Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." isimli sinema filminin yapımcısı, davalının ise eserin senaristi olduğunu; davalının senaryoyu meydana getirmesine bağlı film üzerindeki tüm mali haklarını sözleşme ile müvekkili şirkete devrettiğini, müvekkili tarafından sözleşme bedelinin tamamının davalı tarafa ödendiğini, müvekkilinin davalı tarafa bir borcunun olmamasına rağmen imzalanmış olan sözleşmeye ek olarak noterlik tarafından tasdik edilmiş imza beyannamesinin davalı tarafça müvekkiline uzun bir süre sunulmadığını, ihtarname tebliğ edilmesinin akabinde davalı tarafın müvekkilini ek yükümlülükler içeren sözleşmeler yapmaya zorladığını, bu suretle oluşan anlaşmazlık sonrası davalının sosyal medya hesabından film ile ilgili karalama kampanyası başlattığını, katılmış olduğu radyo programında da benzer iddialar ile davacı şirketi toplum önünde küçük düşürmeye çalıştığını, davalının bu eylemleri nedeniyle filmin gişe değerinin düştüğünü, müvekkili şirketin kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminat ile 1 TL manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkiline ödemekle mükellef olduğu bedelleri vermediğini, bu konuda Fikri ve Sinai Haklar Mahkemesinde açmış oldukları davanın derdest olduğunu, davanın dayanağının olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu uyuşmazlığın ... adlı sinema eserinden kaynaklandığı; davalının, davacı hakkında sosyal medya hesaplarından ve 07.12.2017 tarihinde katıldığı radyo programında kullandığı ifadelerin eseri karalama niteliğinde olmadığı, davalının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir durum olmadığı, sinema eseri için beyan edilen ifadelerin olumsuz duygu ifadeleri olduğu, filmin hasılatının düşmesinde etkisi olmadığı, davacının maddi ve manevi zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve vekalet ücretine yönelik davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının sosyal medya hesabından sarf ettiği söz ve ifadeler ve katıldığı radyo programındaki beyanlarının filmin yapımcısı olan davacı taraf ile problemlerini beyan etmeye yönelik olduğu, davalı taraftan senarist olarak bahsedilmemesi, davalı tarafın senarist olarak isminin filmin ön jeneriğinden kaldırılması ve ... ismine küçük puntolarla yer verilmesi hususlarında eleştirel değerlendirmelerde bulunduğu, davalı tarafın ifadelerin kişisel değer yargısı niteliğinde olduğu; ifade özgürlüğünün, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu, bu durumun demokratik toplumun gereği olduğu, doğrudan davacının kişilik haklarına saldırının olmadığı, düşünceyi açıklama ve eleştiri hakkının sınırları kapsamında kaldığı, filmin gişe değerinde bir zarara söz konusu olamayacağı ayrıca davalı yararına hükmedilen vekalet ücretinin de usulüne uygun olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalının film üzerindeki tüm mali haklarını sözleşme ile müvekkili şirkete devrettiğini ancak buna rağmen müvekkilininden ek taleplerde bulunduğunu, bu taleplerin geri çevrilmesine bağlı olarak da davalının sosyal medyadan müvekkili aleyhine bir karalama kampanyası başlattığını, sosyal medya ve katılmış olduğu radyo programındaki beyanlarının saldırı niteliğinde olduğunu, eleştiri olarak değerlendirilemeyeceğini, vizyonda yer alan filme ilişkin gişe değerinin davalı tarafından düşürüldüğünü, maddi ve manevi zararın ispatlandığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
"..." isimli sinema filminin vizyonda olduğu dönemde davalı senarist tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlar ve 07.12.2017 tarihinde katılmış olduğu radyo programında sarf ettiği sözlerin filmin gişe değerini düşürdüğü, yapımcı şirketin kişilik haklarına zarar verdiği iddiası ile maddi ve manevi tazminat ile kararın yayınlanması talebine ilişkindir.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere; davalı tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlar ve 07.12.2017 tarihinde katılmış olduğu radyo programında sarf ettiği sözlerin aralarında anlaşmazlık bulunan davacı şirkete yönelik eleştiri ve değer yargısı niteliğinde olduğunun; davalı taraftan senarist olarak bahsedilmemesi, davalı tarafın senarist olarak isminin filmin ön jeneriğinden kaldırılması ve ... ismine küçük puntolarla yer verilmesi hususlarında eleştirel değerlendirmelerde bulunduğunun; Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul ettiğinin, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığının, maddi ve manevi zararın ispatlanamadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.