HÜKÜMLER: İstinaf isteminin esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerini reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle ve sanıklar ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmolunan cezanın süresine göre koşulları bulunmadığından, 5271 sayılı CMK'nin 299. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede; gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2022 tarihli ve 2019/456 Esas, 2022/43 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L-son, 158/3-1,52/2, 52/4,53... . maddeleri uyarınca 7 yıl hapis ve 180.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve sanıklar ... ve ... haklarında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
2.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 14.06.2022 tarihli ve 2022/2113 Esas, 2022/1952 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik, sanık ... Basatuğrul'un istinaf talebine yönelik 5271 sayılı Kanun’un 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca süre yönünden reddine, sanık ... müdafi, ... müdafi, ... ve katılan vekilinin istinaf başvuurlarının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Katılan vekilinin temyizi, sanıklara verilen cezaların yetersiz olduğuna, üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyizi, müvekkillerinin atılı suçu işlemediğine, katılana yönelik eylemleri olmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
A. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden;
Sanığın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 20.04.2025 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, kamu davasının 5237 sayılı TCK'nin 64/1 maddesi uyarınca düşürülmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.
B. Sanıklar ..., ..., Medeni ..., ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli ve 2022/2-155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müdafii atanması gerektiğine karar verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında sanıklar ... ve ...'un yargılama aşamasında kendilerinin seçtiği bir müdafilerinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156 ıncı maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafii tayin edilmediği anlaşılmakla, sanıklara isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (L) bendi ve son cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanıklar ... ve ...'a müdafi atanıp savunmaları alındıktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek eylemlerinde fiili ve hukuki irtibat bulunan sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın hukuki durumlarının ve haklarında 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin üçüncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmasının göz ardı edilmesi 5271 sayılı Kanun’un 289/1-h. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır.
A. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1-a maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nin 223/8. maddesi gereği gerçekleşen ölüm nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
B. Sanıklar ..., ..., Medeni ..., ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince sair yönleri incelenmeksizin, Tebliğname’ye uygun olarak Yargıtay Üyesi ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla, BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.09.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sanıklar hakkında TCK' nin 158/1-L-son 158/3 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK' nın 150/3 maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;
Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK' nin 150/3 maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-e maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir.
Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 3 14... sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş akabinde de bu uygulamasından vazgeçerek CMK' nin 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 esas ve karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03 12.2020 gün ve 2018/16-270 esas, 2020/498 karar; 05.11.2020 gün ve 2018/16-1 53... /446 Karar; 19.11.2020 gün ve 2018/16-4 41... /468 Karar sayılı kararları ile CMK' nın 150/3 maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektiği bu nedenle cezanın artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 6.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki ceza artırım maddelerinin de nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır.
Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır. Bu içtihatların canlı ve gerektiğinde değişken olma gerekliliğine zarar vermeyecektir.
Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda birbiri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK' nin 150/3 maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK' nın 1 88... /1-e maddesinde düzenlenen muhakeme kişileri yöünden mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyleki 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden olağan üstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurmasını gündeme getirecektir. Zira CMK'nın 188 maddesinde yazılı müdafin duruşmayı mazeretsiz terk etmesi istisnası haricinde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin duruşmada bulunması gerekli kişiler yönünden kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK nın 289/1-e maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, 2018/16-270 Esas ve 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 Esas ve 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.