Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin müflis ... tarafından yapımı üstlenilen 200'den fazla taşınmazı icra yolu ile alacağına mahsuben devraldığını, davalı avukat tarafından vekil sıfatı ile Çorlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/533 Esas sayılı dosyasında müflis şirket aleyhine ihalenin feshi ve tapu iptal tescil davası açıldığını, bu davada müvekkili şirketin müdahil sıfatı ile yer aldığını; bu davanın reddine karar verilmesinin akabinde davalının taşınmazların bulunduğu site ve çevresinde haksız söylentiler yayarak müvekkilinin taşınmaz satımına engel olmaya çalıştığını, Savcılık ve CİMER yolu ile müvekkili hakkında haksız şikayetlerde bulunduğunu, müvekkilini kötülemek suretiyle ticari itibarının zedelenmesine sebep olduğunu, müvekkilinin borca batık olduğu izlenimi vermesi nedeniyle ticari faaliyetlerinin zarar gördüğünü, maddi zarara ve aynı zamanda kişilik haklarının zarar görmesine bağlı manevi zarara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminat ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili talep edilmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı şirketin borçları, ticari ilişkileri ya da çalışanları ile ilgili üçüncü kişilerle bir iletişiminin olmadığını, müvekkilinin vekillik görevini yerine getirerek borçlarını ifa etmeyen müflis ...' ye dava açtığını, davacının da bu şirkete ait taşınmazları satın alması nedeniyle davalara dahil olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada dinlenen davacı ve davalı tanık beyanları tüm dosya kapsamına göre davacının iddiasını ispatlayamadığı, davalının sunduğu delillerin Anayasal şikayet hakkı ve bu bağlamda hak arama özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu söz ve şikayetlerin yasal şikayet hakkı kapsamında kaldığı, davacıyı salt zararlandırmak için bu hakkın kullanılmadığı, başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği, davalının eylemleri kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmayıp hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, tanık beyanları ile de davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı tarafından müvekkili aleyhine yapılan şikayetlerin sonucunun araştırılmadığını, lehine olan tanık beyanına itibar edilmeme gerekçesinin kararda belirtilmediğini, maddi ve manevi tazminat talebinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirken aynı gerekçeyle her iki talebin de reddedildiğini, delillerinin tartışılmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini, davalının eylemlerinin hak arama özgürlüğü sınırlarını aştığını, asılsız iddialarla müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.

davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadeler, yapılan şikayetler ile davacının ticari itibarının zarar gördüğü, ticaret yapmasının engellendiği, taşınmaz satışlarının azaldığı ve kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere; davalı tarafından hak arama özgürlüğü sınırlarının aşılmadığının, maddi ve manevi tazminatın koşullarının oluşmadığının anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.