Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili sigorta şirketi tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalı aracın 24.09.2013 tarihinde ... Eğitim Araştırma Hastanesinin açık otoparkında davalı güvenlik şirketinin sorumluluğu altında iken çalındığını, söz konusu olayın meydana gelmesinde davalı güvenlik şirketinin kusurlu olduğunu, müvekkilinin kasko poliçesi kapsamında sigortalısına(araç maliki sigortalı ...'a) 27.11.2013 tarihinde 81.000,00 TL tazminat ödediğini, müvekkilinin, sigorta bedelini sigortalısına ödedikten sonra 6102 sayılı TTK'nın 1472 nci maddesindeki yasal halefiyet hükümleri uyarınca, sigorta ettirenin yerine geçmek suretiyle sigortalısına ödediği bedeli kusurlu davalı güvenlik şirketinden rücuen tahsil etmek amacıyla davalı şirket aleyhine ... İcra Müdürlüğünün 2015/59 sayılı takip dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığını, davalı tarafından takibe itiraz edilmesi üzerine takibin durduğunu belirterek.... İcra Müdürlüğünün 2015/59 sayılı takip dosyasına haksız ve kötüniyetli olarak yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın asgari %20’si kadar icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili şirket ile T.C. ... ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi arasında 21.06.2012 tarihli hizmet alım sözleşmesi akdedildiğini, buna göre müvekkili tarafından 01.10.2012-31.12.2013 tarihleri arasında toplam 70 kişi ile güvenlik hizmeti verildiğini, gerek sözleşmeye göre ve gerekse 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'a göre müvekkili şirketin hastaneye güvenlik hizmeti verdiğini, sözleşme ve Kanun kapsamında şirketin özel güvenlik görevlilerinin otopark işletmeciliği ve otopark işi yapmasının söz konusu olmadığını, otopark hizmeti verilmesine dair bir görev tanımının bulunmadığını, burada verilen güvenlik hizmetinin hastanenin içinde, giriş çıkış kapılarında güvenliğin sağlanması olduğunu, davaya konu aracın hastane aracı olmadığını, hastane personeline ait özel araç olduğunu, sözleşme kapsamına göre hastanenin personel otoparkında hastane personelinin şahsi araçlarının güvenliğinin sağlanmasına ilişkin müvekkili şirketin herhangi bir yükümlülüğünün, görev ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece makine mühendisi ve iş güvenliği uzmanından oluşan heyetten alınan 14.10.2016 tarihli bilirkişi raporunda; davalı şirketin işyerinde veya yaptırdığı işlerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49,50,66... nci maddeleri ile Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 7 nci maddesinde belirtilen hususlara riayet etmesi, hekimlerin ya da personelin özel araçlarının otoparka alınmasını dizayn ederken, anılan araçların zarar görmemesine ve de hırsızlığa karşı gerekli önlemleri alması, aracı bırakan kişilerin anahtarlarının kapalı kilitli dolapta muhafaza edilmesi, dolabın anahtarının da yalnızca güvenlik görevlisinde olması, araçların giriş ve çıkışlarında mutlaka özel belge düzenlenmesi ya da fiş uygulaması yapılması, kamera sisteminin bulunması gerektiği, bu önlemlerin alınması halinde hırsızlık anlamında yeterli caydırıcılığın sağlanacağı, otoparka araç giriş ve çıkışlarında uygun bariyer sisteminin, yaya girişlerinde x-ray veya duyarlı kapı sisteminin bulunması gerektiği, hırsızlık yapacak kişi yaya olarak girerken kontrolden geçeceği, bunun da caydırıcılık sağlayacağı, hırsızın araçla girmesi halinde ise tespitin söz konusu olacağı, davalı şirketin bu önlemleri almadığı ve meydana gelen hırsızlık olayında birinci derecede kusurlu olduğu, davalı şirketin kendi personelinin yaptığı bu uygulamadan habersiz olduğu iddiasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, zaten tanık olarak dinlenen güvenlik amiri ...’in mahkemedeki beyanında otoparktaki kontrolleri kendisinin ve ekibinin yaptığını ifade ettiği, işyerinde bu uygulamanın davalı şirket tarafından benimsendiği, bu hususların davalı şirket tarafından kabul görmüş bir durum olduğunun anlaşıldığı, davalı şirket çalışanları dava dışı ...ve ...’ün de bu olayın gerçekleşmesinde 6098 sayılı TBK’nın 396 ncı maddesine aykırı hareket ettiği, bu kişilerin otoparka aldıkları araçları özenle kontrol etmeleri, kulübeye koydukları anahtarların diğer kişiler tarafından alınmaması için kulübeyi sürekli kontrol altında tutmaları gerektiği, bu personellerin yükümlülüklerinin gereğini özenle yerine getirmedikleri, olayın meydana gelmesinde ayrı ayrı az da olsa ikinci derecede kusurlu oldukları, eğer bu personeller otoparka giriş çıkışları ve de araçların durumlarını, ayrıca kulübenin durumunu sürekli ve iyi biçimde kontrol altında tutsalardı, hırsızlık olayının meydana gelmeyeceği, ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinin olayın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı, sonuç itibariyle davalı şirketin %80, davalı şirket çalışanları ...'nün %10 ve ...'ün %10 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, davalı vekili tarafından rapora itiraz edilmesi üzerine bilirkişi heyetinden 14.02.2017 tarihli 1.ek raporun alındığı, 1.ek raporda davalı vekilinin itirazlarının incelenmesi sonucu kök rapordaki görüş ve kanaatin değişmediği hususunun bildirildiği, davalı vekili tarafından Hukuk Fakültesi .... Öğretim Üyeleri tarafından hazırlanan 30.01.2017 tarihli özel mütalaa raporunun dosyaya sunulduğu, anılan raporda davalı şirketin otopark hizmeti verme yükümlülüğünün bulunmadığı, bu nedenle davalı şirketinin meydana gelen olayda kusurlu olmadığının mütalaa edildiği, söz konusu hukuki mütalaa raporunun değerlendirilmesi için dosyanın tekrar kök ve 1.ek raporu hazırlayan heyete tevdi edildiği, makine mühendisi ve iş güvenliği uzmanından oluşan heyetten alınan 24.05.2017 tarihli 2.ek bilirkişi raporunda; kök rapordaki görüş ve kanaatin değişmediği hususunun bildirildiği, davalı vekili tarafından rapora itiraz edilmesi üzerine, mahkemece taraflara üçer kişiden oluşan bilirkişi listesi sunmaları için süre verildiği, davalı vekili tarafından sunulan bilirkişilerden oluşan heyetten alınan 10.05.2018 tarihli raporda davalı şirket bünyesinde çalışan güvenlik görevlilerinin davaya konu olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurlarının olmadığı kanaatine varıldığı, tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde 6098 sayılı TBK'nın 561 ve diğer maddeleriyle düzenlenen saklama sözleşmesinde, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin, kendilerine bırakılan veya çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok olmasından zarara uğramasından veya çalınmasından sorumlu olduklarının hüküm altına alındığı, fiş ve benzeri belgelerin olmamasının aracın teslim edilmediği sonucuna varmayı gerektirmeyeceği, dosya kapsamında alınan tüm bilirkişi raporlarının birlikte değerlendirildiği, davaya konu aracın zımni olarak teslim edildiği, sözleşme şartnamesinde yer almasa bile gerçekleşen olayda davalı şirketin iş yerinde yaptırdığı işlerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49,50,66... nci maddeleri ile Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 7 nci maddesinde belirtilen hususlara riayet etmediği, davalı şirketin meydana gelen olaydan sorumlu olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile İstanbul Anadolu 19. İcra Dairesinin 2015/59 Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın likit ve muayyen olmadığı göz önüne alınarak icra inkar tazminatı talebin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu olaya ilişkin yapılan yargılamada iki kez bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ilk raporda davalının %80 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, dosyaya sunulan hukuki mütalaada davalı şirkete karşı rücu davası açma konusunda dava şartının oluşmadığı, davalının ihbar edilen hastane yönetimi ve personeline karşı otopark hizmeti verme yükümlülüğü olmadığı, görüşünün bildirilmesi üzerine ise mahkemece üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığı, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda davalı şirkete kusur izafe edilmediği, davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği yönünde görüş açıklandığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından ise, davalının; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49,50,66... nci maddeleri ile Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 7 nci maddesinde belirtilen hususlara riayet etmediği görüşünden hareketle davalının meydana gelen sonuçtan sorumlu olacağı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verildiği, 6100 sayılı HMK'nın 281 inci maddesinde, tarafların bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılması, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri, mahkemenin bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden ek rapor alabileceği, ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceğinin hüküm altına alındığı, HMK'nın 282 nci maddesinde ise hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceğinin belirtildiği, bilirkişi raporunun kural olarak hakimi bağlamayacağı, hakimin raporu serbestçe takdir edebileceği, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabileceği, bilirkişi raporları arasında çelişki varsa veya bilirkişi raporu kendi içerisinde çelişkili ise hakimin çelişkiyi gidermeden karar veremeyeceği gibi yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak da karar veremeyeceği, yine mahkemece bilirkişi raporlarından farklı bir kanaate ulaşılması ve bu kanaat gereğince karar verilmesi halinde de, ulaşılan sonucun gerekçesinin yürürlükteki mevzuata ve bilimsel verilere göre açıklanmasının zorunlu olduğu, somut olaya gelince, her ne kadar İlk Derece Mahkemesi tarafından meydana gelen sonuçtan davalının sorumlu olacağı kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, oluşa ve dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetlenebilir nitelikteki bilirkişi kurulu raporu karşısında varılan sonuç ve verilen kararın yerinde olmadığı, hal böyle olunca da, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosya kapsamında bilirkişi ... tarafından düzenlenen kök bilirkişi raporunda, meydana gelen olayda davalı şirketin %80, davalı şirket çalışanları dava dışı ...'nün %10, ...'ün %10 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalı tarafça dosyaya sunulan 17 sayfalık hukuki mütalaada ise ilk 12 sayfada sigorta hukuku ile ilgili teorik bilgilere yer verildiğini, halefiyet ilkesinin açıklandığını, ancak kusur durumuna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, kök bilirkişi raporuna davalı tarafça yapılan itiraz neticesinde düzenlenen ek bilirkişi raporunda kök rapordaki görüşlerin tekrar edildiğini, bu kez davalı tarafın bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep ettiğini, bu talep üzerine 3 kişilik heyet tarafından hazırlanan raporda hizmet alımına ilişkin şartnamenin hukuka aykırı yorumlanarak davalı şirket görevlilerine kusur izafe edilemeyeceği yönünde kanaat bildirildiğini, söz konusu raporun hükme esas alınamayacağını, bilirkişinin çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağını, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağını, söz konusu şartnamenin incelenmesinin uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektirecek nitelikte olmadığını, hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile yorumlanabilecek kapsamda olduğunu, hal böyle iken İlk Derece Mahkemesinin söz konusu bilirkişi raporuna göre karar vermek yerine takdir yetkisini kullanarak hüküm kurmuş olmasında hukuka ve usule aykırı hiçbir yön bulunmadığını, ilgili heyet raporuna ilişkin itirazlarını tekrar etmeleri gerekir ise; davalı(taşeron) firma çalışanlarının dosyada mevcut ikrarları ile açıkça ortaya konulduğu üzere, araç park edildikten sonra anahtarların davalı (taşeron) firma çalışanlarına teslim edildiğini, işbu teslimle hukuki ilişki olan TBK'nın 561 nci maddesi ve diğer maddeleriyle düzenlenen saklama sözleşmesinin akdedilmiş olacağının ortada olduğunu, aynı Kanun'un 579 uncu maddesiyle saklama sözleşmesi tarafının sorumluluğunun "Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler, kendilerine bırakılan veya çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok olmasından, zarara uğramasından veya çalınmasından sorumludurlar" şeklinde tarif edildiğini, anılan TBK hükümlerinde söz konusu akdin kurulması için herhangi bir teslim tesellüm tutanağı, makbuz, fiş vb. belgelerle aracın teslim edildiğine dair herhangi bir belgenin düzenlenmesine ihtiyaç bulunmadığını, mahkeme huzurunda dinlenen tanıkların da aracın anahtarlarının teslim alındığını kabul ve ikrar ettiklerini, buna rağmen bilirkişi heyetinin hala teslim tutanağı fiş vb. belgeleri aramasının raporun hükme esas alınamayacak nitelikte düzenlendiğini ortaya koyduğunu, tüm bu hususlar, dosya muhteviyatı, tanık ifadeleri vb. dikkate alındığında görüleceği üzere İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen hükmün hukuka ve usule uygun olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçesinin dahi kendi içerisinde çelişkili olduğunu, davanın reddine karar verilmesinin hukuk aykırı olduğunu beyan etmektedir.
Uyuşmazlık, davacı ... nezdinde kasko sigortalı aracın çalınması nedeniyle davacı tarafından sigortalısına ödenen tazminatın, 6102 sayılı TTK'nın 1472 nci maddesindeki halefiyet hükümleri uyarınca, sigortalıya ödenen bedelin kusurlu davalı güvenlik şirketinden rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinde, davalı güvenlik şirketi ile T.C. ... ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi arasında 21.06.2012 tarihli hizmet alım sözleşmesinin akdedildiği, buna göre davalı şirket tarafından 01.10.2012-31.12.2013 tarihleri arasında toplam yetmiş kişi ile anılan hastanede güvenlik hizmeti verildiği, ... Eğitim Araştırma Hastanesi ile davalı güvenlik şirketi arasında imzalanan 21.06.2012 tarihli Özel Güvenlik ve Koruma Hizmet Alımı Teknik Şartnamesinin "Görev Kapsamı" başlıklı 2 nci maddesinin 11 inci bendinde otoparkta, hastane araçlarının hırsızlık, hasara ve yangına karşı emniyetinin sağlanması şartının bulunduğu, aynı Şartnamenin 3 üncü maddesinde yüklenicinin(davalı) güvenlik görevlilerinin işvereni olduğunun belirtildiği, davaya konu olayın meydana geldiği tarihte hastane otoparkında görevli güvenlik görevlileri olan dava dışı ...ve ...'ün akdedilen iş sözleşmesi kapsamında davalı güvenlik şirketi bünyesinde işçi olarak çalıştığı anlaşılmıştır.
Davacı ... tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalı araç, ... Eğitim Araştırma Hastanesinde görevli dava dışı Dr. ...’a aittir.
Hastanede görevli Dr. ... kolluk ifadesinde; 24.09.2013 tarihinde sabah 08: 30 sıralarında davaya konu sigortalı aracıyla hastane otoparkına geldiğini, otoparkın dolu olması sebebiyle aracını otoparkın giriş kısmına bıraktığını, aracının kontak anahtarını otoparkta görevli olan güvenlik görevlisi ...’e teslim ettiğini, daha sonra buradan ayrılarak görevli olduğu hastaneye gittiğini beyan etmiştir.
Davaya konu otoparkta olay günü görevli olan güvenlik görevlisi ... kolluk ifadesinde; 24.09.2013 tarihinde sabah 08: 30 sıralarında Dr. ...'un otopark dolu olduğu için aracını otoparkın giriş kısmına bırakıp ayrıldığını, saat 09: 00 sıralarında hastanede görevli dava dışı personelin aracıyla otoparktan ayrıldığını, bunun üzerine Dr. ...'nun aracını içerisinde araçların kontak anahtarlarını astıkları güvenlik kulübesinin tam karşısına park ettiğini, araca ait kontak anahtarını da kulübenin içerisine astığını, saat 12: 10’da hastaneye yemek yemek için gittiğini, görev yerinde güvenlik görevlisi ...'nün kaldığını, saat 12: 35’te görevli olduğu yere geri geldiğinde Dr....’nun aracının park ettiği yerde olmadığını, burada başka bir aracın bulunduğunu gördüğünü, Dr....’nun aracını aldığını düşündüğü, saat 15: 00’de buradaki görevinin sona erdiğini, akşam göreve gelen arkadaşlarına görevini devrettiğini, saat: 16: 10 sıralarında görevini devrettiği güvenlik görevlilerinin kendisini arayarak otoparkta bir aracın anahtarının olmadığını söylediklerini, bunun üzerine hastaneye geri geldiğini, Dr. ...'nun aracını otoparkta aradıklarını, ancak bulamadıklarını, daha sonra aracın çalındığının anlaşıldığını beyan etmiştir.
Otoparkta görevli diğer güvenlik görevlisi ...de kolluk ifadesinde olayı aynı şekilde anlatmıştır.
Aracın sahibi Dr. ...’un şikayetçi olması üzerine yapılan tahkikat sonucu aracın kim tarafından çalındığının tespit edilemediği, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/... soruşturma sayılı dosyasında davaya konu hırsızlık olayı nedeniyle faillerin tespit edilememesi sebebiyle 14.11.2013 tarihinde daimi arama kararı çıkartıldığı anlaşılmıştır.
Davacı ... kasko poliçesi kapsamında sigortalısına(araç maliki sigortalı ...'a) 27.11.2013 tarihinde 81.000,00 TL tazminat ödemiş, davacı daha sonra sigortalısına ödediği bedeli kusurlu davalı güvenlik şirketinden rücuen tahsil etmek amacıyla davalı şirket aleyhine ... İcra Müdürlüğünün 2015/59 sayılı takip dosyası ile ilamsız icra takibi başlatmış, davalı tarafından takibe itiraz edilmesi üzerine takip durmuş, bu nedenle davacı tarafından eldeki itirazın iptali davası açılmıştır.
Davalı güvenlik şirketi meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince alınan 14.10.2016 tarihli kök, 14.02.217 tarihli 1.ek ve 24.05.2017 tarihli 2.ek bilirkişi raporlarında, meydana gelen hırsızlık olayında davalı güvenlik şirketinin %80, davalı şirket nezdinde çalışan güvenlik görevlileri ... ve ...'nün %10'ar oranla kusurlu oldukları tespit edilmiş, söz konusu rapor hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece yargılaması sırasında davalı tarafça bildirilen üç kişilik bilirkişi listesinden oluşan heyet tarafından düzenlenen ve davalı şirket çalışanlarının meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığı yönünde kanaat bildirilen 10.05.2018 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 66 ncı maddesinde adam çalıştıranın sorumluluğu; "(1)Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. (2)Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. (3)Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. (4)Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir." şeklinde düzenlenmiştir.
Adam çalıştıranların sorumluluğu hakkında gerek doktrinde gerek içtihatlardaki (27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları) baskın görüş bunların kusursuz bir sorumluluğa tabi tutulmaları doğrultusundadır. İş gördürenin sorumluluğunun kaynağı, göstermekle yükümlü olduğu özenle iş görme (ihtimam) ödevinin ihlalidir. Sorumluluğun kökü, bizzat sorumlu şahsın ya da şahısların durumundadır. İstihdam eden, müstahdem veya işçilerini seçerken, onları çalıştırırken, başkalarına zarar vermemelerini sağlamakla ve buna dikkat ve özen göstermekle yükümlüdür. Esasen istihdam edenin sorumluluğunun dayanağı, onun müstahdeme nezaret ve özen hususundaki objektif vazifesinin ihlali teşkil eder. Yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme kararından da anlaşılacağı gibi Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı maddesi gereğince adam çalıştıranın sorumlu tutulabilmesi için, kendisinin kusuru şart olmadığı gibi, çalıştırdığı adamın dahi kusuru kanuni şartlardan değildir.
Bu noktada, Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı maddesinde düzenlenen “adam çalıştıranın sorumluluğu” için, somut olayda “adam çalıştırma ilişkisi” ile “çalıştırılanın hizmetini yerine getirirken hukuka aykırı bir eylemle zarar vermesi” unsurlarının gerçekleşmesi zorunludur.
Adam çalıştırma ilişkisi için çalıştırılanın, çalıştıranın buyruğu altında olması, onun gözetiminde işi yapması ve onun talimatıyla bağlı bulunması gerekir. Bunun yanında meydana gelen zararın müstahdemin istihdam edenin maksatları için bir hizmetin görüldüğü sırada doğmuş olması zorunludur. Başka bir deyişle, müstahdeme gördürülen hizmetle zarar arasında “gaye ve görev bakımından” çok sıkı bir münasebet olmalıdır. Bu bakımdan hizmetin ifası ile zararın ikaı arasındaki zaman ve yer bağlılığı ve zararın istihdam edenin hizmetin görülmesi için verdiği vasıta ile meydana getirilmesi hizmetin icrası esnasında zararın meydana geldiğini bir karine, emare olarak kabul edilebilirse de, daima bu unsurlara isnat etmek doğru sonuç vermez. Bu nedenle, bu dış görünüş unsurlarından ziyade, zarar verici fiilin, istihdam edenin müstahdeme kendi gayesi için tevdi ettiği hizmetlerin ifası alanında işlenmiş olması nazara alınır.
Somut olayda, davaya konu olayın meydana geldiği tarihte hastane otoparkında görevli güvenlik görevlileri olan dava dışı ...ve ...'ün akdedilen iş sözleşmesi kapsamında davalı güvenlik şirketi bünyesinde işçi olarak çalıştıkları, davacıya sigortalı aracın kontak anahtarının aracın maliki tarafından güvenlik görevlisi ...'e teslim edildiği, ... Eğitim Araştırma Hastanesi ile davalı güvenlik şirketi arasında imzalanan 21.06.2012 tarihli Özel Güvenlik ve Koruma Hizmet Alımı Teknik Şartnamesinin "Görev Kapsamı" başlıklı 2 nci maddesinin 11 inci bendinde otoparkta, hastane araçlarının hırsızlık, hasara ve yangına karşı emniyetinin sağlanması şartının bulunduğu, bu şartnameye göre aracın herhangi bir hırsızlık olayına karşı emniyetinin sağlanmasından davalı şirket bünyesinde çalışan güvenlik görevlilerinin sorumlu olduğu, olayın meydana geliş şekline göre aracın kontak anahtarının güvenli bir yerde saklanmadığının anlaşıldığı, bu nedenle aracın kimliği belirsiz kişilerce çalındığı, buna göre davalı güvenlik şirketinin adam çalıştıran sıfatıyla TBK'nın 66 ncı maddesinde belirtilen hükümler gereğince üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğinin sabit olduğu, zararı doğuran olayın işverenin işinin görüldüğü, işverenin emir ve talimatı dahilinde hareket edildiği sırada ve hizmetle ilgili olarak oluştuğunun açık olduğu, hukuka aykırı eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunduğu, adam çalıştıranın TBK'nın 66 ncı maddesinde öngörülen sorumluluktan “hal ve şartların gerektirdiği bütün dikkat ve özeni gösterdiğini ispat etmesi” ya da “illiyet bağının kesilmesi” halinde kurtulabileceği, davalı güvenlik şirketi tarafından bu hususta kendisinin sorumluluğunu kaldıran bir delilin dosyaya sunulamadığı anlaşılmış olup, sonuç itibariyle meydana gelen zarardan davalı güvenlik şirketinin sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Şu durumda, davalı güvenlik şirketinin TBK'nın 66 ncı maddesinde öngörülen sorumluluk türü bakımından davaya konu zararın meydana gelmesinde adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğu, bu sorumluluğun gereğinin davalı tarafından yerine getirilmediği, davalının davacının zararını karşılaması gerektiğinin anlaşılmasına göre davanın kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.