Zincirleme biçimde nitelikli zimmet suçundan mahkümiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Son kararın tebliğ edildiği zorunlu müdafiinden sanık ...'ün haberdar edildiğine dair dosya arasında bir bilgi ve belgenin olmaması ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18/03/2008 gün ve 2008/9-7 Esas, 2008/56 sayılı Kararının içeriği nazara alındığında; yokluğunda verilen hükmün sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği, sanığa yapılacak tebligatı müteakip temyiz dilekçesi verdiği takdirde temyiz incelemesine tabi tutulacağı, bu itibarla Baroca görevlendirilen müdafii kendisine 20/12/2010'da tebliğ edilen hükmü bir haftalık yasal süresinden sonra 28/12/2010 tarihinde temyiz etmiş olsa da, adı geçen sanığın 24/12/2010 günü kendisine tebliğ edilen hükme karşı yasal süresi içerisinde 30/12/2010'da temyiz yasa yoluna başvurduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Sanıklardan Ayşe'nin nüfus kaydına göre "...." olan soyadının karar başlığına "..." olarak yazılması,
Gerekçeli kararın mahkeme mührü ile mühürlenmemesi suretiyle CMK'nın 232/7. maddesine muhalefet edilmesi,765 sayılı TCK’nın 202/1-2. (5237 sayılı TCK'nın 247/1-2) maddelerinde öngörülen zimmet suçunun alt sınırı itibarıyla beş yıldan fazla hapis cezası gerektirmesi karşısında; 5271 sayılı CMK'nın 150/3, 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı olarak sanıklardan ..., ... ve ... müdafiilerin yokluğunda hüküm kurulması suretiyle adı geçen sanıkların savunma haklarının kısıtlanması,
Anayasa'nın 141,5271 sayılı CMK'nın 34,230 ve 289/1-g maddeleri uyarınca mahkeme kararları sanıkları, katılanı, C.Savcısını ve herkesi tatmin edecek, Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay’ın gerekçelerde tutarlılık denetimi yapması ve bu açılardan mantıksal ve hukuksal bütünlüğün sağlanması için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve sanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması ilkelerine uyulmadan, ayrıca 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/03/1981 gün ve 5-2/106 sayılı Kararında açıklandığı üzere ceza yargılamasının temel amacının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olduğu, sanıkların aşamalardaki inkara yönelik savunmaları ve iddianamenin üçüncü sayfasının üçüncü paragrafındaki anlatım karşısında; dosya arasında mevcut ilgili firmalardan temin edilen suça konu sayman mutemedi alındılarındaki yazı ve imzaların sanıkların eli ürünü olup olmadığının, ilgililerin yeteri kadar yazı ve imza örneğinin alınmasına ve tatbike medar yazı ve imza örneklerinin teminine müteakip Adli Tıp Kurumundan ya da kriminal laboratuvarından aldırılacak rapor ile tespitinden sonra, sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri yerine eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,
5237 sayılı TCK'nın 212. maddesindeki "sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur" biçimindeki düzenleme nedeniyle, sanıkların eylemlerinde sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve sahteciliğin varlığının kabulü halinde bu suçtan da mahkümiyet hükmü kurularak lehe yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Sonuç ceza doğru tayin edilmekle birlikte 5237 sayılı TCK'nın 247/1, 247/2. maddeleri ile sanıklara tayin olunan 7 yıl 6 aylık cezaya aynı Yasanın 43. maddesi ile 1/4 oranında yapılacak artırımın 8 yıl 16 ay 15 gün olacağı gözetilmeden, 9 yıl 4 ay 15 gün olarak hesaplanması,
Suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiği kabul edilmesine rağmen sanıklar haklarında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanmaması,
Kanuna aykırı, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiileri ile sanıklardan ... ve ...'un temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 26/12/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.