Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılara ait işyerinde 02/02/2013-23/04/2014 tarihleri arasında çalıştğını, iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiğini beyanla kıdem ve ihbar tazminatı, hafta tatili, asgari geçim indirimi, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil, fazla çalışma alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı ... İnşaat ve Ticaret Türk A.Ş. vekili, davacının 12/03/2013 tarihinden 31/10/2013 tarihine kadar müvekkilinin yanında gündüz bekçisi olarak çalıştığını, diğer davalı şirketin, müvekkili şirketin ortak faaliyet gösterdiği bir şirket olmadığı gibi aralarında organik bir bağın da bulunmadığını, davacı tarafın 31/10/2013 tarihinde el yazısı ile müvekkili şirkete hitaben düzenlediği dilekçesi ile işten kendi isteğiyle ayrıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... Endüstriyel Geri Dön. San. ve Tic. A.Ş. vekili, davacının 21/02/2014 ile 23/04/2014 tarihleri arasında çalıştığını, diğer davalı şirketle müvekkili şirket arasında herhangi bir organik bağ veya işyeri devir olgusu bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde kararda yer alması gerekir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 esas; ve 1992/4 karar sayılı ve 10.04.1992 günlü kararı)
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması da gerekir. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve kanunlarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur.
Somut olayda, mahkemece hükmün gerekçesinde davacının ulusal bayram ve genel tatil alacağı olmadığı kabul edildiği halde gerekçede belirtilenden farklı olarak, 2.468,23 TL ulusal bayram ve genel tatil alacağının kabulüne hükmedilmiştir.
Bu durumda, kararın açıklanan gerekçesi ile kurulan hüküm sonucu arasında çelişki bulunduğu belirgindir.
Hal böyle olunca, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 ve 298. maddelerinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
2-İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında kural olarak farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün değildir. Ancak bu gibi durumlarda işçilik alacakları hesabı noktasında hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, hizmet sözleşmesi devri, asıl işveren-alt işveren ilişkisi ve birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunduğu gerekçesi, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.
Dosya içeriğine göre, davacı işçi 12/03/2013-31/10/2013 tarihleri arasında davalı ... İnşaat ve Tic. Türk A.Ş. yanında, 21/02/2014-23/04/2014 tarihleri arasında davalı ... Endüstriyel Geri Dön. San. ve Tic. A.Ş. yanında çalışmıştır. Bununla birlikte, somut uyuşmazlıkta hüküm altına alınan alacakların tamamından davalılar müteselsilen sorumlu tutulmuşlarsa da Mahkemece hangi hukuki sebeple bu sonuca ulaşıldığı gerekçeli kararda açıklanmamıştır.
Mahkemece davacının çalıştığı işyerlerine dair tüm bilgi ve belgeler getirtilmeli, hizmet alım sözleşmeleri eksiksiz olarak dosya kapsamına dahil edilmeli, davacı işçinin davalı şirketler yanındaki çalışmalarının hukuki sebebi belirlendikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilerek davalıların sorumluluğunun kapsamı tespit edilmelidir.
Anılan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Yukarıda fazla çalışmanın ispatı konusunda anlatılan ilkeler, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmaların ispatı açısından da geçerlidir.
Somut olayda, dava konusu hafta tatili ve fazla çalışma alacaklarının ispatı konusunda, dosya içerisinde, işyerindeki çalışma düzenini gösterir kayıt bulunmadığı, davacı işçinin hafta tatil ve fazla çalışmalarının tanık beyanlarına itibarla tespit edilmiş ise de dinlenen davacı tanıklarının davacı ile birlikte çalıştıklarını beyan ettikleri süreler, davacının yaptığı işin niteliği ve davalı tanık beyanlarına göre davacının 2013 yılı Kasım ayı ve sonrasındaki dönemde hafta tatili ve fazla çalışmalarının ispatlanamadığı anlaşılmasına göre anılan alacakların 2013 yılı Kasım ayına kadar hesaplanmaması isabetli olmamıştır.
4-Genel olarak “fesih hakkı” karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı sebeple iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin süreli fesih bildiriminin kanuni düzenlemesi ise aynı Kanun'un 17. maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında kanunda işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin haklı bir sebebe dayanmadan ve bildirim süresi tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir.
Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiği kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmiştir. İstifa dilekçesindeki imzanın davacıya ait olduğu hususu tartışmasızdır. Davacı asil 20/01/2013 tarihli celsede söz konusu istifa dilekçesinin iradesi fesada uğratılarak alındığını ifade ettiği anlaşılmış olup tüm dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre söz konusu istifa dilekçesinin davacının iradesi fesada uğratılarak düzenlendiğini gösteren hiçbir somut bilgi ve delil bulunmaması gözetilerek iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı bir neden olmadan feshedildiği hususunun değerlendirilmemesi hatalıdır.
5-Davacının fazla çalışma ücreti alacağına ilişkin olarak keşide ettiği ihtarname değerlendirilmeksizin söz konusu alacağın bir kısmına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Hükmün yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 17/09/2020 gününde oybirliği ile karar verildi.