HÜKÜMLER: Esastan ret, mahkûmiyet
Yapılan ön inceleme neticesinde sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin -sanık ... yönünden 27.04.2021 tarihli temyiz dilekçesinin, kanun yolu hakkında yanılgının Mahkemesince 21.04.2021 tarihinde giderilmesi nedeniyle- süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Temyizin kapsamına göre; İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.10.2019 tarihli ve 2018/499 Esas, 2019/452 Karar sayılı kararı ile;
a) Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-L ve son, 158/3, 43/1,52/2-4,53 ve ... açısından 58. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 30.440,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanık ... açısından ayrıca tekerrür hükümlerinin tatbik edilmesine,
b) Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCK’nın 158/1-L ve son, 158/3, 43/1,62/1, 52/2-4,53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 15 ay hapis ve 25.360,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin tatbik edilmesine,
Karar verilmiştir.
2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 08.04.2021 tarihli ve 2020/165 Esas, 2021/1034 Karar sayılı kararı ile
a) Sanıklar ... ve ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ... müdafiinin ve sanık ...'un istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine,
b) Sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanığın istinaf başvurusunun kabulüyle mahkûmiyet kararının 5271 sayılı CMK'nın 280/2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, sanığın aynı hükümler uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 25.360,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin tatbik edilmesine,
Karar verilmiştir.
Sanık ... müdafiinin temyizi; müvekkilinin suç tarihinde cezaevinde olduğu göz ardı edilerek mahkûmiyet kararı verildiğine, cezaevinden fiili katkısının ne olduğunun somut delillerle ve gerekçeyle ortaya konulmadığına, cezaevinden hiçbir icrai hareketinin olamayacağına, kimseyle görüşüp yönlendirmediğine, ziyaretçilerinin araştırılmadığına, bu nedenle eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile hüküm kurulduğuna ilişkindir.
Sanık ...’un temyizi; hakkında yeterli araştırma yapılmadan ceza verildiğine, benzer dosyalardan beraat kararları bulunduğuna, şirketin ise dayısına ait olduğuna ilişkindir.
Sanık ...’nin temyizi; hakkında aynı şirketler nedeniyle açılmış çok sayıda dava bulunduğuna ve farklı kararlar verildiğine, örgütlü dosyadaki delillerin bu yargılamayı da etkilemesi gerektiğine, eksik araştırma sonucu mahkûmiyet hükmü kurulduğuna ilişkindir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2-155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3 maddesi uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıklar ...'ın ve ...'in yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156 ncı maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafii tayin edilmediği anlaşılmakla, sanıklar ...'a ve sanık ...'e isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (L) bendi ve son cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanıklar ...'a ve ...'e müdafi atanıp savunmaları alındıktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sanıklar ... ve ... ile sanık ...'ın hukuki durumlarının ve haklarında 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanıp uygulanmayacağının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmasının göz ardı edilmesi 5271 sayılı Kanun’un 289/1-h. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince sair yönleri incelenmeksizin, Tebliğname’ye aykırı olarak, Yargıtay Üyesi ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.09.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sanıklar hakkında TCK'nin 158/1-L-son 158/3. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK' nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;
Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK'nin 150/3. maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-e maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir.
Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 150/3. maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 314. ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5. maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş akabinde de bu uygulamasından vazgeçerek CMK' nin 150/3. maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 Esas ve Karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03.12.2020 gün ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar; 05.11.2020 gün ve 2018/16-1 53... /446 Karar; 19.11.2020 gün ve 2018/16-441 Esas, 2020/468 Karar sayılı kararları ile CMK'nın 150/3. maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektiği bu nedenle cezanın artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 06.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki ceza artırım maddelerinin de nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır.
Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır . Bu içtihatların canlı ve gerektiğinde değişken olma gerekliliğine zarar vermeyecektir.
Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda birbiri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK'nin 150/3. maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK'nın 188. ve 289/1-e maddesinde düzenlenen muhakeme kişileri yöünden mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyleki 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden olağan üstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurmasını gündeme getirecektir. Zira CMK'nın 188. maddesinde yazılı müdafin duruşmayı mazeretsiz terk etmesi istisnası haricinde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin duruşmada bulunması gerekli kişiler yönünden kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK'nın 289/1-e maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, 2018/16-270 Esas ve 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 Esas ve 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.