Davacı, ücret farkı alacağı, fark maaş ikramiyesi alacağı, fark yıllık izin ücreti, fark hizmet ikramiyesi alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm duruşmalı olarak davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 435. maddesi gereğince duruşma isteğinin süreden reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla Tetkik Hakimi ... ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davacı işçinin ... sözleşmesinin emeklilik nedeniyle sona erdiğini, ... yeri yönetmeliği uyarınca, aylık ücrete üçer aylık dönemler sonunda zam yapılması gerekirken, Temmuz 2003 tarihinden itibaren aylık ücretlere zam yapılmadığı, bu şekilde aylık ücret alacaklarının ve buna bağlı maaş ikramiyesi, hizmet ikramiyesi ve yıllık izin ücreti alacaklarının eksik ödendiğini beyanla, fark alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiş, yargılama safhasında, hizmet ikramiyesi alacağını şimdilik atiye terk ettiğini bildirmiştir.
Davalı vekili, öncelikle zamanaşımı itirazında bulunularak, müvekkili şirketin 1996 yılından bu yana, iktisadi hayattaki değişim, maliyetlerin artması, ekonomik şartlar sebebiyle, yönetim kurulu kararıyla ücret artışı konusundaki kararların defalarca değiştirildiğini, dava dilekçesinde belirtildiği üzere ... yerinde bu hususta uygulanan bir yönetmelik bulunmadığını, en son 16.07.2004 tarihinde, personele, ücret artışları ile ilgili gerekli ve ayrıntılı açıklamanın yapılarak, personel ücretlerinin enflasyona göre ayarlanması uygulaması yerine, karşılaştırılmalı ücret piyasa verileri, bireylerin performansı ve şirketin karlılığı gözetilerek değerlendirme esasının kabul edildiğini, davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazının bulunmadığını, bu şartların zımnen kabul edilmiş sayıldığını, yedi yılın ardından bu davanın açılmasının iyiniyet ve dürüstlük açısından değerlendirilmesi gerektiğini beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğindeki ücret artışlarının kaldırılması yönündeki değişikliğe, işçinin yazılı rızası bulunmadığından itibar edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle, fark ücret alacağı, fark maaş ikramiyesi ve fark yıllık izin ücreti alacakları hüküm altına alınmıştır.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ücret artışına ilişkin olarak ... yerinde çalışma koşullarının uygulanıp uygulanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmelikler, bireysel ya da toplu ... sözleşmeleri, işyeri personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklarla, işyeri uygulamalarının çalışma yaşamına etkileri sonucu her bir ... ilişkisinde çalışma koşulları meydana gelir. Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklarda bu koşullar bazen emredici olarak düzenlenmiş olup, işçi aleyhine değişikliğe gidilmesi işçinin rızası ile dahi mümkün değildir. Diğer hallerde çalışma koşullarında değişiklik yapılması 4857 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinde özel biçimde ele alınmıştır. Anılan hükme göre, işçi aleyhine yapılması düşünülen değişikliğin işçiye yazılı olarak bildirilmesi ve altı ... günü içinde işçinin yazılı kabulü ile uygulamaya konulması gerekir. Aksi halde değişiklik işçiyi bağlamaz.
4857 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında, çalışma koşullarının, tarafların karşılıklı uzlaşmaları ile değiştirilmesinin her zaman mümkün olduğu kurala bağlanmıştır. Çalışma koşullarında değişiklik konusunda işçinin rızasının yazılı alınması yasa gereğidir. Aynı zamanda işverence değişiklik teklifinin de yazılı olarak yapılması gerekir. işçi çalışma koşullarında yapılmak istenen değişikliği usulüne uygun biçimde yazılı olarak ve süresi içinde kabul ettiğinde, değişiklik sözleşmesi kurulmuş olur. İşçinin değişikliği kabulü, sadece bu işlem yönünden geçerlidir. Bir başka anlatımla işveren işçinin bir kez vermiş olduğu değişiklik kabulünü, daha sonraki dönemlerde başka değişiklikler için kullanamaz.
Öte yandan, 4721 sayılı, ... Medeni Kanunu'nun, 2. maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." kuralı mevcuttur. ... Hukuku uygulaması açısından da geçerli olan bu kural, emredici bir hukuk kuralı olduğundan hakim tarafından gözönünde tutulmalıdır.
Somut olayda, davacı işçi, 13.10.1999-09.07.2010 tarihleri arasında, en son teşvikler ve bütçe bölümünde görevli iken, emekliliği sebebiyle isteği üzerine ... sözleşmesi sona ermiştir. Dosya kapsamına göre, davalı işverence enflasyon artışına göre, her üç ayda bir işçi ücretlerine artış uygulanırken, işverence bu uygulamanın işçilere yapılan 05.04.1999 tarihli duyuruyla, 1999 yılının ikinci yarısından itibaren geçerli olmak üzere, enflasyona göre altı ayda bir ücret artışı yapılması şeklinde değiştirildiği; 16.07.2004 tarihli duyuru ile de personel ücretlerinin altı aylık dönemler halinde enflasyona göre ayarlanması uygulamasının kaldırıldığı, yerine, karşılaştırılmalı ücret piyasası verileri, bireylerin performans ve şirketin karlılığı gözetilerek değerlendirilmesi esasının benimsendiği; davacı işçinin bu tarihten itibaren ücretine artış yapılmadığı, 2004 yılı ile emeklilik sebebiyle ... sözleşmesinin sona erdiği 09.07.2010 tarihine kadar ücretinde değişiklik olmaksızın çalışmasına devam ettiği anlaşılmaktadır. Yaklaşık altı yıl gibi uzun bir süre boyunca, işverenin bu uygulamasına herhangi bir itirazda ya da karşı talepte bulunmayan davacı işçi, işverende bu uygulamanın kabul edildiği güvenini oluşturmuştur. Davacı işçinin bu denli uzun bir süre sonra, yazılı rızasının alınmadığı gerekçesiyle, ücret artışından kaynaklanan haklarını talep etmesi, 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde ifadesini bulan, dürüst davranma ilkesiyle bağdaşmamakta olup, hakkın kötüye kullanılması mahiyetindedir. Bu halde işverende, işçi davranışına bağlı gelişen güvenin korunarak, işveren uygulamasının çalışma koşulu haline geldiği kabul edilmelidir. Anılan nedenle, fark ücret alacaklarının ve buna bağlı fark ikramiye ve yıllık izin alacaklarının reddi gerekirken, mahkemece, yazılı gerekçeyle kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.