Basit yaralama, mala zarar verme ve kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle kasten yaralama suçlarından meçhul şüpheliler hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 05/05/2011 tarihli ve 2010/2482 soruşturma sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karsı yapılan İtirazın kabulüne İlişkin mercii Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/07/2011 tarihli ve 2011/1116 değişik is sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 05.03.2012 tarih ve 2011/3603-13821 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 14.03.2012 tarih ve 2012/71684 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 12/05/2010 tarihinde Muğla şehir merkezinde meydana gelen olaylar üzerine, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/2482 sayılı soruşturma sonucu 05/05/2011 tarihli ve 2011/1030 esas, 2011/395 sayılı iddianame ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na aykırılık, görevi yaptırmamak için direnme ve mala zarar verme suçlarından şikâyetçi şüpheliler Mehmet Emin Şimşek ve arkadaşları haklarında kamu davası açılıp, meçhul şüpheliler haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, şikâyetçi şüphelilerin şikâyetlerinin tüm yönleri ile soruşturma konusu yapılarak değerlendirilip kararlar verildiği, karşıt görüşlü öğrencilerin öğrenci olaylarına katıldıkları, birbirlerini taşladıkları, şikâyetçi şüphelilerin gözaltı işlemi yapılırken güvenlik güçlerine karsı aktif direnme eyleminde bulunmaları göz önüne alındığında kolluk görevlerinin kendilerine tanınan kuvvet kullanma hakkının sınırlarını aştıkları konusunda delil bulunmaması karşısında, meçhul şüpheli olan kolluk görevlileri hakkında İtirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin şüpheliler hakkında iddianame düzenlenmesi gerektiğini belirten 20.07.2011 tarihli ve 2011/1116 sayılı itirazın kabulüne dair kararı karşısında; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 173/4. maddesi gereğince “Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.” amir hükmü nedeniyle görevli Cumhuriyet Savcısına iddianame düzenleme konusunda herhangi bir takdir hakkı tanınmadığı; aksine itiraz merciinin
kararı gereğince iddianame düzenlenmesi mecburiyeti getirildiği anlaşılmaktadır. Aynı kanunun 170/2. maddesi ise "soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı bir iddianame düzenler” denilmekle yeterli delilin mevcudiyeti karşısında Cumhuriyet Savcısına dava açmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte Anayasamızın 90/5. fıkrası hükmü gereğince “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası sözleşmeler kanun hükmündedir. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” Kolluk kuvvetlerinin kendilerine tanınan kuvvet kullanma yetkisi sınırlarını aştıkları iddia edilen olayda; buna maruz kalan şahısların başvuru hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Etkili Başvuru Hakkı başlığı altında düzenlenen 13. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Şöyle ki “...İş bu sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs ihlal fiili resmi vazifelerini ifa eden kimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, milli bir makama fiilen müracaat hakkına sahiptir. Açıklanan bu nedenlerle mahkemenin takdirinde bu yönde bir isabetsizlik görülmeyerek kanun yararına bozmayı gerektirir hukuka aykırılık nedeni bulunmadığı anlaşılmakla, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14.03.2012 tarih ve 2012/71684 sayılı ihbarname içeriğindeki bozma nedeni yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.