1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “menfi tespit ve itirazın iptali” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine ilişkin karar davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

Asıl Davada Davacı İstemi:

4. Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin 1999 yılından beri dairesini davalıya kiraya verdiğini, uzun kiracılık dönemi içinde davalının müvekkilinin güvenini kazandığını, davalının bir gün yanına gelerek “bundan böyle kira paralarını bankaya yatıracağım ... dışında uzun süre kalacağım, onun için kira paralarını önceden ödeyeyim” dediğini, banka hesap numarasını almak bahanesiyle bir takım boş belgelere imza attırdığını, söz konusu belgeleri makbuz sandığını, davalının daha sonra bu belgeleri iradesi dışında doldurarak alacak borç durumu oluşturduğunu, ... İcra Müdürlüğünün 2008/11339 E. sayılı dosyasında müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını belirterek icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl Davada Davalı Cevabı:

5. Asıl davada davalı vekili; 01.07.1999 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile davacının kiracısı olduğunu, en son 01.07.2007 tarihinde sözleşmenin yenilendiğini, davacının iki-üç senedir müvekkilinden çeşitli meblağlarda borç aldığını, ancak aldığı borçları ödemediğini, bunun üzerine aralarında sözlü olarak ...'da kendi oturduğu evi 220.000 TL bedel karşılığında satın alma hususunda anlaştıklarını, 2008 yılı Ağustos ayında yeniden müvekkilinden borç aldığını, karşılığında senet düzenlendiğini, davacının borcunu ödememesi üzerine hakkında icra takibi başlattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleşen Davada Davacı İstemi:

6. Birleşen davada davacı vekili; müvekkilinin 01.07.1999 başlangıç tarihli kira sözleşmesiyle davalının kiracısı olduğunu, son bir kaç yılda davalının kendisinden borç paralar almaya başladığını, borcunu ödeyememesi üzerine davalı ile ...’da bulunan oturduğu evi 220.000 TL bedel karşılığında satın almak konusunda anlaştıklarını, en son 2008 yılı Eylül ayında davalının kendisinden borç istemesi sonucu 44 aylık kirayı peşin yatırdığını, ayrıca davalıya bu dönemde 86.000 USD ve 48.000 USD olmak üzere toplam 134.000 USD borç para verdiğini ve davalının 26.09.2008 tarihli sözleşmeyi imzaladığını, borcunu ödemeyen davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak borçlunun takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalının ... İcra Müdürlüğünün 2008/11557 E. sayılı dosyasında itirazın iptaline ve asıl alacağın %40’ı oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Davada Davalı Cevabı:

7. Birleşen davada davalı vekili; davacının 1999 yılından beri müvekkilinin kiracısı olduğunu, davacının yalnız yaşayan müvekkilinin evine gelerek yurtdışına çıkacağını, yeni çıkan yasa gereği kira bedellerini bankaya yatırmak istediğini ve kendisine banka hesabı açtığını söyleyip yaşlı, kullandığı ilaçlar nedeniyle uyku ve uyuşukluk hâlinde olan ve davacıya güvenen müvekkilini kandırarak bir takım boş belgeler imzalattığını, davacının bu belgeleri senet, sözleşme gibi tanzim ederek haksız menfaat elde etmeye çalıştığını, söz konusu belgelerin gerçeği yansıtmadığını, imzalı boş kağıtların sonradan doldurularak tanzim edildiğini, davacının müvekkiline borç para verecek gücünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

8. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.05.2015 tarihli ve 2008/391 E., 2015/231 K. sayılı kararı ile; davalı-birleşen davada davacı ... hakkında, icra takibine dayanak yapılan bono ve sözleşme de dahil açığa imzanın kötüye kullanılması, dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlamasıyla açılan kamu davasında, ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/59 E., 2012/94 K. sayılı kararı ile bu suçlardan dolayı ayrı ayrı mahkûmiyetine karar verildiği, asıl davada dinlenen davacı tanıklarının beyanlarına göre davalı-birleşen davada davacının uzun yıllardır davacı-birleşen davada davalının kiracısı olması, bono ve sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle davacı-birleşen davada davalının ekonomik olarak davalı-birleşen davada davacının kendisine verdiğini söylediği paralara ihtiyacının bulunmaması ve tarafların ekonomik sosyal durumları gözetilerek davalı-birleşen davada davacının iddia ettiği paraları vermesinin hayatın olağan akışına da uygun bulunmadığı gerekçesiyle davacı-birleşen davada davalının asıl davadaki talebinin kabulü ile hakkında başlatılan icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.

9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

10. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 25.05.2017 tarihli ve 2016/8520 E., 2017/4187 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı ..., aleyhine kambiyo senedine dayanarak başlatılan icra takibine karşı menfi tespit isteminde bulunmuş, birleşen davada ise davacı ... 26.09.2008 tarihli sözleşmeye dayanarak başlatılan ilamsız icra takibine itirazın iptali için dava açmıştır. Menfi tespit davasında lehtar davalı ... hakkında ceza mahkemesinde dava açılmış ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmişse de, hukuk mahkemelerinde bu karar bağlayıcı olarak kabul edilemez. Davacı, boş olarak verilen senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu yazılı belgeyle kanıtlamak zorundadır. Birleşen davada ise, 26.09.2008 tarihli sözleşme altındaki imza davalı ... tarafından inkar edilmediğinden, mahkemece sözleşme aslı getirtilip sözleşme hükümlerine göre inceleme ve değerlendirme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, tanık ifadelerine itibar edilerek dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

11. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2019 tarihli ve 2019/169 E., 2019/425 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/59 E. ve 2012/94 K. sayılı dosyasında sanık olarak yargılanan ...'ın, katılan ... aleyhine, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması, dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74. maddesi kapsamında hukuk hâkiminin sayılan hâllerde ceza hâkiminin kararıyla bağlı olmadığı, ancak bu durumun hiçbir şekilde farklı karar verilmesi gerekliliğini değil yalnızca aynı yönde karar verilmesinin zorunlu olmadığını ifade ettiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik bir kararın sanığı atılı suçlardan aklayan bir beraat kararı olmadığı, hukuk hâkiminin bu ceza davasında elde edilen delilleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri çerçevesinde irdeleyerek gerekli olanları hukuk davasında gerekçe yapabileceği, benzer uygulamanın ceza davasının zamanaşımına uğradığı durumlarda da uygulandığı, ceza mahkemesince verilen kararın kesin hüküm niteliğinde olmadığı, bağlayıcı özelliğinin bulunmadığı, ancak ceza mahkemesinin maddi olayı belirleyen kısımlarının mahkemece dikkate alındığı, davacı-birleşen davada davalının, her iki davanın dayanağı olan ve borç doğuran bono ve borçlandırma sözleşmesinin hile ile düzenlendiğini, bu belgelerin karşı tarafça, bankaya yatırılacak kira paraları için gerekli belgeler olduğunu söyleyerek (hile sonucu) boşa imza attırılan kağıtların sonradan iradeye aykırı şekilde doldurulduğunu ileri sürdüğü, davacı-birleşen davada davalının, hile iddiasını Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesine göre ispatlaması gerektiği, Özel Dairenin bozma kararında, yazılı senedin aksinin yazılı delille ispat edilmesi gereğine değinildiği, ancak HMK’nın 203/1-ç maddesine göre hata, hile, tehdit, aşırı yararlanma gibi iradeyi sakatlayan durumlarda tanık dinlenmesinin mümkün olduğu, bu durumun senetle ispat kuralının istisnalarından olduğu, ceza mahkemesi dosyasında ve eldeki davada dinlenen tanıkların; asıl davada davacının, gerek bono gerekse borç sözleşmesine iradi şekilde imza atmadığını, karşı tarafın uzun zamandır kiracı olarak davacı-birleşen davada davalıya güven telkin ettiğini, bu güvene dayanarak asıl davada davacıya, “bankaya verilecek belge” diyerek imza attırdığını belirttikleri ve davacı-birleşen davada davalının savunmasını doğruladıkları, diğer yandan hile iddiasının ispatı bakımından tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hayatın olağan akışına bakmak gerektiği, tanık beyanları ve dosyaya sunulan diğer delillere göre somut olay değerlendirildiğinde; asıl davada davalının uzun zamandır davacının kiracısı olduğu, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamına göre davacı-birleşen davada davalının maddi durumunun davalı-birleşen davada davacıdan daha iyi olması gerektiği, tanık beyanlarına göre asıl davada davacının, ekonomik olarak durumu iyi olan, bankada birikimi bulunan, yurtdışından emekli, taşınmazlarından kira geliri elde eden, herhangi bir borcu bulunmayan, borçlanmaya ihtiyaç hissetmeyen birisi olduğu, hayatın olağan akışı gereğince; kiracısı olan ve ekonomik olarak daha zayıf durumda bulunan asıl davanın davalısından borç para alması, 30.000 TL’lik bono ve sözleşmeyle 134.000 USD borçlanmasının, asıl dava davalısının bu kadar paraya sahip olmasının mümkün olmadığı ve asıl davada davalının bu durumu izah eden bir açıklamayı yargılama sürecinde yapamadığı, asıl davada davacı tanıklarının beyanları ve ceza dosyasındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde, asıl davada davacının dava konusu senet ve borç sözleşmesini iradi olarak imzalamadığı, davalının hileli hareketleri sonucu iradesinin fesada uğradığı ve boşa imza attığı, asıl dava konusu senedin bono olduğunu, birleşen davanın konusu belgenin ise borç sözleşmesi olduğunu dahi bilmediği, davalının “bankaya sunacağım” diye hile yaparak ve on yılı aşan kiracılık ilişkisinin oluşturduğu güveni kötüye kullanarak boşa imza attırdığı, senet ve boş kağıdı sonradan miktar yazarak doldurduğu kanaatine varıldığı, TBK’nın 36. maddesine göre, taraflardan birinin diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı-birleşen davada davacı hakkında, ceza davasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın eldeki davada bağlayıcı olup olmadığı, asıl davada davacının, boş olarak verilen senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu yazılı belgeyle kanıtlamak zorunda olup olmadığı, birleşen davada ise 26.09.2008 tarihli sözleşme aslı getirtilip sözleşme hükümlerine göre inceleme ve değerlendirme yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN
14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

15. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek herhangi bir yeni delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir.

16. Mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek, dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukukî olguyu değiştirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez.

17. İstikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dâhi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir.

18. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince, mahkemece verilen ilk kararda, davalı-birleşen davada davacı ... hakkında, icra takibine dayanak yapılan bono ve sözleşme yönünden, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması, dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlamasıyla açılan kamu davasında bu suçlardan ayrı ayrı mahkûmiyetine karar verildiği, davacı-birleşen davada davalı tanıklarının beyanlarına göre davalı-birleşen davada davacı ...’ın uzun zamandır davacı-birleşen davada davalı ...’in kiracısı olması, bono ve sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle ...’in ekonomik olarak ...’ın kendisine verdiğini söylediği paralara ihtiyacının bulunmaması ve tarafların ekonomik sosyal durumları gözetilerek iddia edilen paraları vermesinin hayatın olağan akışına da uygun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen kararın davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bağlayıcı olmadığı, davacı-birleşen davada davalının, boş olarak verilen senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu yazılı belgeyle kanıtlamak zorunda olduğu, birleşen davada ise, sözleşme altındaki imza davalı tarafından inkâr edilmediğinden, mahkemece sözleşme aslı getirtilip sözleşme hükümlerine göre inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.

19. Mahkemece Özel Dairenin bozma kararı sonrası yapılan yargılamada, önceki karar gerekçesi yanında, davalı-birleşen davada davacı ...’ın hileli hareketlerle davacı-birleşen davada davalı ...’i aldattığı, TBK’nın 36. maddesi uyarınca taraflardan birinin, diğerini aldatması sonucu bir sözleşme yapılmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı olmadığı, HMK’nın 203/1-ç maddesine göre hata, hile, tehdit, aşırı yararlanma gibi iradeyi sakatlayan durumlarda tanık dinlenmesinin mümkün olduğu, bu durumun senetle ispat kuralının istisnalarından olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

20. Görüldüğü üzere, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik bir gerekçe ile hüküm kurulmuştur.

21. Buna göre mahkemenin direnme olarak adlandırdığı kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozmadan önceki kararda tartışılıp değerlendirilmemiş dolayısıyla Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

22. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.

23. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

Açıklanan nedenlerle;
Davalı-birleşen davada davacı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Ancak birleşen dava yönünden karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.