Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Somut olayda; katılanın sanıkların şirketinde işçi olarak çalıştığı, katılanın iddiasına göre işe giriş sırasında, sanıklara göre aldığı borçlar nedeniyle, tanık ... beyanına göre ise kredi alımında kullanılmak üzere, katılanın açığa imzaladığı borçlu gözüktüğü iki adet bonoyu sanıklara verdiği, sanıkların bu senetleri doldurarak ... Bankasından kredi almak için kullandığı, bonoların bankaca tahsil edildiği, bonoların sanıklara geri iade edildiği, sanıkların bu bonoları katılana iade etmeyerek ve senedin alınma amacı dışında kullanarak güveni kötüye kullanma suçunu işledikleri iddia edilen olayda; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle mahkemece verilen beraat kararında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 25.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.