Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.07.2012 tarih ve 2010/236-2012/537 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı TMSF vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, M.. Yayıncılık A.Ş’nin U.. Grubuna ait şirketlerden biri olup, TMSF tarafından U.. Şirketler Grubuna ait şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimine el konulduğunu, el koyma sonrasında kasada olması gereken nakit ve çek tutarları ile mevcutlar arasında fahiş farklar bulunduğunun tespit edildiğini, bu durumun şirket kasasına ödenmemiş olmakla birlikte fiktif olarak ödenmiş gibi gösterilen apel tahsilatlarından kaynaklandığının ve aynı zamanda şirketin ortağı olarak resmi kayıtlarda gözükmelerine rağmen şirket yönetiminin belli bir grup tarafından yönetildiğinin ve resmi kayıtlarda yer alan ortakların göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatı taşıdıklarının tespit edildiğini, davalıların bir kısmının figüran ortak bir kısmının hakim ortak konumunda bulunduklarını, diğerlerinin de yönetim kurulu, denetim kurulu üyeleri, şirket muhasebe, finans ve diğer ilgili kademelerde görev yapan çalışanlar olduğunu, el ve iş birliği içinde bulunduklarını, muvazaalı ve organize hareket ederek bu zararı meydana getirdiklerini ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, 500.000 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili ile davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, varlığı iddia olunan zarar ve miktarı ile bu zarardan davalıların sorumlu olduğuna dair somut bilgi, belge ile delil elde edilemediği, davacı tarafça ileri sürülen hususlar ispatlanamadığı ayrıca ve öncelikle TTK'nın 309. maddesi kapsamında açılan davada davacı şirketin bu kapsamda dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle, öncelikle aktif husumet nedeniyle davanın reddine, davalılar M.. Ş.., N.. T.., E.. C.., H.. P.. ve G.. Y.. hakkında dava açılmış ise de davacı vekilinin 14.09.2007 tarihli dilekçesi ile bu davalılar yönünden açılan davanın HUMK'un 409. maddesi uyarınca takip edilmeyeceği bildirildiğinden açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davacı TMSF vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, TMSF tarafından el konulan, U.. Gurubu şirketlerden biri olan M.. Yayıncılık A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri, denetçileri, diğer üst düzey yöneticileri ile tüm sorumluları aleyhine açılmış sorumluluk davasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK'un 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda "Davanın reddine" karar verilmiştir. Ancak, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, "1- Davanın reddine, 2- Davalılar M.. Ş.., N.. T.., E.. C.., H.. P.. ve G.. Y.. hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına” şeklinde hüküm kurulmuştur. Buna göre, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmadığı, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmış olduğundan, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın re'sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 25.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.