Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 23.05.2018 tarihinde ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın yaptığı tek taraflı trafik kazasında araçta yolcu konumunda olan müvekkili ...’ın desteği müteveffa ...’ın vefat ettiğini, kazada davalı kurumun sorumlu olduğu ZMSS bulunmayan ... plakalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğunu, müvekkili adına davalı şirkete 19.07.2018 tarihinde başvuru yapıldığını, davalı tarafın 20.09.2018 tarihli yazısıyla müteveffa ...’ın müvekkilinin üvey evladı olduğu, aralarında sürekli desteklik ilişkisi olmadığı gerekçesiyle başvurularının reddedildiğini, müteveffa ...'ın, talepte bulunan davacı ...’a destek olduğunu, davacı ...'ın, müteveffa ...’ın çocukluğundan beri bakımını sağladığını, birbirlerine destek olduklarını, destekliğin hukuki ilişkiyi değil eylemli durumu hedef aldığını, eylemli olarak bakıp gözeten, yetişmesini ve eğitimini üstlenen kim olursa olsun, o kişinin çocuğun ve birbirlerinin desteği olduğunu, destekliğin, mirasçılık sıfatından ayrı bir kavram olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkili davacı için şimdilik 500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının, kaza tarihinden itibaren işleyecek avans (sigorta şirketlerinin tüm eylemleri ticari olduğu cihetiyle) faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurumun, Sigortacılık Kanunu’nun 14. maddesi ve ... Yönetmeliği’nin 9/b maddesi gereğince hak sahibine ödeme yapmak ile yükümlü bulunduğunu, ... Yönetmeliği’nin 16. maddesi ile müvekkil kuruma yasada belirtilen nedenlerle yaptığı ödemeler için zarara neden olanlara (aracın işletenine, sürücüsüne ve diğer sorumlulara) rücu etme hakkı tanındığını, bu nedenle kaza anında 03... plakalı aracın sürücüsü ...'a davanın ihbar edilmesi gerektiğini, müteveffanın üvey annesinin destekten yoksun kalma zararını ispat edemediğini, destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkının miras yolu ile ölenin mirasçılarına intikal eden bir hak olmayıp destek sayılan kimsenin fiilen baktığı kişiler tarafından ileri sürülebilen bir hak olduğunu, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için desteğin yardım için yeterli kazancının olması, destek alana yapılan yardımın düzenli ve ölümden sonra da devam edeceğinin öngörülür olması gerektiğini, vefat eden ...’nın ileride üvey annesine destek olacağı, başka bir deyişle üvey annesinin dahi yaşama ihtiyaçlarını devamlı ve az çok düzenli bir şekilde gidermek için yardımlarda bulunacağını kabul etmenin hayatın olağan akışına ters düşen, kuvvetli bir ihtimale dayanmayan bir varsayım olduğunu, müteveffanın evli ve iki çocuk annesi olup üvey annesinin de dört çocuk annesi olduğu göz önüne alındığında destek zararı oluşmayacağının anlaşılacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " SGK kayıtlarından, müteveffa ...'ın olay tarihinde çalışmadığı, kolluk araştırmasında ...'ın evlendikten sonra davacı ... ve dava dışı ...'a herhangi bir maddi desteğinin olmadığı, aksine ...'ın maddi durumunun kötü olduğundan ... ve ...'ın müteveffaya destek olduğunun bildirildiği, davacının müteveffanın üvey annesi olduğu, davacının müteveffadan başka 4 çocuğunun bulunduğu, destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması gerektiği, müteveffanın sağlığında davacıya eylemli ve düzenli yardımının bulunmadığı ve dosya kapsamından olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, müteveffanın davacıya gelecekte yardım sağlayacağına dair kanaat oluşmadığından, müteveffa ...'ın davacının desteği sayılamayacağı kanaatine varılarak, davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir.... " gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiş; hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine;İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili davacı ...'ın, müteveffa ...’ın çocuklugundan beri bakımını sağladığını, müteveffa ... ile birbirlerine destek olduklarını, destekliğin hukuki ilişkiyi değil eylemli durumu hedef aldığını, eylemli olarak bakıp gözeten, yetişmesini ve eğitimini üstlenen kim olursa olsun, o kişinin çocuğun ve birbirlerinin desteği olduğunu, destekliğin, mirasçılık sıfatından ayrı bir kavram olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.
Destekten yoksun kalma tazminatı, 6098 sayılı TBK. md. 53/3 düzenlenmiş olup; "Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar" şeklinde hükme bağlanmıştır.
Yasa metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53/3. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.
Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi;TBK'nın 53.maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de nafaka hakkındaki hükümlere dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.
Somut uyuşmazlıkta, davacı ... desteğin üvey annesidir. Emniyet araştırmasından davacı üvey annenin destek küçükken ona kendi öz çocuğu gibi baktığı anlaşılmaktadır. Hayatın olağan akışına göre küçüklüğünde kendisine bakıp gözeten kişiye çocuğun ileride destek olmasının muhtemel olduğunun kabul edilmesi ve buna göre davacı ... yönünden de destek tazminatı hesaplanması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.