1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı Bankanın Terazidere Şube Müdürünün yönlendirmesi ile bankanın müşterisi İfa Global Establishment-Turgut Vandar ile Sıno Champıon İnvestment arasında imzalanacak sözleşmeye istinaden davalı Banka Şubesine aktarılacak olan toplam 1.500.000.000Avro’nun işlem masrafının eksik kısmı olan 167.000 USD'yi Kao Yuan Shing adına HSBC Taiwan şubesine şartlı olarak havale ettiğini, davalı Banka Şube Müdürünün 167.000 USD'nin en geç on gün içinde %15 faizi ile birlikte iade edileceği, yatırılacak paranın bankanın güvencesinde olduğu, zaten paranın muhabir bankaları kanalıyla şartlı olarak gönderileceği, İfa Global Establishment-Turgut Vandar ile Sıno Champıon İnvestment arasında sözleşme imzalanmaz ise paranın hiçbir şekilde karşı tarafa verilmeyeceği, bu işlemin hiçbir riskinin bulunmadığı, banka müşterisi olan İfa Global Establishment-Turgut Vandar’ın bankanın iyi bir müşterisi olduğu, bu işlem için kendisine teminat mektupları bıraktığı hususlarını belirterek müvekkilinde güven oluşturduğunu ve ayrıca İfa Global Establishment-Turgut Vandar ile Sıno Champıon İnvestment arasında imzalanacak sözleşme örneğini ve e-mail yazışmaları ile teminat mektuplarının örneklerini müvekkiline verdiğini, davalı Banka Şube Müdürü tarafından aynı gün müvekkili adına hesap açılarak müvekkilinin hesabından paranın 24.12.2010 tarihinde gönderildiğini, müvekkiline paranın şartlı olarak gönderileceğinin söylenmesi ve müvekkili tarafından da paranın şartlı gönderilmesinin talep edilmesi karşısında paranın şartlı olarak gönderilmediğini, şartın gerçekleşmemiş olmasına rağmen müvekkilinin parasının iade edilmesi gerekirken iade edilmediğini, paranın karşı tarafça çekilmesine müsaade edildiğini, müvekkilinin parasının geri alınma imkanının kalmadığını, davalı Banka Şube Müdürü’nün eyleminden dolayı bir güven kurumu olan davalı Banka’nın sorumlu olduğunu ileri sürerek 167.000 USD'nin en yüksek banka reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili; müvekkili Banka tarafından davacının talimatı doğrultusunda ve davacı talimatına uygun bir şekilde talep edilen para transferi işleminin gerçekleştirildiğini, bu işlem nedeniyle müvekkilinin bir sorumluluğunun bulunmadığını, dolayısıyla müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

6. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.10.2014 tarihli ve 2012/132 E., 2014/322 K. sayılı kararı ile; havale işlemi tamamlandıktan sonra havale edenin havale bedelini geri almasının mümkün olmadığı, havale eden havaleyi geri almakta haklı bir nedene dayanıyorsa havale alıcısıyla arasındaki temel ilişkiye dayanarak havale alıcısından iade talep edebileceği, davacının talebini ancak havale alıcısına karşı ileri sürebileceği, bu nedenle davalı Banka'ya husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiştir.

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/5769 E., 2015/13116 K. sayılı kararı ile; “…Dava, Banka Müdürü'nün yaptığı işlem nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı 24.12.2010 tarihli talimat yazısına göre havaleyi şartlı yaptığını, Banka Şube Müdürü'yle de görüştüğünü, şart gerçekleşmeden paranın karşı yana ödenmemesi gerekirken davalı Banka'nın talimatı tam olarak yerine getirmemesi nedeniyle kendisini zarara uğrattığını iddia ederek temyize konu işbu davayı açmıştır. 818 sayılı B.K 100. ve 6098 sayılı TBK'nın 116. maddesi gereğince davalı Banka ifa yardımcısının eyleminden doğan zarardan tamamen sorumludur. Bu nedenle, Banka Şube Müdürü davacının talimatına rağmen talimata aykırı davranmak suretiyle bir zarara sebebiyet vermiş ise, bu zarardan davalı Banka sorumludur. Bu durumda, mahkemece davalı Bankaya davada husumet düştüğü gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

9. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.04.2018 tarihli ve 2017/1100 E., 2018/253 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak; bankacılık mevzuatında “şartlı para transferi” adı ile düzenlenen işlem çeşidine rastlanmadığı, havalenin de şarta bağlı olarak yapılmasının mümkün olmadığı, öte yandan dava dışı Banka Müdürü ile davacının ilişkisinin ancak şahsi ilişki olarak değerlendirilebileceği, davacı tarafından öngörülen şartın işbu somut dava yönünden neticeye etkili olmadığı, zira yapılan işlem sadece para havalesi olup havalenin alıcı Kao Yuan Shing hesabına girdiği, dava dışı banka müdürünün işlem hacmini artırmak ve bu doğrultuda puan almak maksadıyla hareket etmesi ve davacıyı bankalarına gelecek para için yönlendirmesinin her banka çalışanı için geçerli ve makul bir hareket olduğu, davacının yapılan işlemin ne olduğunu bilebilecek durumda ve bilinçte olduğu, davacının talebini ancak havale alıcısına karşı ileri sürülebileceği ve dolayısıyla davalı bankaya husumet düşmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Banka Şube Müdürü’nün yanlış bilgi ve tavsiye verdiği ve davacı tarafından verilen talimata aykırı davrandığı iddiası karşısında davalı bankaya husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.

12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.

13. Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükler sadece edim yükümlülüklerinden müteşekkil değildir. Tarafların sözleşme kurma amacıyla biraya geldikleri andan, başka bir deyişle sosyal temasın gerçekleştiği andan itibaren taraflar arasında güven ilişkisinin beslediği ve geliştirdiği dürüstlük kuralından kaynaklanan koruma yükümlülükleri doğar. Koruma yükümlülükleri esasında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesini ifade etmekte olup, tarafların dürüstlük kuralına dayanan özen gösterme, koruma, açıklama, uyarma, bilgi ve tavsiye verme olarak ortaya çıkan çeşitli yükümlülüklerini kapsamaktadır (Kırca, Çiğdem: Bilgi Vermeden Dolayı Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluk, Ankara, 2004, s. 156).

14. Diğer özel hukuk sözleşmelerinde olduğu gibi banka ile kurulan sözleşmelerde de taraflar arasındaki sosyal temas ile ortaya çıkan koruma yükümlülüklerinin kaynağı, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesindeki dürüstlük kuralı gereğince korunması haklı görülen bir güven ilişkisidir. Gerçekten de sosyal temas, hukuk düzenine riayet edileceğine dair genel ve varsayımsal bir güvenle yaşayan kimseleri somut bir güven ilişkisinin tarafları hâline getirmektedir. Buradaki güven kavramı ise içsel anlamda bir güven olgusunu (psikolojik) değil, normatif anlamda korunmaya değer olan güveni ifade etmektedir (Demircioğlu, Huriye Reyhan: Güven Esası Uyarınca Sözleşme Görüşmelerindeki Kusurlu Davranıştan Doğan Sorumluluk-Culpa In Contrahendo Sorumluluğu, Ankara, 2009, s. 162).

15. İnsan ilişkilerinin temelinde yer alarak hukukî işlemlere de yansıyan bu güven duygusu zamanla hukuk sistemi içerisinde kaynağını dürüstlük kuralından alan ve “güven ilkesi” olarak adlandırılan önemli bir kavram hâline gelmiştir. Bu itibarla dürüstlük kuralından kaynaklanan bu güven ilkesi; hukuken korunmaya değer bir çıkarını gerçekleştirmek üzere buluştuğu kişi karşısında bir güven olgusu yaratan kişinin, bu güvenin sonuçlarına katlanması ve bir kez yaratmış bulunduğu güveni artık sarsmamasını ifade etmektedir.

16. Güven ilkesi kavramı, taraflar arasındaki bütün hukukî işlemler için geçerli olan bir kavram olup, güvenin özel önem taşıdığı ve bir tarafını özellikle bankanın oluşturduğu sözleşmelerde daha da önem kazanmaktadır. Zira ticari hayatta güvenilir kişi sıfatının kazanılabilmesi için bu kişinin emek ve zaman harcaması, ilişkilerinde düzenli ve sürekli olarak sözüne sadık kalması ve basiretli davranması gibi çok uzun ve meşakkatli bir ticari faaliyet içerisinde bulunması gerekmektedir. Oysa bankaların devletten özel izin alarak kurulan ve faaliyete geçen şirketler olduğu, sürekli şekilde devletin gözetim ve denetim altında tutulduğu düşünüldüğünde doğrudan “güvenilir kişi” sıfatını kazandıkları açıktır. Bu sıfat, karşı tarafta sözleşmeye ilişkin olarak tüm koruma yükümlülüklerinin tam olarak yerine getirileceğine dair inanç oluşturmaktadır. Ayrıca bankaların “güvenilir kişi” sıfatı nedeniyle taraflar arasındaki güven ilişkisi hem sözleşme öncesi aşamada hem sözleşme kurulduktan sonra hem de sözleşme sona erdikten sonra artarak devam etmektedir.

17. Hemen belirtilmelidir ki bankaların doğrudan “güvenilir kişi” olarak kabul edilmesi, bankaların sorumluluğunun bu nedenle ağırlaştırılmasını da gerektirmektedir. Bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 99/2 ve 100/3 [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 115/3 ve 116/3] maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri de geçersiz olacaktır.

18. Öte yandan bankaların objektif özen yükümlülüğü, tüm bankacılık hizmetleri yönünden ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, örneğin internet bankacılığı hizmetinde bankaların internet bankacılığı sisteminin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistem hatalarını ve eksikliklerini gidererek sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hâle getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Müşterilerin internet bankacılığını kullanmakta olması bankaların mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, sorumluluğunu da hafifletmeyecektir. Bu kapsamda işlemlerini internet ortamına taşıyarak daha fazla müşteri kitlesine ulaşmak ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek isteyen bankanın, objektif özen yükümlülüğünün bir gereği olarak gerekli teknolojik ve yazılımsal önlemleri alması, gelişen teknoloji karşısında kötü niyetli üçüncü kişilerin internet bankacılığı sistemine girişimlerini anında engelleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması, sistemini sürekli güncelleyerek yenilemesi, herhangi bir usulsüz işlemle karşılaşıldığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra müşterilerini de anında bilgilendirmesi gerekmektedir (Savaş, Abdurrahman; İnternet Bankacılığı ve Tarafların Yükümlülükleri, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 2, s. 151.) .

19. Taraflar arasında sosyal temas ile oluşan ve güven ilişkisinden hareketle ortaya çıkan sorumluluk türü ise güven sorumluluğudur. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Başka bir deyişle güven sorumluluğunu ortaya çıkaran durum, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu haklı güven nedeniyle oluşan beklentilerinin bir nebze boşa çıkmasıdır (Demircioğlu, s. 162). Bu itibarla güven sorumluluğu, aralarında belli bir ölçüde güven ilişkisi kurulan kişilerin bu güvene aykırı hareket etmesi neticesinde ortaya çıkan zarardan dürüstlük kuralı gereğince sorumlu olunmasını ifade etmektedir.

20. Güven sorumluluğu TMK’nin 2. maddesindeki dürüstlük kuralına dayanmakta olup, ayrı bir sorumluluk türü olarak kanunda düzenlenmemiş kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Tarafların sözleşme kurmak amacıyla bir araya gelmeleri ve oluşan haklı güvenin ihlâli güven sorumluluğunu doğurduğu için, bu husus güven sorumluluğunu sözleşme sorumluluğuna yaklaştırmaktadır (Demircioğlu, s. 173). Başka bir deyişle güven sorumluluğu, culpa in contrahendo sorumluluğunu da kapsayan ve sözleşme sorumluluğu hükümlerine dayanan kendine özgü bir sorumluluk hâlidir. Bu durumda güven sorumluluğunun ihlâli hâlinde öncelikle sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanacak, hüküm bulunmaması hâlinde dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 98/2 maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacaktır. Bu itibarla güven sorumluluğu kapsamında güvenin korunması, haklı güveni boşa çıkan kişiye bundan dolayı uğradığı zararların giderilmesi için bir tazminat hakkı tanınmasıyla sağlanacaktır.

21. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile davalı Banka arasında 24.12.2010 tarihli sözleşme bulunduğu, anılan sözleşme gereğince davacıya dolar hesabı açıldığı ve aynı gün davacı tarafından hesabına 167.000 USD yatırıldığı, yine aynı gün davacı tarafından hesabındaki 167.000 USD’nin Kao Yuan Shing isimli kişinin HSBC Taiwan şubesinde bulunan hesabına transfer edilmesi için yazılı talimat verildiği ve talimata “İfa Global ile Sıno Champıon İnvestment arasındaki sözleşmeye istinaden anlaşma şartlarının yerine getirilmesi durumunda geçerli olmak kaydıyla şartlı olarak gönderilmektedir.” açıklamasının yazıldığı anlaşılmaktadır.

22. Davacı vekili eldeki davada; bankanın müşterisi olan İfa Global Establishment-Turgut Vandar ile Sıno Champıon İnvestment arasında imzalanacak sözleşmeye konu 1.500.000.000Avro’nun davalı Banka şubesine aktarılması için davalı Banka Şube Müdürünün sözleşme öncesinde müvekkiline yanlış bilgi ve tavsiyelerde bulunduğunu, açılacak hesaba yatırılacak olan 167.000 USD’yi dava dışı Kao Yuan Shing isimli kişinin HSBC Taiwan şubesinde bulunan hesabına gönderilmesi hususunda çeşitli bilgi ve belge göstererek müvekkilini ikna ettiğini, bu işlemin hiçbir riskinin bulunmadığını ve paranın şartlı olarak gönderileceğini söyleyerek müvekkilinde güven oluşturduğunu, bankanın güven kurumu olması nedeniyle müvekkilinin davalı Banka’nın Şube Müdürüne inandığını ileri sürerek davalı Banka ile yapılan 24.10.2010 tarihli sözleşmenin öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen işlemler nedeniyle bankanın güven sorumluluğu kapsamında talepte bulunmuştur. Öte yandan para transferi (havale) dava dışı yabancı kişi hesabına yapılsa da, bu paranın davalı Banka personelinin kusuru nedeniyle havale edildiği ve bu nedenle davalı Banka’nın sorumlu olduğu dava dilekçesinde açıkça belirtilmiştir.

23. Taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunduğuna göre davalı Banka 818 sayılı BK’nın 100. (6098 sayılı TBK’nın 116.) maddesi gereğince ifa yardımcısının eyleminden doğan zarardan tamamen sorumludur. Başka bir deyişle davalı Banka Şube Müdürü, davacıya yanlış bilgi ve tavsiyelerde bulunmak ve davacının talimatına rağmen talimata aykırı davranmak suretiyle bir zarara sebebiyet vermiş ise güven sorumluluğu kapsamında bu zarardan davalı Banka sorumludur. Bu itibarla mahkemece, davacının yukarıda belirtilen iddiaları karşısında davalı Banka’ya husumet yöneltilebileceği kabul edilerek işin esasının incelenmesi gerekmektedir.

24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.04.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.