1. Taraflar arasındaki "Maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı ... Civata Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı ... Civata Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

4. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde çalışırken 16.11.2007 tarihinde geçirdiği iş kazasında yaralandığını, sol ayak ikinci parmağının kesildiğini, onun yanındaki parmağın ise işlevini tam olarak yerine getiremediğini, 20.01.2009 tarihinde işten çıkarılan müvekkilinin son ücretinin net 1.125 TL olduğunu ayrıca yılda üç ikramiye aldığını, servis ve yemek sosyal haklarından yararlandığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 19.10.2012 harç tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 2.800 TL'ye yükseltmiştir.

5. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunca müvekkilinin maluliyet oranının %6,2 olarak tespit edilmesi üzerine hazırlanan raporda 7.938,67 TL maddi tazminat hesaplandığını, asıl davada ıslah ile birlikte toplam 2.800 TL talep edildiğini, ikinci kez ıslah yapılamayacağından bu davanın açıldığını belirterek davanın asıl dava ile birleştirilmesini ve 5.138 TL maddi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; İstanbul Anadolu 5. İş Mahkemesinin 15.09.2015 tarihli ve 2015/354 E., 2015/422 K. sayılı kararı ile davanın asıl dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Davalı Cevabı:

6. Davalı ... Civata Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili asıl davada cevap dilekçesinde; davacının asgari ücret aldığını, işyerinde ikramiye uygulaması bulunmadığını, öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumundan kazanın iş kazası olup olmadığının sorulması gerektiğini, öte yandan çapaklama makinesinde çalışan davacının uyarılara rağmen çalıştığı yerden ayrılarak fiziken çok ayrı bir yerde bulunan pres makinesinin tamir ve bakımını izlerken yaralandığını, ayak parmağının kesilmesinin söz konusu olmadığını, tamamen iyileştiğini, 20.01.2009 tarihinde ikale ile sona eren iş sözleşmesinden doğan alacaklarının ödendiğini, davacının müvekkili şirketi ibra ettiğini, iş kazasının meydana gelmesinde davalı şirketin kusurunun da mevcut olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

7. İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesinin 18.12.2015 tarihli ve 2009/669 E., 2015/642 K. sayılı kararı ile; iş kazasının meydana gelmesinde davacının %30, davalı şirketin %70 oranında kusurlu olduğu, tüm dosya kapsamı dikkate alınarak düzenlenen hesap raporunun yeterli bulunduğu, ayrıca kusur oranları, tarafların şahsi ve sosyal durumları, paranın satın alma gücü, maluliyet derecesi ile davacının çektiği acı nazara alındığında 4.000 TL manevi tazminat takdiri gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 7.938,67 TL maddi ve 4.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

8. İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

9. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 23.10.2017 tarihli ve 2016/7232 E., 2017/8105 K. sayılı kararı ile; "…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, 7.938,67 TL maddi, 4.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16/11/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu %6,20 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve iş kazasının meydana gelişinde davacı sigortalının %30, davalının %70 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bu açıklamalardan olarak somut olayda, davacı vekilinin 21/04/2014 tarihli bilirkişi hesap raporuna karşı 08/07/2014 tarihli 15. celsede bir diyeceğimiz yoktur şeklinde beyanda bulunması üzerine, davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan, mahkemece bu 21/04/2014 tarihli hesap raporunun davacının zararını 3.355,68 TL olarak hesaplayan ihtimaline göre maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, usuli kazanılmış hak aşılarak fazlaya karar verilmesi doğru değildir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

10. İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesinin 13.02.2018 tarihli ve 2017/822 E., 2018/90 K. sayılı kararı ile; davacı vekilinin 08.07.2014 tarihli duruşmadaki beyanının herhangi bir usulî kazanılmış hakka mesnet olabilecek nitelikte olmadığı, davacı vekilinin maksadının müvekkilinin maluliyet oranının yeniden belirlenmesine ilişkin olduğu, bunun da niteliği itibariyle hesaba itirazı da kapsadığı ve bu şekilde anlaşılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:

11. Direnme kararı süresi içinde davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 21.04.2014 tarihli hesap raporunda 3.355,68 TL olarak hesaplanan maddi tazminat yönünden davacı vekilinin 08.07.2014 tarihli duruşmadaki beyanı nedeniyle davalı lehine usulî kazanılmış hak oluşup oluşmadığı; buradan varılacak sonuca göre bu raporun davacının zararını 3.355,68 TL olarak hesaplayan ihtimaline göre maddi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

13. Öncelikle usulî kazanılmış hak kavramına kısaca değinmek gerekmektedir.

14. Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir.

15. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

16. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar.

17. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması usule uygun olmadığından bozma nedenidir.

18. Bozma kararı ile dava usul ve yasaya uygun bir hâle sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki; böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtayın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.

19. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, o konuda yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, uygulanması gereken kanun hükmünün hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlleri usulî kazanılmış hakkın istisnalarıdır.

20. Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulî kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt V, 6. Bası, İstanbul 2001, s 4738 vd).

21. Öte yandan bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı (veya mahkemenin kendiliğinden gerekli görmesi) üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır (veya aynı bilirkişiden ek rapor alınır) ve ikinci bilirkişi raporu (veya ek rapor) birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer (itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt 3, s. 2753).

22. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2015 tarihli ve 2015/21-1407 E., 2015/1747 K. sayılı kararında "...zarar hesabına ilişkin rapor, taraf denetimine de tabi olup, raporda gözetilen unsurlar yönünden açıkça bir itiraza uğramamaları halinde, lehine olan taraf yönünden usuli kazanılmış hak oluşacaktır. Bu durumda, açıkça itiraza uğramayan maddi tazminat miktarı yönünden davalılar yararına gerçekleşmiş bir usuli kazanılmış hakkın varlığından söz edilmelidir..." yönündeki açıklamayla bu konuya vurgu yapılmıştır. Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2014 tarihli ve 2014/21-251 E., 2014/374 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.

23. Somut olayda; Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinin 06.07.2011 tarihli ve 4478 sayılı kararında davacının 16.11.2007 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu sağ ayak 2. parmak amputasyonu nedeniyle meslekte kazanma gücü kayıp oranının (maluliyetinin) %2,3 olduğuna, yardıma muhtaç olmadığına ve kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, mahkemece bu raporun celbinden sonra davalı vekilinin maluliyet oranına itiraz etmesi üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan 26.08.2013 tarihli ve 9974 sayılı raporda davacının iş kazası nedeniyle maruz kaldığı meslekte kazanma gücü kayıp oranının %17 olduğunun bildirildiği, 21.04.2014 tarihli bilirkişi raporunda Kurum tarafından belirlenen %2,3 maluliyet oranı üzerinden iddia edilen ve savunulan ücret seviyelerine göre iki seçenekli tazminat hesabı yapıldığı, raporun sonuç bölümünün (1) numaralı bendinde iddia edilen ücrete göre Kurumca ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin mahsubu hâlinde maddi tazminatın 3.355,68 TL olduğu; (2) numaralı bendinde ise davacının Kurumca belirlenen maluliyet oranına göre yapılan tazminat hesabını kabul etmemesi hâlinde Adli Tıp Kurumunun tespit ettiği oran esas alınarak kendisine gelir bağlanmasını Kurumdan talep etmesi, bu istemin kabul görmemesi durumunda Kurumu hasım göstererek maluliyet oranının tespitine ilişkin dava açması için mehil verilmesi gerektiğinin belirtildiği, davacı vekilinin 08.07.2014 tarihli 15. celsede rapora karşı "rapora bir diyeceğimiz yok, sgk ya müracaat ettik iş gücü kaybının yeniden değerlendirilmesini istedik" şeklinde beyanda bulunduğu, mahkeme tarafından Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan alınan 22.01.2015 tarihli ve 138 sayılı raporda ise davacının meslekte kazanma gücünün %6,2'sini kaybetmiş sayılacağına karar verildiği, davacı vekilinin 31.03.2015 tarihli celsede raporu kabul etmediğini, müvekkilinin maluliyet oranının daha yüksek olduğunu beyan ettiği, bu rapordan sonra düzenlenen 15.05.2015 tarihli hesap raporunda ise %6,2 maluliyet oranı üzerinden rapor tarihinde bilinen asgari ücret tutarları da dikkate alınmak suretiyle iddia edilen ücret seviyesine göre maddi tazminatın 7.938,67 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilinin ek dava ile asıl davada talep edilmeyen 5.138 TL maddi tazminatın tahsilini talep ettiği, mahkemece 15.05.2015 tarihli rapor kapsamında 7.938,67 TL maddi tazminatın hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.

24. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin 08.07.2014 tarihli duruşmadaki beyanında hesap raporuna bir diyeceğinin olmadığını beyan ettiği ancak raporun sonuç bölümünün (2) numaralı bendindeki bilirkişi görüşü doğrultusunda müvekkilinin maluliyet oranının yeniden değerlendirilmesi için Kuruma başvurduğunu belirterek maluliyet oranına itiraz ettiği, maluliyet oranı belirlenmeden maddi tazminat hesabı yapılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davacı vekilinin beyanının tazminat miktarını kabul ettiği anlamına gelmediği, dolayısıyla usulî kazanılmış hak oluştuğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
25. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacı vekilinin maluliyet oranına baştan itibaren itirazının bulunmadığı, Kurum tarafından belirlenen %2,3 oranındaki maluliyete karşı mahkemece taraf vekillerine beyanda bulunmaları için süre verilmesine rağmen davacı vekilinin bu rapora itiraz etmediği, maluliyet oranına ilişkin raporların davalı vekilinin itirazları üzerine alındığı, davacı vekilinin 08.07.2014 tarihli duruşmada ise %2,3 maluliyet oranı üzerinden hesaplama yapan rapora bir diyeceğinin olmadığını belirttiği, bu nedenle davalı lehine usulî kazanılmış hak oluştuğu, bozma kararının yerinde olduğu, direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

26. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

27. Ne var ki bozma nedenine göre tazminatın miktarına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun bulunduğundan davalı ... Civata Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.02.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.