Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.12.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı mirasçısı ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, Hazine tarafından yayla iddiasıyla açılan tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırma istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı mirasçısı vekili temyiz etmiştir.
Kadastro tespiti 14.05.1971 tarih 4 sıra no'lu tapu kaydına dayanılarak oluşturulmuştur. Bu tapu kaydında ... oğlu ... 1/2 pay sahibi olarak görülmektedir. Ancak kadastro tespit tutanağında ve tapu kaydında “... oğlu ...”in soyadı “...” olarak yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle dava konusu parselin ... adına kayıtlı olmasına rağmen tapu kayıt malikinin mirasçısı olduğunu söyleyen ... dava konusu parselin murisi ...'e ait olduğunu söyleyip kararı temyiz etmiştir..
Dava ehliyeti davada taraf olma ehliyetidir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, taraf ehliyetini tanımlamamış, 38. maddesiyle Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunu ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8,28,47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan
yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan Türk Medeni Kanununun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur.
Bu itibarla, gerek Türk Medeni Kanunu gerekse Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölen kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda; dava konusu 299 ada 19 parsel sayılı taşınmazın maliki davalı ... ...'in dosyada mevcut nüfus kaydına göre 23.12.2005 tarihinde açılan bu davadan önce 16.11.1991 tarihinde ölmüş olmasına rağmen davalı ... ... hakkında davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tesis edilen hükmün bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... ... mirasçısı ...'in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 07.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.