Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... . ... Sok. No: 4 Daire: 3 .../... adresinde bulunan taşınmazın maliki ve sigorta ettireni olduğunu, müvekkilinin, davalı ... ile 23.01.2016 tarih ve ... nolu Konut Paket Sigorta Poliçesi imzaladığını, poliçenin teminat grupları başlıklı bölümünde “Terör”ün açıkça belirtilerek teminatlar kapsamına alındığını, 14.03.2016 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında meydana gelen olaylar neticesinde, sigorta kapsamında yer alan konut ve konut içerisindeki eşyaların zayi olduğunu, müvekkilinin rizikoyu ihbarı üzerine davalı şirkette hasar dosyası açıldığını, sokağa çıkma yasağının kalkmasıyla davalı ... şirketine bağlı eksperler tarafından poliçeye konu bina üzerinde gerekli incelemelerin yapıldığını, ancak müvekkiline poliçe kapsamında herhangi bir ödeme yapılmadığını bildirerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL tazminatın, rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; davacının TTK’da yer alan yükümlülüklere aykırı hareket ettiğini, poliçenin bölgede yasak ilan edilip, operasyonlar ve çatışmalar başladıktan sonra tanzim edildiğini, TTK’nın 1408., 1435., 1445. ve 1446. maddeleri çerçevesinde davacı tarafın ihbar yükümlülüğünü ihlal ettiğini, rizikonun gerçekleşmesine rağmen bu durumun müvekkili şirkete bildirilmediğini, davacı tarafın meydana gelecek durumu saklayarak poliçe tanzim ettirdiğini, bu bağlamda hasarın poliçenin tanzim tarihinden önce gerçekleşmiş olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu, yangın sigortası genel şartları uyarınca hasarın teminat dışı bulunduğunu, 5233 sayılı Kanun kapsamında davacı tarafın zararının ilgili Valilik/ Kaymakamlık tarafından karşılanacağından müvekkili şirketten tazminat talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, sigortalı davacının talebinin mükerrer ödeme almaya yönelik bulunduğunu, Valilik/ Kaymakamlık Zarar Tespit Komisyonu tarafından herhangi bir şart aranmaksızın hasarlanan eşyalar ile ilgili bina inşaat hasarının %12’si oranında tutarın ilgilisine “ev eşyası parası” tahtında ödendiğini, bina hasarları ile ilgili olarak maliklere ev teslim edildiğini, ev eşyasına verilen zararın terör eylemleri dolayasıyla meydana gelen hırsızlık ve yağmadan kaynaklandığını, iş bu sebeple ev eşyasına ilişkin zararın teminat kapsamında olmadığını, davacı tarafından üç ayrı dava açıldığını, bu üç davada da ev eşyası tazminatı talep edildiğini, davacının üç ayrı taşınmazda oturuyor olmasının ve bu ayrı evlerin tümünde eşyalarının olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, gerçek zararın ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, davacı tarafın dosyaya zararını ispatlayacak herhangi bir belge ibraz etmediğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kabulü ile; taraflar arasında akdedilen ... numaralı poliçeden kaynaklı 92.767,50 TL bina zararı ile 26.410,00 TL eşya zararı alacağının toplamı olan 119.177,50 TL'nin sigortacıya ihbar tarihi olan 18.11.2016 tarihinden 45 gün sonrası olan 02.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigortacıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre, mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, yargılamanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirtilen usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, davanın kabulüne ilişkin kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının taleplerinin hukuki olmayıp ispatı ve delili olmayan talepler olduğunu, hükmün yanlış tesis edildiğini, davaya Tüketici Mahkemesi sıfatı ile bakılmasının yanlış olduğunu, davacının bu davada tüketici sıfatına haiz olmadığını, davanın zamanaşımını uğradığını, davanın zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte sigortacının yükümlülüğünün gerçek zararın ikamesinden ibaret olduğunu, davacının öncelikle gerçek zararını genel şartlara göre ispatının gerektiğini, gerçek zararın ise ancak olay tarihindeki zarar kalemlerinin tam ve doğru tespiti, mevcut zararın hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi, bu zararı giderecek idare kaynaklarının doğru olarak saptanması ve zarardan doğacak fayda eski hale iade hesabının yapılmak suretiyle mümkün olacağını, mahkemece bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların değerlendirilmeden karar verildiğini, bilirkişi raporunda tespit edilen zarar bedelinin somut verilere dayanmadığını, bilirkişinin dava konusu taşınmazda oluşan zararı ve zarar kalemlerine ilişkin hesaplamayı varsayımlar üzerine yaptığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında davacı tarafın zararının ... Valiliği tarafından karşılandığını, poliçenin başlangıçtan itibaren hükümsüz olduğundan davanın reddinin gerektiğini, ... il merkezinde 14.03.2016 – 14.11.2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş olup, ilgili poliçenin 04.03.2016 tarihinde ve sokağa çıkma yasağı başlamadan 10 gün önce tanzim edildiğinin görüldüğünü, TTK'nın 1435. maddesi ve 1439. maddesi çerçevesinde talebin teminat dışında olduğunu, sigorta tanımında risk unsurunun olduğunu, hasar göreceği kesin olan bir malvarlığı değeri için yapılan sözleşmenin batıl ve geçersiz olduğunu, poliçenin başlangıçtan itibaren hükümsüz olduğundan husumetin taraflarına yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, Yangın Sigortası Genel Şartlarının A-4 maddesinde teminat dışında kalan hallerin düzenlendiğini, maddenin 1. bendinde savaş, her türlü savaş olayları, istila, yabancı düşman hareketleri, çarpışma (savaş ilan edilmiş olsun olmasın), iç savaş, ihtilal, isyan, ayaklanma ve bunların gerektirdiği inzibati ve askeri hareketler nedeniyle meydana gelen bütün zararların teminat dışında kalacağının hiçbir tereddüte ve yoruma meydan vermeyecek şekilde açık ve net bir ifade ile belirtildiğini, yerleşik Yargıtay içtihatları karşısında yerel mahkemece tarih itibariyle hükmedilen faizin anılan tarihlerde 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanuna eklenen geçici 6. maddesi gereği söz konusu zararların zarar tespit komisyonlarınca ve ayni olarak ödeneceği düzenlemesi getirildiğinden, yine anılan dönemde terör olaylarıyla gündeme gelen ve bu nedenle zararın ne şekilde ve kim tarafından karşılanacağı belli olmadığından müvekkili şirketin temerrüte düşürüldüğünden söz edilemeyeceğini belirtmiştir.

davalı ... tarafından düzenlenen konut sigorta poliçesi sebebiyle tazminat talebine ilişkindir.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının davalıdan tahsiline,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.