Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından müvekkilli ...’e ait ... Nusaybin/Mardin adresinde bulunan konutunun yangın sigorta poliçesi ile güvence altına alındığını, terörle mücadele operasyonlarında sigortalı konutun içinde bulunan eşyalar ile birlikte ağır zarar gördüğünü, komisyona başvurulduğunu, sadece bina konusunda komisyon ile mutabakata varıldığını, eşyalar için 5.000,00 TL nakdi yardım yapıldığını, ödemenin maktu bir ödeme olduğunu, zarar gören eşyasının değerinin 5.000,00 TL'nin çok üzerinde olduğunu, ev eşyası zararının eksik kalanı için sigortadan talep ettiklerini, hasar dosyasının açıldığını, ekspertiz raporunun düzenlediğini, ancak davalı şirketin hasar bedelini ödemediğini, müvekkilinin bildirim yaptığı tarihte evini görmediğini, davalı şirketçe de bildirim tarihten çok daha sonra güvenlik sebebi ile sokağa çıkma yasağının halen uygulamada olduğunu, güvenlik kuvvetlerinin asayişinin ve güvenliğinin sağlamasından ve sokağa çıkma yasağının kalkmasından sonra hasar tespit çalışmasını yapması için bir sigorta eksperinin görevlendirildiğini, müvekkilinin evini çok sonradan gördüğünü, sigorta şirketinin talebe rağmen ekspertiz raporu ve diğer evrakları vermediğini, zararı halen bilmediğini, poliçe düzenlendiği sırada bilgilendirme yapılmadığını, kaymakamlıkça zarar gören evlere ilişkin ayrıca hasar tespiti yapıldığını, müvekkilinin evin içerisinde bulunan ve tamamen zarar gören eşya miktarının tespit ettirilip davalı ... şirketine yasal faizi ile birlikte yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresi geçtikten sonra davanın açıldığını, poliçenin hükümsüz olduğunu, 14.03.2016 tarihinde sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini, bu tarihten önce operasyonların başladığını, poliçe tarihinde davacının rizikonun gerçekleştiğini bildiğini, buna rağmen müracaat ettiğini ve poliçenin akdettirildiğini, talebin teminat dışında olduğunu, Yangın Sigortası Genel Şartları'nın A-4 maddesinde teminat dışında kalan hallerin düzenlendiğini, zararı giderme yükümlülüğünün tamamen idarede olduğunu, bölgenin kentsel dönüşüm yasası ve afet yasası hükümlerine göre riskli bölge ilan edildiğini ve buradaki hasarların aynı şekilde karşılanacağı hususunun 5233 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi ile düzenlendiğini, sigortacının yükümlülüğünün gerçek zararın karşılanmasından ibaret olduğunu, ispatın davacıda olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; özetle bölgedeki durumdan haberdar olmaması mümkün olmayan davalı ... şirketinin rizikonun gerçekleşme ihtimalinin kuvvetli olduğunu göz önüne almayarak basiretli bir iş adamı gibi davranmadığından poliçe geçerli kabul edilerek rizikonun da poliçe düzenlenme tarihinden sonra gerçekleştiğinin kabulü gerekeceği, bu haliyle rizikonun gerçekleşmesi nedeniyle meydana gelen eşya zararından sorumlu tutulması gerektiği, meydana gelen zararın tespiti için riziko adresinde bizzat tespit ile keşif yapılması düşünülmüş ise de ekspertiz raporundan da anlaşılacağı üzere riziko adresinin tamamen yıkıldığı ve enkazın kaldırıldığından bahisle herhangi bir tespitin yapılmasının mümkün olamayacağı, meydana gelen zarar başkaca bir yolla belirlenemeyeceğinden ekspertiz raporunun delil niteliğinde bulunduğu, ancak yine ekspertiz raporunda belirtildiği üzere makul aralıklarda sigortalıdan gerekli evrakların en kısa sürede ibraz edilmesinin talep edilmesine rağmen sigortalı tarafından herhangi bir bilgi veya belge ibraz edilmemiş olduğundan ekspertiz raporunun hasarsız/talepsiz olarak tanzim edildiği, davacı vekilinin bilirkişi raporunu tebliğ almasına rağmen bu hususta dosyaya herhangi bir bilgi veya belge ibraz etmediği, bu haliyle mevcut belgelere göre zarar birim ve miktarının tespit edilmesinin mümkün olmadığı, bilirkişi raporunun da denetlemeye ve hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinde delillerinin bildirildiğini, bu evrakların istenmeden karar verilmesinin yerinde olmadığını, eksiklikler giderilerek Zarar Tespit Komisyonu ve Nusaybin Kaymakamlığı'na yazı yazılıp yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini, dava ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, konut sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
6098 sayılı TBK'nın 50. maddesinde; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." hükmü düzenlenmiştir.

Dava konusu olayda, terörle mücadele operasyonlarında sigortalı konutun içinde bulunan eşyaların zarar gördüğünü belirterek konut sigorta poliçesi kapsamında tazmini talep edilmiş, mahkemece mevcut belgelere göre zarar birim ve miktarının tespit edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında davacı tarafın terör olayları ve bu olayların önlenmesi kapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda sigortalı eşyaların bulunduğu yapının yıkıldığını, konutun yıkılması durumunda içindeki eşyaların zarar göreceğinin de kaçınılmaz olduğu buna göre rizikonun gerçekleştiğini ispat ettiği, ancak eşya zararının kapsamını kanıtlayamadığı anlaşılmaktadır.
Şu halde mahkemece yapılacak iş; maddi zararın gerçekleştiği ancak kapsamının tam olarak belirlenemediği hallerde uygulanacak olan TBK'nın 50. maddesi gereğince hayatın olağan akışı çerçevesinde ve hakkaniyet ölçüsünde oluşa uygun bir maddi tazminata (poliçe hükümleri de dikkate alınarak) karar vermektir. Yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun olmayıp kararın bozulmasını gerektirir.

Açıklanan sebeplerle;

1-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2- İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.