Tehdit suçundan sanık ...'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası İle cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun'un 58/7. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair Gelibolu Asliye Ceza Mahkemesinin 05/06/2008 tarihli ve 2007/173 esas, 2008/246 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 14/06/2012 gün ve 35759 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/06/2012 gün ve 128022 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında “1-Sanığın, yakınanı "Hep beraber kırılır, dökülürüz veya hep beraber yanarız." şeklindeki sözlerle tehdit ettiği kabul edilen olayda, tehdit içeren sözlerin sair tehdit niteliğinde olduğu nazara alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurulmasında,
2-Sanığın tekerrüre esas alınan Gelibolu Sulh Ceza Mahkemesinin 18/10/2006 tarihli ve 2003/118 esas, 2006/195 sayılı mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden önce, incelemeye konu iş bu suçunu işlediği cihetle, sanığın cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infaz edilemeyeceğinin gözetilmemesinde, isabet görülmemiştir” denilmektedir.
Dairemizin 12.11.2012 tarih, 2012/21911 esas ve 2012/24327 numaralı kararıyla "Somut olayda; sanıkların birlikte suç işledikleri, aynı mahkemede yargılanıp birlikte mahkum oldukları, hükmün temyizi kabil olduğu, Dairemizce kanuna muhalefet edilmesi nedeniyle temyiz eden lehine bozulduğu, diğer sanık ...'nın süresinde hükmü temyiz etmediği anlaşılmaktadır. Dairemizce suçun niteliğine ilişkin ilamın (b) bendi ile yapılan bozmanın aynı suçu sanık ... ile birlikte işleyen sanık ...'un hukuki durumunu da etkilemesi nedeniyle temyiz davası açma hakkından yararlanamayan sanık ... için, yasal şartları oluştuğundan 1412 sayılı CMUK'nın 325. maddesi gereğince bozma kararının sirayet ettirilmesi suretiyle mahallinde yargılamaya devam edilerek yeni bir hüküm kurulması mümkündür.
İncelenen dosyada, yasaya aykırılığı, hükmün kesinleşmesini ve infazını engelleyen usule ilişkin yasal düzenleme mevcut iken, bu yolun kullanımına başvurulmaksızın olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün değildir.
Açıklanan gerekçelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE,"biçimde karar verilmesinin ardından,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/02/2013 gün ve 2012/168022 sayılı yazısı ile;
Özel Dairenin, haklı nedene dayanan kanun yararına bozma istemini kabul edip, bir karar vermesi yerine, yasaya aykırılığın, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 325. maddesi gereğince bozma kararının sirayet ettirilmesi suretiyle mahallinde giderilmesi mümkün olduğundan ve hükmün kesinleşmesini ve infazını engelleyen usule ilişkin yasal düzenleme mevcut iken, bu yolun kullanımına başvurulmaksızın olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün olmadığından bahisle kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenle; Dairenizin, 12.11.2012 gün ve 2012/21911 esas, 2012/24327 sayılı, kanun yararına bozma isteğinin reddine ilişkin kararının kaldırılması,
Adalet Bakanlığının, kanun yararına bozma istemi hakkında esastan bir karar verilmesi,
İtirazın, Dairece yerinde görülmemesi halinde ise de, dosyanın, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,
İtirazen arz ve talep olunur.” biçimindeki istemi üzerine Dairemizin 13.02.2014 tarih 2013/7761 esas ve 2014/4722 sayılı kararı ile " Gelibolu Asliye Ceza Mahkemesinin 30.01.2014 tarihli yazısına göre, Dairemizin bozma kararı üzerine, mahkemece bozma kararına uyulduğu ve sanık ... hakkındaki davanın derdest olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, sanık ... hakkında, Kanun yararına bozma konusu yapılan kesinleşen hükümdeki hukuka aykırılık iddialarının, öncelikle 1412 sayılı CMUK’nın 325. maddesi uyarınca sirayet yolunun kullanılması suretiyle giderilmeye çalışılması, bunun mümkün olmaması halinde ise, olağanüstü kanun yolu olan, Kanun yararına bozma yoluna başvurulması gerektiği anlaşıldığından, Dairemizin 12/11/2012 gün ve 2012/21911 esas, 2012/24327 sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE," karar verilmiştir.
CGK'nun 2014/4-129 esas ve 2018/43 sayılı 13.02.2018 tarihli kararıyla "Sanık ve inceleme dışı sanık ...’ın tehdit suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin hükümlerin temyiz edilmesi üzerine yerel mahkemece 31.07.2008 tarihli ek karar ile sanığın temyiz isteminin yasal süresi içerisinde yapılmadığından bahisle reddine karar verildiği, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Özel Dairece sanık hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin reddine, inceleme dışı sanık ... hakkındaki hükmün ise lehe bozulmasına karar verildiği, Adalet Bakanlığınca sanık yönünden kesinleşen yerel mahkeme hükmünün kanun yararına bozulması istemiyle talepte bulunulduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesi üzerine anılan talebi inceleyen Özel Dairece; suçun niteliğine ilişkin lehe bozmanın, yerel mahkemece sanığa sirayet ettirilerek, buna göre hüküm kurulması mümkün olduğundan yerel mahkeme hükmünün infazını engelleyen usule ilişkin yasal bir düzenlemenin bulunduğu, bu yol tüketilmeksizin de kanun yararına bozmaya başvurulamayacağı belirtilerek 12.11.2012 tarihinde kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği, 18.07.2016 tarihinde ise yerel mahkemece şikâyetçi Sezgin'in şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle inceleme dışı sanık ... hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verildiği olayda;
Sanık ile inceleme dışı sanık ...'ın, birlikte işledikleri aynı suç nedeniyle mahkûmiyetlerine karar verilmesi, yerel mahkemece haklarında verilen hükümlerin temyiz edilebilir nitelikte olması ve inceleme dışı sanık ... hakkındaki, eylemin sair tehdit suçunu oluşturduğuna ilişkin bozmanın sanığın lehine olması nedenleriyle Özel Daire kararındaki söz konusu bozma sebebinin sanığa sirayet ettirilebileceğinde kuşku bulunmamakta ise de; bozma kararından sonra yerel mahkemece inceleme dışı sanık ... hakkında şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi karşısında, mahkûmiyet hükmüne ilişkin anılan bozma nedenlerinin sanığa sirayet ettirilmesi olanağı ortadan kalkmış olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazında yer verilmeyen bu farklı gerekçeyle sanık hakkında temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen hükmün yönünden kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün olup Özel Dairece bu talebin esas yönünden incelenmesi gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2006 tarihli ve 190-186 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında, mahkûmiyet hükümleri bakımından uygulanması mümkün olan "Tekerrür hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı” şeklindeki bozma nedeninin sanığa sirayetinin mümkün olup olmadığına ve Özel Daire ilamındaki bu bozma nedenine ilişkin olarak kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilemeyeceğine dair uyuşmazlık konuları bu aşamada değerlendirilmemiştir." biçimindeki gerekçeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulüne karar verilmiştir.
Yargıtay CGK'nun 2014/4-129 esas,2018/43 sayılı kararında saptanan yukarıda belirtilen yeni hukuka aykırılık nedeni, Kanun yararına bozma konusu yapılmadığından belirtilen Kanun yolunun niteliği gereği resen giderilemeyecektir. Kanun yararına bozma konusunun bu aşamada sonuçlandırılması, yapılan açıklamalar ışığında olanaklı bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Kanun yararına bozma isteği hakkında bu aşamada bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,
2-Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükümde saptanan yeni hukuka aykırılık nedeni açısından, Kanun yararına bozma yoluna başvurulup başvurulmayacağının takdiri için, dosyanın Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMEK üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, bu hususun değerlendirilmesinden sonra, diğer kanun yararına bozma isteminin incelenmesine,16.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.