaderesi dört farklı durumda söz konusu olabilecektir. Buna göre müsadere kararının, suçla bağlantılı eşya hakkında, suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşya hakkında, konusu suç teşkil eden eşya hakkında ve kaim değer hakkında verilmesi mümkündür. Bir suçla bağlantılı olarak eşyanın müsaderesine göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacaktır. Suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşyanın müsaderesine göre, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilecektir. Konusu suç teşkil eden eşyanın müsaderesine göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilecektir. Kaim değerin (eşdeğerin) müsaderesine göre, müsadereye tabi eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilecektir.
Kazanç müsaderesinin düzenlendiği TCK'nın 55/1’e göre, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilecektir. TCK'nın 55/2’ye göre, müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilecektir.
Müsadere güvenlik tedbirinin uygulanabilmesi için ilk şart kasten işlenen bir suçun varlığıdır. Bunun yanı sıra işlenen suç ile müsadereye konu eşya veya malvarlığı değerleri arasında bir ilginin de bulunması gerekir.
İyi niyetli üçüncü kişilerin sahibi olduğu maddi menfaat veya ekonomik kazançların müsadere edilmeyeceği konusunda, YTCK’nın 55. maddesi metninde bir düzenleme bulunmamakta idi. Ancak madde gerekçesinde bu husus, “Bu hükmün uygulanmasında mağdurun ve üçüncü kişilerin hakları korunacak, bunlara ait maddi değerler kazanç müsaderesine tabi tutulmayacaktır” biçiminde hükme yer verilmişken; 26.06.2009,5918 sayılı yasa ile, 55. maddeye “Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir” biçiminde üçüncü fıkra ilave edilmiştir. (Yaşar, Gökcan, Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Cilt 2 sayfa 1796)
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ... sırasında kayıtlı bulunan, ev aramasında elegeçirilen ve sanık ile üçüncü kişiye ait olduğu savunulan Amerikan Doları ve Euro cinsinden paraların, 5237 sayılı TCK’nın 55 nci maddesinde öngörüldüğü biçimde, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazanç kapsamında değerlendirilmesini gerektiren ve bu bağlamda elegeçen paraların ve sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan somut olay ve olguların nelerden ibaret olduğu gösterilmeden, müsadere şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmadan, dosya içeriği ve hukuka uygun ilgili ve yeterli gerekçeleri gösterilmeden "sanıktan ele geçirilen yabancı paraların TCK’nın 55/1. maddesi çerçevesinde müsadere edilmiştir" denilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,
2. ... yönünden yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması, sanığın ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında irtibatlı olduğu kişilerin HTS ve baz sinyal kayıtlarının getirtilerek sanık ile bahse konu kişilerin görüşme ve bir araya gelme durumlarının tespiti yönünden inceleme yapılması, gerekli görülmesi halinde bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması ile UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut bilgi olup olmadığının araştırılması, tespit edilmesi halinde bu şahısların usulüne uygun olarak tanık sıfatıyla dinlenmeleri sağlanarak 5271 sayılı Kanun’un 217 nci maddesi uyarınca sanık ve müdafiine diyeceklerinin sorulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafileri ve üçüncü kişi ...'ın temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, belirtilen sebeplerden dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.