1. Taraflar arasındaki “İtirazın iptali ile Kurum işleminin iptali ve tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gaziantep 1. İş Mahkemesince verilen asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine ilişkin karara karşı asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararı asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
4. Davacı ... (Kurum/SGK) vekili asıl dava dilekçesinde; davalı ...'in boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiğini bu nedenle yersiz ödenen toplam 7.594.08 TL’nin tahsili için Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2015/96203 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı nedeniyle takibin durduğunu ancak davalının itiraz nedenlerinin yerinde olmadığını ileri sürerek haksız itirazın iptaline, takibin devamına ve %40’tan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davacı ... birleşen davada dava dilekçesinde; müvekkiline eşinden boşandıktan sonra babasından dolayı ölüm aylığı bağlandığını, Kurum tarafından eski eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilerek ödenen miktarların tahsili için aleyhine Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2015/96203 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ancak Kurum işleminin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile babasından dolayı bağlanan aylığın yeniden bağlanmasını ve kesilen aylıkların faiziyle ödenmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı ... vekili asıl davada cevap dilekçesinde; davacı Kurumun yapmış olduğu icra takibinin yersiz olduğunu, icra takibine konu Kurum işleminin iptali için Gaziantep 1. İş Mahkemesinin 2015/246 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini savunmuştur.
7. Davalı ... (Kurum/SGK) vekili birleşen davada cevap dileçesinde; Kurum kontrol memurlarınca davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edildiğini bu nedenle Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
8. Gaziantep 1. İş Mahkemesinin 06.09.2016 tarihli ve 2015/330 E., 2016/249 K. sayılı kararı ile; Kurum müfettişleri tarafından yapılan denetimler ve bu hususta tanzim edilen raporların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan belgelerden olup aksinin ancak aynı mahiyette somut delillerle ispatlanması gerektiği, somut olayda tutanak tanığı Mehmet Kurtoğulları’nın beyanı ve toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde ...’in iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
9. Gaziantep 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekili tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur.
10. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 01.12.2016 tarihli ve 2016/34 E., 2016/41 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesi kararının 06.09.2016 tarihinde taraf vekillerinin yüzüne karşı verildiği, ... vekili tarafından yasal süre içerisinde kararın usul ve yasaya aykırı olduğu beyanını içeren istinaf yoluna başvuru süre tutum dilekçesi verildiği hâlde gerekçeli kararın 28.09.2016 tarihinde tebliği üzerine 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesindeki 8 günlük yasal istinaf süresi içerisinde gerekçeli istinaf başvuru dilekçesi verilmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 352., 342/3. ve 355. maddelerindeki hükümler kapsamında kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı yönünde yapılan sınırlı inceleme neticesinde kamu düzenine aykırılık tespit edilemediği gerekçesiyle asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
11. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
12. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 05.04.2018 tarihli ve 2017/439 E., 2018/3105 K. sayılı kararı ile; “..V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 345. maddesi uyarınca; "İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır." aynı şekilde 5308 sayılı Kanun ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nda yapılan değişiklikle İş mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş olup,istinaf yoluna başvurma süresi gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 8 gündür.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesi uyarınca; "Hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Aynı Kanunun 294-301 maddelerinde ise mahkeme kararlarının nasıl olması gerektiği belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Kanunun 297. maddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükümleri öngörülmüş olup, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.
Belirtilen açıklamalar nazarında ilgili Bölge Adliye Mahkemesinin kararı incelendiğinde, “gerekçeli kararın davalı tarafa 28.09.2016 tarihinde ve usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından 8 gün içinde gerekçeli istinaf dilekçesinin sunulmadığı, davanın kamu düzenine ilişkin olmaması sebebiyle süre tutum dilekçesinin süresinde verilmesinin sonuca etkili olmadığı,gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde sunulmadığı,” gerekçesiyle istinaf isteminin süresinde olmadığı belirtilmiş, diğer taraftan kamu düzenine aykırılık yönünden de inceleme yapılarak istinaf dilekçesinin hem süreden hem de esastan reddine karar verilmiş ise de, istinaf dilekçesinin süre yönünden reddi halinde başkaca bir inceleme yapılmaması gerektiği, esas yönünden inceleme yapılması halinde ise istinaf dilekçesinin süresinde verildiğinin kabul edildiği belirgin olmakla, söz konusu hükmün kendi içinde çelişkiye düşmesine sebebiyet verildiği gibi HMK’da ve İş Mahkemeleri Kanunun’da temyiz süresinin belirtildiği gerekçeli temyizin sunulması için herhangi bir süre ile sınırlanmadığı dikkate alındığında, süresinde verilen süre tutum dilekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulduğu ve ayrıca istinaf sebebi ve gerekçelerinin de dosyaya sunulmuş olmasına göre HMK 355. maddesi kapsamında esastan inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmektedir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle kararının bozulmasına dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
13. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 19.09.2018 tarihli ve 2018/1648 E., 2018/1590 K. sayılı kararı ile; Anayasa Mahkemesinin 19.04.2018 tarihli ve 2017/29989 başvuru numaralı kararı ile Yargıtay Hukuk Dairelerinden verilen kararlara değinildikten sonra, süre tutum dilekçesi ile istinaf iradesi ortaya konulsa dahi istinaf başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin, gerekçeli karar tebliğinden itibaren kanunda belirtilen yasal süre içinde bildirilmesi gerektiği, yasal süre içinde verilmemesi nedeniyle istinaf başvuru sebepleri veya gerekçesi içeren istinaf dilekçesinin istinaf incelemesinde dikkate alınmadığı, bunun istinaf başvurusunun süreden reddi gibi bir sonuç ortaya çıkarmadığı, yasal süre içinde verilen istinaf başvuru sebepleri veya gerekçesi içermeyen süre tutum dilekçesi nedeniyle kamu düzeniyle sınırlı yapılan hukukîlik denetimi sonucu ilk derece mahkeme kararı usul ve esas yönlerden hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine dair verilen kararda herhangi bir çelişki bulunmadığı belirtilerek önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
14. Direnme kararı süresi içinde asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun hem süreden hem de esastan reddine karar verilip verilmediği ve bu nedenle hükmün çelişki içerip içermediği, ilk derece mahkemesi kararının tefhimi üzerine süre tutum dilekçesi ile istinaf yoluna başvurulan eldeki davada gerekçeli istinaf dilekçesinin ilk derece mahkemesi kararının tebliğinden itibaren 8 günlük istinaf başvuru süresi geçtikten sonra sunulduğu gözetildiğinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda gerekçeli istinaf dilekçesinin sunulması herhangi bir süre ile sınırlanmadığından bahisle bu dilekçe kapsamında istinaf incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
16. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve mevzuat hükümlerine kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır.
17. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun ile kabul edilen istinaf yargısı, 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete başlayan bölge adliye mahkemeleri ile birlikte hukuk sistemimize dâhil olmuştur.
18. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 341. maddesinin 1. fıkrasında ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği hükmü bulunmakta iken 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 34. maddesi ile 341. maddenin 1. fıkrasında değişiklik yapılarak ilk derece mahkemelerinin nihai kararları ile, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararlarına, ayrıca karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına, yine karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara yönelik istinaf yoluna gidilebileceği belirtilmiş ve bu suretle kapsam genişletilmiştir.
19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ''İstinaf dilekçesi'' kenar başlıklı 342. maddesi;
(1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.
(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.
b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı.
ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.
d) Kararın özeti.
e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.
f) Talep sonucu.
g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.
(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır.” düzenlemesini içermektedir.
20. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesinde ise;
"İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.'' hükmü mevcut olup bölge adliye mahkemelerinin daha etkin ve nitelikli çalışmaları bakımından istinaf dilekçelerinin istinaf nedenlerini içermesi zorunluluğu getirilmiştir.
21. Bu itibarla istinaf sebeplerinin yeterince açık ve tam gerekçeleri ile ortaya konulması gerekir. Bu şekilde sebebi tam olarak belirtilmemiş dilekçelerle yapılan başvuruları Bölge Adliye Mahkemesinin sadece kamu düzenine aykırılık yönünden incelemesi, bunun dışında bir incelemeye tâbi tutmaması gerekir (Pekcanıtez Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s.2223).
22. Kanun'un açık hükmü gereğince, eğer istinaf dilekçesinde, istinaf sebebi belirtilmemişse o husus istinaf sebebi olarak dikkate alınmamalıdır. Çünkü taraflarca getirilme ilkesi (m. 25) istinaf aşamasında da kural olarak geçerlidir (Pekcanıtez Usûl, s.2214).
23. Öte yandan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrası da, “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklindedir.
25. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir [Anayasa Mahkemesinin (AYM) 28.11.2013 tarihli ve 2013/64 E., 2013/142 K. sayılı kararı]. Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,26.3.2013, § 22).
26. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,7.11.2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukukî belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).
27. Hukukî güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukukî güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukî güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, 28.11.2013 tarihli ve 2013/64 E., 2013/142 K.).
28. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Alper Aldemir, B. No: 2014/4987,09.06.2016, § 32).
29. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Başvuru süresi” kenar başlıklı 345. maddesinde ''İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.'' düzenlemesi ile hangi süre içinde istinaf yoluna gidilebileceği açıkça düzenlenmiştir.
30. Özel kanun niteliğinde olan ve ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan 30.01.1950 tarihli ve 5521 sayılı mülga İş Mahkemeleri Kanunu'nun (5521 sayılı Kanun) 02.03.2005 tarihli ve 5308 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 8. maddesine göre; "İş mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Şu kadar ki, para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararlar hariç, miktar veya değeri üç bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkındaki nihai kararlar kesindir.
İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihai kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.
Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilmeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını geçen davalar hakkındaki nihai karalara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir". Sözü edilen bu hüküm ile iş yargılamasının daha kısa sürede tamamlanması amacıyla temyiz süresi sekiz gün olarak belirlenmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren ve 5521 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 7. maddesinde, iş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanacağı ve HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin iş mahkemelerince verilen kararlar için de geçerli olduğu belirtilmiş, ayrıca kanun yoluna başvuru süresinin ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlayacağı vurgulanmıştır.
31. Konuya dönecek olursak tefhimden anlaşılması gereken, kısa kararın taraflara tefhimi değil, gerekçeli ve tam olarak kararın tefhimidir. Bu sebeple mahkemece hüküm duruşmasında karar, gerekçesi ve tüm unsurlarıyla birlikte tam olarak açıklanmışsa süre bu andan, değilse kararın tüm unsurlarıyla tebliğinden itibaren başlamalıdır. Aksinin kabulü hâlinde, sadece alenileşmiş ancak bütün unsurlarıyla ortaya konulmayan gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı kanun yoluna başvurmak ve gerekçe oluşturmak gibi hem mantığa hem de hukuka uygun olmayan bir sonuç ortaya çıkacaktır (Pekcanıtez Usûl, s.2219-2220).
32. Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde iş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanacağı; 15. maddesinde ise bu Kanun’da açıklık olmayan hâllerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 450. maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran HMK’nın 447/1. maddesi uyarınca diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanun’daki basit yargılama usulü ile ilgili hükümler uygulanacağından artık iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı açıktır.
33. Basit yargılama usulüne ilişkin hükümlerin düzenlendiği HMK’nın Altıncı Kısmında yer alan “Hüküm” kenar başlıklı 321. maddesinde;
“Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.” hükmü yer almaktadır.
34. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 321. maddesindeki “hükme ilişkin tüm hususlar”dan kastedilen HMK’nın 297. maddesindeki unsurlardır. Buna göre mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
35. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322. maddesindeki atıf nedeniyle basit yargılama usulünde de uygulanması gereken HMK’nın 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre mahkemenin, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakları, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Diğer bir deyişle HMK’nın 321. maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hâllerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
36. Kararın hukuken sonuç doğurması için tefhim edilmesi yeterli ise de, ayrıca tebliğ edilmesi de gerekir. Çünkü kararın kesinleşmesi ve karara karşı kanun yollarına başvurulabilmesi için tebliğ şarttır (HMK m. 345/1, 361/1; Pekcanıtez Usûl, s.1997).
37. Ancak uygulamada ilk derece mahkemelerinin tefhim edilen kısa kararında HMK’nın 321. maddesi anlamında gerekçe bulunmamasına rağmen kanun yoluna başvurma süresini kaçırmak istemeyen taraflar, gerekçeli kararın açıklanmasını beklemeden kanun yoluna başvurma iradesini ortaya koyan dilekçeler sunmakta olup anılan dilekçeler uygulamada “süre tutum dilekçesi” olarak adlandırılmaktadır.
38. Bu durumda süre tutum dilekçesi vermenin temyiz süresine etkisi olup olmadığı incelenmelidir.
39. Bu kapsamda öncelikle yasada öngörülen süreler, bunların yargılamaya etkisi ve yargısal uygulamanın irdelenmesi gereklidir.
40. Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde istenen sonuca en kısa zamanda ulaşılması için mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler vardır ve her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile de kanuni bir değer kazanan bu zaman aralıklarına "süre" denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, insiyatifine bırakılmamış olmaktadır.
41. Bir uyuşmazlık mahkemeye taşınmış olmakla kamu alanına, toplumun da çıkarını ilgilendiren bir platforma aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle bir davanın makul sürede sona erdirilmesinde en az taraflar kadar toplumun da yararı vardır.
42. Şu hâlde süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.
43. Nitekim HMK’nın “Sürelerin belirlenmesi” kenar başlıklı 90. maddesi; “Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeple artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.” şeklindedir.
44. Aynı Kanun’un “Sürelerin başlaması” kenar başlıklı 91. maddesi ise; “Süreler, taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde, tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar.” hükmünü içermektedir.
45. Yukarıda da belirtildiği üzere hâkim tarafından sürenin belirlenebildiği durumlar var olmakla birlikte kanunda belirlenen süreler üzerinde hâkimin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. HMK'nın "Kesin süre" başlıklı 94. maddesinin 1. fıkrasında "Kanunun belirlediği süreler kesindir." denilmek suretiyle bu hususa vurgu yapılmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise kesin süre içinde yapılması gereken işlemi süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkının ortadan kalkacağı hükme bağlanmıştır.
46. Kesin sürenin kaçırılması hâlinde bundan böyle o usûl işleminin yapılması mümkün değildir. Kesin sürenin üzerinden az veya çok süre geçmesi, sonucu değiştirmez. Aksi takdirde, kesin süre ile kesin olmayan süre arasındaki ayırım ortadan kalkar (Pekcanıtez Usûl, s.467).
47. Kanun yoluna başvuru süreleri de hâkim tarafından değiştirilmesi mümkün olmayan kesin sürelerdendir ve resen gözetilmesi gerekir. Kesin sürelerin her olayda ve davanın her iki tarafı için de aynı şekilde uygulanması gerekmektedir. Kanunda, kanun yoluna başvuru sürelerinin arttırılabileceğine ilişkin istisnai bir düzenleme ve imkân da yer almamaktadır.
48. Zira Kanun'un taraflara tanıdığı süreler kamu düzenindendir (Pekcanıtez Usûl, s.454).
49. Anılan yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere süre tutum dilekçesi verilmesinin istinaf başvurusu süresine etki edeceği, süreyi durduracağı veya muhafaza edeceğiyle ilgili 5521 sayılı Kanun’da (ve 7036 sayılı Kanun’da) ve HMK’da bir hüküm bulunmamaktadır.
50. Bir dilekçe ile kanunî sürenin tutulması veya korunması söz konusu olamaz. Böyle bir durumda iki ihtimal mevcuttur; ya süre henüz başlamamıştır, o zaman zaten işleyen bir süre olmadığından, o sürenin tutulması veya muhafazası için bir işleme, zorlamaya gerek yoktur ya da süre işlemeye başlamıştır, o zaman da zaten bir şekilde sürenin tutulması veya muhafazası bir ön dilekçe verilerek sağlanamaz süresinde işlem yapılmalıdır, aksi hâlde hak düşer (Özekes; Muhammet: “Hukuk Yargılamasında Süre Tutum Müessesesi Yoktur, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a Armağan”, Ankara 2009, s.381-396, s.390).
51. Uygulamada yapıldığı üzere kısa karara karşı süre tutum dilekçesi adı altında içeriği olmayan bir dilekçe verip ardından ayrıntılı bir dilekçe vermek ise kanunî temeli ve düzenlemesi olmayan, ayrıca hukuka da açıkça aykırı bir durumdur (Pekcanıtez Usûl, s.2220).
52. Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2003 tarihli ve 2003/13-581 E., 2003/527 K. sayılı kararında da; "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2.maddesindeki, temyiz sebeplerinin, temyiz dilekçesinin verilmesinden itibaren bir hafta içerisinde verilecek başka bir dilekçeyle bildirilmesine olanak tanıyan hüküm, 2494 sayılı Yasa ile ortadan kaldırılmıştır. Böylece, uygulamada 'müddeti muhafaza' olarak adlandırılmış olan müessese de ortadan kalkmıştır…” yönünde açıklamalar yapılarak sonuç olarak hukuk yargılamasında, süre tutum müessesesinin mevcut olmadığı belirtilmiştir.
53. İstinaf yoluna başvuru için süre tutum dilekçesi verilmesi, süre tutum dilekçesini veren açısından istinaf nedenlerini belirtir dilekçesini verebilmesi için sekiz günlük istinaf yolu süresinden sonrasına sarkacak şekilde ek bir süre tanındığı anlamına gelmeyeceği gibi, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren Kanunda öngörülen süreden sonra da gerekçeli istinaf dilekçesi verilecebileceği değerlendirilerek her duruma göre değişen, belirsiz bir durum ile tarafların yargılama sürecini öngörebilme haklarının ellerinden alınması da kabul edilebilir değildir.
54. Bu durum yukarıda tarif edilen hukukî belirlilik ve hukukî güvenlik ilkelerine de aykırıdır.
55. Anayasa Mahkemesi tarafından da gerekçeli istinaf dilekçesine rağmen incelemenin yalnızca kamu düzeniyle sınırlı olarak yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği iddiası ile yapılan bireysel başvuru kapsamında verilen kararda; kanun yoluna başvurma iradesini ortaya koyan süre tutum dilekçesinin ilgili yargı yerine verilmesinden sonra gerekçeli istinaf dilekçesinin kişinin iradesine bırakılmadan belirli bir süre içinde verilmesi gerektiği şeklinde derece mahkemeleri tarafından yapılan yorumun aşırı şekilci (katı) olmadığı gibi mahkemeye erişimi aşırı derece zorlaştırmadığı ya da imkânsız hâle getirmediği belirtilerek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmediği sonucuna ulaşılmıştır (Anayasa Mahkemesinin 19.04.2018 tarihli ve 2017/29989 Başvuru numaralı, R.G; 14.06.2018 tarih ve 30451 sayılı kararı).
56. Somut olayda ilk derece mahkemesi kısa kararının 06.09.2016 tarihinde tefhim edilmesi üzerine asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekilinin 09.09.2016 havale tarihli süre tutum dilekçesi vererek istinaf yoluna başvurduğu, gerekçeli kararın 28.09.2016 tarihinde tebliğinden sonra ise 11.10.2016 havale tarihli gerekçeli istinaf dilekçesini ibraz ettiği, bölge adliye mahkemesince gerekçeli istinaf dilekçesinin kanunda öngörülen süreden sonra verildiği belirtilerek süre tutum dilekçesi kapsamında kamu düzeni yönünden inceleme yapılarak ilk derece mahkemesi kararında kamu düzenine aykırı bir husus bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
57. Bölge Adliye Mahkemesince gerekçeli istinaf dilekçesinin yasal süre içinde verilmemesi nedeniyle istinaf başvuru sebepleri veya gerekçesi içeren istinaf dilekçesinin istinaf incelemesinde dikkate alınmamasının istinaf başvurusunun süreden reddi sonucunu ortaya çıkarmadığı gibi istinaf dileçesinin esastan reddi kararı yanında süreden reddine dair çelişkili karar verilmediği görülmüştür.
58. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesi kararında hükme ilişkin tüm hususların gerekçeli kararda açıklanması nedeniyle istinaf yoluna başvuru süresinin gerekçeli kararın tebliğ edilmesi ile başladığı, asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekilinin karar tarihinde yürürlükte bulunan mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlayan 8 günlük istinaf başvuru süresi içinde istinaf nedenlerinin açıklandığı istinaf dilekçesi vermediği dikkate alındığında, bölge adliye mahkemesi tarafından asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekilinin süresinden sonra sunduğu gerekçeli istinaf dilekçesine değer verilmeyerek HMK’nın 355. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı yönünden incelenmesinin yerinde olduğu ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında çelişki olmadığı sonucuna varılmıştır.
59. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
60. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 25.11.2020 tarihli, 2019/10(21)-405 E., 2020/949 K.; 18.03.2021 tarihli ve 2021(21)10-13 E., 2021/301 K.; 2020/(21)10-21 E., 2021/300 K. ile 2019/(21)10-690 E., 2021/299 K. sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
61. Ne var ki bozma nedenine göre bölge adliye mahkemesi kararı ile ilgili kamu düzeni yönünden temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun bulunduğundan asıl davada davalı birleşen davada davacı ... vekilinin incelenmeyen temyiz itirazlarının kamu düzeni yönünden incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 01.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.