466 sayılı Kanuna göre tazminat

Davanın Reddi

Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Mahkemece davacı adına çıkarılan tebligatın yapılan zabıta araştırması sonucu tutulan tutanak içeriğine göre davacının aynı çatı altında beraber oturduğu babasına yapıldığı ve yapılan tebliğin Tebligat Hukuku kurallarına uygun olduğu ve davacının hakkındaki kesinleşmiş beraat kararından haberdar olduğu ve davanın 466 sayılı Kanunun 3/1 ve 2/1. maddelerinde öngörülen 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş ise de;
7201 sayılı Tebligat Kanununun aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat başlıklı 16. maddesinde ''Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır hükmü ile aynı Kanunun tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesinde de ''Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.
Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar'' şeklindeki düzenleme karşısında, yerel mahkeme kabul ve uygulamasını adreste tebligat hükümlerine dayandırmış olmasına karşın, somut uygulamada davacının ikamet adresine usulüne uygun çıkarılmış bir tebligatın bulunmadığı, mahkemenin kabul ve gerekçesini dayandırdığı kesinleşmiş beraat kararına ilişkin düzenlenmiş olan tebligatın mahkeme kaleminde davacı adına davacının babası ...'a yapılmış olduğunun anlaşılması karşısında, davacıya yukarıda belirtilen ve uyulması zorunlu olan kanun hükümleri doğrultusunda yapılmış bir tebliğden bahsedilemeyeceği gibi 466 sayılı Kanunun 2/1. maddesinde dava açma süresinin kesinleşmiş beraat kararının bizzat sanığa tebliği ile başlayacağının öngörülmüş olması ve kesinleşmiş beraat kararının bizzat davacıya tebliğ edildiğinin dosya içeriğinden anlaşılmaması karşısında, dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulu’nun 23.03.2010 gün ve 2009/256 Esas 2010/57 sayılı kararı ile davanın süresinde açıldığının kabulü ile yargılamaya devamla esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, söz konusu yasa hükmüne ve yargısal içtihatlara yanlış anlam verilerek yazılı gerekçe ile davanın süre yönünden reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 26.12.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Mahkemece davacı adına çıkarılan tebligatın yapılan zabıta araştırması sonucu tutulan tutunak içeriğine göre davacının aynı çatı altında beraber oturduğu babasına yapıldığı ve yapılan tebliğin Tebligat Hukuku kurallarına uygun olduğu ve davanın 466 sayılı Kanunun 3/1 ve 2/1 maddelerinde öngörülen 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı anlaşılmakla;
Açıklanan şekilde yapılan tebligattan davacının bilgisi olmadığı ve tebligat usulüne uygun yapılmadığı şeklindeki gerekçelerle hükmün bozulmasına dair çoğunluğun görüşüne karşı olduğumu ve hak düşürücü sürede açılmadığından dolayı davanın reddine dair hükmün onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne muhalifim.