1. Taraflar arasındaki “muhdesat kamulaştırma bedelinin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne ve HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine ilişkin hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
4. Davacı idare vekili dava dilekçesinde; 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca dava konusu Eskişehir ili Tepebaşı ilçesi Kumlubel Mahallesi Esenli Sokak No: 53'deki taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tapuya tescilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu müvekkiline ait arsa için henüz kamulaştırma bedeli tespiti talebi yapılmadığını, müvekkiline pazarlık tutanağı imzalatılmadığını, binanın gerçek değerine uygun bir bedel teklif edildiğinde sulhe hazır olduklarını, taşınmazın gerçek değerinin altında kamulaştırılamayacağını, davacının vekâlet ücreti ve yargılama gideri taleplerinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.01.2017 tarihli ve 2016/247 E. 2017/6 K. sayılı kararı ile; bilirkişi heyetinin dosyada yer alan 24.08.2016 tarihli asıl ve 23.12.2016 tarihli ek raporlarına göre dava konusu binanın yıpranma payı düşülmek suretiyle bedelinin 112.991,94 TL olduğu gerekçesiyle açılan davanın kabulüne, Eskişehir ili Tepebaşı ilçesi Kumlubel Mahallesi Esenli Sokak No: 53'deki davalıya ait bina bedelinin 112.991,94 TL olarak tespitine, bu bedele 12.09.2016 tarihinden 10.01.2017 tarihine kadar yasal faiz işletilmesine, yatırılan kamulaştırma bedelinin davalıya ya da ahzu kabzaya yetkili vekiline müracaatı hâlinde ödenmesi için ilgili bankaya yazı yazılmasına, 1.980 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 1.980 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, davanın mahiyeti gereği yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.
7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
8. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 16.03.2017 tarihli ve 2017/490 E. 2017/424 K. sayılı kararı ile; davalı vekilinin sair istinaf başvurusunun reddine karar verildikten sonra “…Kamulaştırma Kanununun 8. maddesi gereğince idare ve taşınmaz mal maliki arasında anlaşma sağlanamaması halinde idare aynı yasanın 10. maddesine göre kamulaştırılan taşınmaz malın bedelinin tespiti ile bu bedelin ödenmesi karşılığında taşınmazın davalı üzerindeki tapusunun iptali ve idare adına tescili veya terkinine karar verilmesi için ilgili mahkemede dava açar. Söz konusu dava ve taşınmaz malikinin bu dava nedeniyle davalı sıfatını kazanması yasadan kaynaklandığından, davalının davanın açılmasına sebebiyet verecek eylem ve işlemlerinden söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle, davanın niteliği gereğince davacı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru değilse de, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nun 353/1-b/2 maddesi gereğince hüküm düzeltilerek….A)1-Açılan davanın kabulü ile, Eskişehir İli, Tepebaşı İlçesi, Kumlubel Mahallesi, Esenli Sokak, No: 53'deki davalıya ait bina ile ağaçların kamulaştırma bedelinin 112.991,94 TL olarak tespitine bu bedele 12/09/2016 tarihinden 10/01/2017 tarihine kadar yasal faiz işletilmesine, Yatırılan kamulaştırma bedelinin davalıya yada ahzu kabzaya yetkili vekiline müracaatı halinde ödenmesi için ilgili bankaya yazı yazılmasına, 2.2 TL bakiye harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 1.980 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davanın mahiyeti gereği yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan gider avansı var ise karar kesinleştikten sonra ödeyene iadesine, B) 1-Davalı tarafından yapılan 39,20 TL istinaf yargılama giderlerinin davacı idareden alınarak, davalıya verilmesine, davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının yatırana iadesine, istinaf yoluna başvurma harcının ise hazineye gelir kaydedilmesine, duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti konusunda karar vermeye yer olmadığına,…” karar verilmiştir.
9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı idare vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
10. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22.11.2018 tarihli ve 2017/29156 E. 2018/21814 K. sayılı kararı ile; “…Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; kamulaştırılan yapılara 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/1-h maddesi uyarınca resmi birim fiyatları esas alınıp yıpranma payı düşülerek değer biçilmesine ve tespit edilen bedelin bloke ettirilerek hükmün kesinleşmesi beklenmeden davalı tarafa ödenmesine ilişkin ilk derece mahkemesince verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun bedel yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. Şöyle ki;
1-2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun “Giderlerin ödenmesi” başlıklı 29. maddesinde; 10 uncu madde uyarınca mahkeme heyetinin harcırahları, 15 inci madde uyarınca mahkemece oluşturulan bilirkişilerin ve keşifte dinlenilen muhtarın mahkemece takdir edilecek ücretleri ile tapu harçları ve bu Kanunun gerektirdiği diğer giderlerin kamulaştırmayı yapan davacı idarece ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucu bu dava sebebiyle davacı idarenin sorumlu tutulacağı giderleri madde metninde açık bir şekilde göstermiş, ancak; vekil ile temsil edilen taraflar lehine hükmedilecek olan vekalet ücretinden sorumluluğa ilişkin açık bir düzenleme getirilmemiştir. Maddede geçen “bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ibaresinin yargılama giderlerinden olan vekalet ücretini de kapsadığının kabulü yasanın lafzına uygun düşmemektedir.
Hukuk yargılamalarında genel ilke, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde yargılama sırasında yapılan giderlerin ve 6100 sayılı HMK'nun 323. maddesinde yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesidir. Ancak;
Özel bir kanun olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın idare adına tesciline ilişkin davalar, hem tespit, hem de tescil davası niteliğinde olup bu davalarda esas amaç haklı veya haksız tarafı tespit etmekten ziyade kamulaştırma bedelinin amaca uygun olarak gerçek karşılığının belirlenmesidir. Davanın her iki tarafı da kamulaştırmaya konu taşınmazın gerçek değerinin tespitini istemektedir. Bu bağlamda tarafların ve vekillerinin yargılamadaki faaliyetleri de gerçek kamulaştırma bedelinin belirlenmesine katkı sağlamaktan ibaret olup kendine özgü yapısı olan bu dava türünde haklı veya haksız çıkan taraf yoktur. Mahkemece, tespit edilen bedelin peşin ve nakit olarak mal sahibi adına bir bankaya yatırılması halinde taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin davalı tarafa ödenmesine karar verilir.
Anayasa Mahkemesinin 2014/7060 başvuru numaralı “....kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasında davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin” bireysel başvuru sonucu verilen 21/09/2016 tarihli kararında özetle; “başvurucunun vekili vasıtasıyla davaya katıldığı ve yargılama sürecine aktif olarak dahil olduğu, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası sonunda Mahkemenin yargılama giderlerini 2942 sayılı Kanun gereği davacı idareye yüklediği ancak başvurucu ve davacı idarenin vekille temsil edilmeleri, başvurucunun mahkemenin ödenmesine karar verdiğinden daha yüksek bir talepte bulunmuş olması ve idarenin talebe nazaran daha düşük bir bedel ödemesi sebepleriyle karşılıklı vekalet ücretine hükmettiği, bu durumda yargılama sürecinde başvurucu ile davacı idarenin karşılıklı olarak birbirlerine 1.320 TL vekalet ücreti ödenmesine karar verildiği, hükmedilen vekalet ücretlerinin taraflar için oluşturulduğu, başvurucuya da aynı miktarda vekalet ücreti ödendiği göz önünde bulundurulduğunda başvurucu aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin somut olayda başvurucunun mahkemeye erişimini engelleyecek nitelikte olmadığına ve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 2015/18161 başvuru numaralı, aynı konuya ilişkin bireysel başvuru sonucu verilen 20/09/2018 tarihli kararında da, özetle; idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin amacının gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının sağlanması olduğundan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu, hükmedilen tazminat bedeli ile vekalet ücretinin karşılaştırılmasında, başvurucular aleyhine hükmedilen maktu vekalet ücretinin ölçüsüz olmadığı bu nedenle mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir ihlalin bulunmadığı, kendilerini vekil ile temsil ettiren her iki taraf yararına da maktu vekalet ücretine hükmedildiği, idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin belirtilen amacı yanında kamulaştırma öncesi satın alma usulünü teşvik etme yönündeki işlevi de dikkate alındığında ve hükmedilen kamulaştırma bedelinin miktarı ile karşılaştırıldığında başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği ve ölçülü olduğu, bu nedenle mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir ihlalin bulunmadığından, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Bu itibarla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın idare adına tescili davalarının kendine özgü niteliği, bu davaların amacının haklı ve haksızı tespit etmek olmayıp kamulaştırma bedelinin amaca uygun olarak gerçek karşılığının belirlenmesi olduğu, tarafların ve vekillerinin yargılamadaki faaliyetlerinin de gerçek kamulaştırma bedelinin belirlenmesine katkı sağlamak olduğu, bu kanundan kaynaklanan yargılama giderlerini davacı idareye yükleyen 2942 sayılı Kanununun 29. maddesinde yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine ilişkin açık bir düzenlemenin bulunmadığı, T.C. Anayasa Mahkemesinin bu davalarda idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişimini engelleyecek nitelikte olmadığına ilişkin kararı ve davalı lehine de aynı miktarda vekalet ücretine hükmedildiği gözetilerek, kamulaştırma bedelinin tespitine katılan ve vekil ile temsil edilen her iki taraf için de karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmeden ilk derece mahkemesi kararının bu yönüyle de yerinde olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun da 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddi yerine, ilk derece mahkemesi kararında davacı idare lehine hükmedilen vekalet ücretinin kaldırılması suretiyle yeniden esas hakkında hüküm kurulması doğru olmadığı gibi;
2-7139 sayılı Kanunla değişik Kamulaştırma Kanununun 10/8. fıkrası gereğince bankaya hak sahibi adına yatırılacak bedel bakımından; 7139 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik hükümlerine göre işlem yapılması gerektiği,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
11. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 20.03.2019 tarihli ve 2019/467 E. 2019/691 K. sayılı kararı ile; Yargıtay bozma ilamının ikinci bendinde belirtilen, ‘Bankaya hak sahibi adına yatırılacak bedel bakımından 7139 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik hükümlerine göre işlem yapılması gerektiği’ hususu ile ilgili olarak; söz konusu yasanın, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararından çok sonra yürürlüğü girdiği ve ilk derece mahkemesi kararı ile birlikte (karar tarihinde yürürlükteki yasa uyarınca) davalı tarafın, bankada bloke edilen tüm bedeli çekme hakkı olduğu göz önüne alındığında ve yukarıda belirtilen Yargıtay bozma ilamında, ilk derece mahkemesince yapılan bedel tespitinin doğru olduğunun belirtilmesi karşısında ilk derece mahkemesi kararındaki bedelin zaten kesinleşmiş olduğu, bu itibarla da 7139 sayılı Kanun ile değişik Kamulaştırma Kanunu'nun 10/8. fıkrasında belirtilen ‘mahkemece belirlenen bedel ile idare tarafından belirlenen bedel arasındaki farkın karar kesinleştiğinde davalı tarafa ödenir’ şeklindeki düzenlemenin somut olayda uygulanma yeri olmadığından Yargıtay bozma ilamının 2. bendi yönünden istinaf mahkemesince yeni bir işlem yapılmadığı, 1 nolu bozma nedeni yönünden istinaf mahkemesince verilen davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğine ilişkin kararın yerinde olduğu, aksi hâlde davalı tarafın vekâlet ücreti miktarı kadar eksik kamulaştırma bedeli almasına sebep olunarak Anayasanın 46. maddesinde düzenlenen “gerçek karşılığın ödenmesi” ilkesinin ihlâl edileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 29. maddesinde yer alan “bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler” ibaresinin, yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretini de kapsayıp kapsamadığı; buradan varılacak sonuca göre davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, bölge adliye mahkemesinin direnmeye ilişkin kısa kararında davanın esası hakkında hüküm kurulmaksızın sadece vekâlet ücreti bakımından hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
15. Bu noktada tartışılması gereken husus, bozma kararı ile bozma kapsamı dışında kalan hususlar da dâhil olmak üzere ilk hükmün tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı, varılacak sonuca göre direnme kararında bozma kararı dışında kalan konularda da hüküm kurulmasının gerekip gerekmediğidir.
16. Öncelikle yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) “Karar ve tebliği” başlıklı 359. maddesine göre; “(1) Karar aşağıdaki hususları içerir:
a) Kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi ile başkan, üyeler ve zabıt katibinin ad ve soyadları, sicil numaraları.
b) Tarafların ve davaya ilk derece mahkemesinde müdahil olarak katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özeti.
ç) İlk derece mahkemesi kararının özeti.
d) İleri sürülen istinaf sebepleri.
e) Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep.
f) Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi.
g) Kararın verildiği tarih, başkan ve üyeler ile zabıt katibinin imzaları.
ğ) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
(Eklenmiş fıkra RGT: 28.07.2020 RG NO: 31199 Kanun No: 7251/38) Bölge adliye mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilir.
(Eklenmiş fıkra RGT: 05.08.2017 RG NO: 30142 Mükerrer Kanun No: 7035/30) Temyizi kabil olmayan kararlar, ilk derece mahkemesi tarafından; temyizi kabil olan kararlar ise bölge adliye mahkemesi tarafından (Eklenmiş ibare RGT: 28.07.2020 RG NO: 31199 Kanun No: 7251/38) resen tebliğe çıkarılır.”
şeklinde düzenlenmiştir.
18. “Uygulanacak diğer hükümler” başlıklı 360. maddesi ise:
“(1) Bu Bölümde aksine hüküm bulunmayan hallerde, ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de uygulanır.”
düzenlemesini içermektedir.
19. Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denilebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
20. Bölge adliye mahkemesi kararı bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukukî geçerliliğini yitirmektedir. Bozulan karar, sonraki kararın eki niteliğinde de değildir. Bu nedenle kurulacak yeni hüküm 6100 sayılı HMK’nın 359. maddesine uygun şekilde oluşturulmalıdır.
21. Bu durumda, sadece davanın fer'î niteliğindeki vekâlet ücreti yönünden kurulan hükmün tek başına infaz kabiliyetinin bulunduğunu ve yukarıda açıklanan usul hükümlerine uygun olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
22. Bölge adliye mahkemesi kararı bu hâliyle az yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.
23. O hâlde, bölge adliye mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359. maddesine uygun şekilde hüküm kurulması için işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı idare vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan usuli nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.