... ile ... ... aralarındaki katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ve katılma alacağı davasının kabulüne dair Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinden verilen 17.05.2012 gün ve 701/402 ... hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı ... (...) bizzat geldi. Karşı taraftan davacı vekili Avukat Yelda Topuz geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde alınarak, davalı adına tescil edilen iki parça taşınmazla ilgili evvelce fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak açtıkları dava sonunda Karşıyaka 2 Aile Mahkemesinin 2007/804 esas ... dosyası ile 10.000 TL katkı payı alacağının keşif tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verildiğini, kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiğini açıklayarak kesinleşen dosyada bilirkişi raporu ile belirlenen miktarlara göre bakiye 84.355,88 TL katkı payı alacağının 28.08.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu taşınmazlarla ilgili ilk kararın kesinleşmediğini, 1.1.2002 sonrası döneme isabet eden talepler bakımından TMK.nun 178. maddesinde yazılı bir yıllık zamanaşımının geçtiğini, davacının eski kanun dönemindeki alacağının 7.599 TL olduğunu, bunun da ilk kararda hükme bağlandığını açıklayarak zamanaşımı ve esas yönünden davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 84.355,88 TL katkı payı alacağının keşif tarihi olan 23.06.2008 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 8.3.1991 tarihinde evlenmiş, 25.11.2005 tarihinde açılan dava sonunda boşanmışlar ve karar 16.1.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Başka mal rejimi seçilmediğinden; taraflar arasında evlilik tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 ... TKM'nin 170. m.), 1.1.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı 25.11.2005 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. 202 ve 4722 s.Yürürlük K.m.10/1.m).
Davacı ... tarafından davalı ... aleyhine fazla haklarını saklı tutarak 10.000 TL'nin davalıdan tahsili için 28.8.2007 tarihinde açtığı davada Karşıyaka 2.Aile Mahkemesinin 28.6.2010 tarih 2007/804 Esas 2010/688 Karar ... ilamı ile davacının davasının kabulüne,10.000 TL. alacağın keşif tarihi olan 23.6.2008 tarihinden geçerli yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm Dairenin 5.7.2011 tarih 2010/6108 Esas 2011/4129 Karar ... ilamı ile onanmış, davalı tarafın karar düzeltme isteğinin de reddedilmesi sonunda 19.3.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşen dosyada 14.5.2010 tarihli bilirkişi raporunda davacının Karşıyaka’daki taşınmaz yönünden 72.884,88 TL., Buca’daki taşınmaz için ise 21.471 TL. olmak üzere toplam 94.355,88 TL. alacak hakkının belirlendiği, bunun 10.000 TL'si yönünden hüküm kurulduğu açıklanarak bakiye 84.355,88 TL için eldeki ek dava açılmıştır. Davalı vekili 10 günlük cevap süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmuş ve 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, zamanaşımı sebebiyle davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Zamanaşımı def’ine karşı davacı vekili, zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması sebebiyle zamanaşımının uygulanamayacağını iddia etmiştir.
Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra, ayrı bir dava açılması usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Yine, kısmi davadan sonra açılan ek davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması ve davacının hukuki yararının bulunması koşullarının birlikte varlığı halinde, birden fazla ek dava açılması da kural olarak mümkündür.
Bir davanın kısmi dava mı, yoksa tam dava mı olduğu, özellikle dava dilekçesinin istem sonucu bölümünde, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulup tutulmadığı” ile ilgilidir. Davacı bu ya da benzeri ifadeleri kullanmışsa, “kısmi dava” açtığı sonucuna varılır. Davacının bu yolda bir beyanda bulunmaksızın açtığı dava ise bir “tam dava”dır. Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması halinde, geriye kalan haktan zımnen feragat edilmiş sayılır.
Öğreti ve yargısal uygulamalarda; kısmi davanın redle sonuçlanması halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, kısmi davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş olan davacının, dilerse, ek dava açmak yerine, saklı tuttuğu alacak bölümü için o (kısmi) dava içerisinde harcını yatırmak suretiyle, ıslah yoluyla talepte bulunabilmesi de mümkündür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/9-76 E.-126 K. ...; 18.04.2007 gün ve 2007/15-126 E.-210 K. ... Kararları)
Kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez. Zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Bunun gibi, kısmi dava ile alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan kesimi için hak düşürücü süre korunmuş olur. Kısmi dava dışı kalan (saklı tutulan) alacak kesimi hakkında hak düşürücü süre korunmuş olmaz.
Diğer yandan 743 ... TKM'nin yürürlükte bulunduğu dönemde mal ayrılığı rejimi söz konusu idi. Mal ayrılığı rejimi için 743 ... TKM.de mal rejimi konusunda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemişti. Ancak, 743 ... TKM'nin Borçların Umumi Kaideleri başlığını taşıyan 5. (4721 ... TMK. m.5) maddesinde, “Akitlerin in’ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında anılan madde gereğince BK.nun zamanaşımına ilişkin uygun düşen hükmünün mal rejimleri konusunda da uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu durum karşısında, TKM'nin 5. maddesinin yollamasıyla mal ayrılığı rejimi dönemi bakımından BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygun düşmektedir. BK.nun 125. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava 10 senelik mürur zamana tabidir”, denilmiştir. Madde metninde sözü edilen “her dava” sözcüğü her alacak olarak değerlendirilmektedir. Aynı Kanunun 132/1-3 nolu bendinde ise, “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez” hükmüne yer verilmiştir.
4721 ... TMK.nunda ise, zamanaşımına ilişkin hüküm yer almaktadır. Anılan Kanunun 178. maddesinde; “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmiştir. Maddenin birinci bölümünden de açıkça anlaşılacağı üzere “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları...” denilmektedir. Bu hükmün sadece boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminat ile benzeri hakları kapsadığını söylemek güçtür. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları ibaresinin aynı zamanda edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payını da kapsadığı düşünülmektedir. Halihazırda Daire uygulaması bu yöndedir. 743 ... TKM.nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde katkı payı alacağına yönelik tüm davalar sözleşme olsun veya olmasın 743 ... TKM'nin (4721 ... TMK.nun) 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. TMK.nun 225/1. maddesi uyarınca mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ermiş (ki başka bir mal rejiminin kabulü halinde sözleşme söz konusu olur) ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde de 4721 ... TMK.nun 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır. 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında mal rejimi konusunda yapılmış bir sözleşme söz konusu ise, yine 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. TMK.nun 225/2. fıkrasında; “Mahkemece evliliğin (…) boşanma sebebiyle sona ermesi…” halinde katılma alacağı bakımından TMK.nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımının uygulanacağı Dairece kabul edilmektedir. Daha önce mal rejimine ilişkin davaların görüldüğü Yüksek Yargıtay 2. Hukuk Dairesinde de; 4721 ... TMK.nun 231. maddesine dayalı katılma alacağı konusundaki kararlar oyçokluğuyla verilmiştir. Çoğunluk; TMK.nun 5. maddesi yollamasıyla bu mal rejiminde BK.nun 125. maddesinde yer alan 10 yıllık, azınlık ise; TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını benimsemiştir (2.H.D. 05.02.2007 T. ve 9383/1228 E/K).
Mal rejimleri konusunda on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerektiği görüşünü savunanlar; TMK.nun 178. maddesinin TMK.nun boşanma kısmında yer aldığı, bu nedenle sadece boşanmanın eki niteliğinde bulunan davalar hakkında uygulanması gerektiği, mal rejimleri konusunda uygulanmasının mümkün olmadığı, maddenin kanunda yer alış biçiminin de buna engel olduğu gerekçesine dayanmaktadırlar. Kanun sistematiğine göre gerçekten TMK.nun 178. maddesi boşanma kısmında yer almaktadır. Ne var ki, TMK.nun 158 ve 179. maddeleri de aynı bölümde yer almakta olup, TMK.nun 158/2. fıkrasında; “Eşler
arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır”, Mal Rejiminin Tasfiyesi başlığını taşıyan 179. maddesinde de, “mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır” denilmektedir. O taktirde bu maddelerin yer alış biçimine hangi gerekçe gösterilmelidir. Buna benzer bir çok hüküm bulmak mümkündür. O halde bu gerekçe tek başına on yıllık zamanaşımının uygulanmasının gerekçesi olamaz. Ancak, tali bir gerekçe olarak değerlendirilebilir. Bundan ayrı, istek sahibi için çok zorunlu ve yaşamsal bir değer taşıyan, aynı zamanda boşanmanın fer'i niteliğinde olan nafaka, maddi ve manevi tazminat davaları ve benzerleri bakımından daha kısa süre olan bir yıllık, mal rejimi bakımından ise oldukça uzun bir süre sayılan on yıllık zamanaşımının kabulünün bir çelişki oluşturacağı açıktır.
Yargıtay ve Daire uygulaması gereğince uygulanması gereken zamanaşımı süresi, boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Bugünkü koşullarda bir boşanma davasının temyiz süreci de dahil en az 4-6 yıl sürdüğü bilinmektedir. Kesinleşmeden itibaren on yıllık sürenin son yılı ya da gününde mal rejimine ilişkin davanın açıldığı da gözönünde tutulduğunda sosyal problemin asgari 15 – 20 yıla taşınacağı da bir gerçektir. Bir yıllık zamanaşımı süresinin çok kısa olduğu ancak, on yıllık zamanaşımı süresinin ise çok uzun olduğu ve sosyal problemi uzun süre ayakta tuttuğu ve başka sosyal problemlere de yol açtığı ya da açacağı gözardı edilemez.
Mal rejimine ilişkin zamanaşımı konusunda doktrinde de tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşünü benimseyenler; farklı açılardan olayı değerlendirmekle birlikte on yıllık zamanaşımının uygulanacağını savunmaktadırlar. Azınlık ise; olayda bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini ileri sürmekteler. Yani TMK.nun 178. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını ileri sürenler iki gerekçeye dayanmaktadırlar. Birincisi sözü edilen madde TMK.nun mal rejimleri bölümünde değil, kanunun sistematiği açısından TMK.nun boşanma kısmında yer almaktadır. İkincisi ise, TMK.nun 178. maddesi boşanmanın eki niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminatlarla ilgili olup bunlar hakkında uygulanır. Mal rejimine ilişkin davalar ise boşanmanın eki (fer'i) niteliğinde davalar olmadığını söylemekteler. Konunun çok tartışmalı olduğu ve henüz bir birlikteliğin gerek doktrinde ve gerekse uygulamada sağlanamadığı görülmektedir.
Bu genel açıklamalar sonrası davada talebin niteliği ve zamanaşımı süresi önem kazanmaktadır. Dava konusu taşınmazlardan Buca’da bulunan 16 numaralı daire 20.4.1995 tarihinden kooperatife üyelik suretiyle ödemeler yapılmaya başlanmış ve bu ödemeler boşanma dava tarihine kadar da devam etmiştir. 1.1.2002 tarihine kadar ödemeler yönünden yapılan hesaplamaya göre kesinleşen dosyada, davacının 7.599 TL katkı payı alacağı olduğu belirlenmiştir. Bu alacak yönünden ödemelerin yapıldığı tarihe göre eşler arasında 743 ... MK.nun 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan uyuşmazlık Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 ... TMK.nun 178.maddesinde düzenlenen dava zamanaşımına ilişkin düzenleme bu alacak miktarı yönünden uygulanamaz. Taraflar arasındaki katkı payı iddiasına yönelik uyuşmazlıkta Borçlar Kanununun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören 125.maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği açıktır. Davalı vekilinin bu alacak kısmı ile ilgili zamanaşımı def’i yerinde değildir.
Davacı tarafın, gerek Buca’daki taşınmaz için 1.1.2002 sonrası kooperatife yapılan ödemelerle ilgili belirlenen 13.872 TL değer artış ve katılma alacağı gerekse 10.1.2002 tarihinde edinilen Karşıyaka’daki 8 numaralı mesken için belirlenen toplam 72.884,88 TL
değer artış ve katılma alacağı yönünden eşler arasında yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğundan, bu alacaklar için uyuşmazlığın bu rejim kuralları gereğince yani 4721 ... TMK.nun hükümleri uyarınca çözüme kavuşturulması hususunda duraksama bulunmamaktadır. Bu durumda 4721 ... TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımına ilişkin düzenlemenin de katılma alacağı isteği ile ilgili olarak uygulanması gerekeceği açıktır. Davacı tarafın kesinleşen dosyada lehine hükmedilen 10.000 TL. dışında kalan ve bilirkişi raporu ile belirlenen fazla kısım için açtığı bu dava yönünden davalı taraf süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Kesinleşen dosyada saklı tutulan fazlaya ilişkin alacak miktarı bakımından, diğer bir ifade ile dava dışı kalan alacak bölümü açısından yeni dava açılıncaya veya aynı dosyada ıslah yapılıncaya kadar zamanaşımı işlemeye devam eder. Taraflar arasında görülen boşanma davasının kesinleştiği 16.1.2007 tarihinden eldeki davanın açıldığı 7.7.2010 tarihine kadar TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğine ve davalı taraf eldeki davada süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğuna göre, davacının talebine konu 1.1.2002 sonrasına isabet eden alacak miktarı yönünden 1 yıllık zamanaşımı sebebiyle davasının reddi gerekmektedir. Mahkemenin bu hususu dikkate almaması doğru değildir.
Mahkemece yapılması gereken iş; kesinleşen dosyada davacının iki parça taşınmazla ilgili talepte bulunup ayrı ayrı hangi taşınmaz için ne miktar alacak istediği dava dilekçesinde gösterilmediğinden, mahkemece de açıklattırılmadığından, 10.000 TL. talebinin her bir taşınmaz için 5.000’er TL olduğu kabul edilmelidir. Kesinleşen dosyada davacının fazla hakları saklı tutulan ve talep bakımından payına 5.000 TL düşen Karşıyaka’daki taşınmaz için bilirkişi raporu ile toplam 72.884,88 TL değer artış ve katılma alacağı hesaplanmış ise de bakiye istenebilecek 67.884,88 TL yönünden TMK.nun 178.maddesinde yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği dikkate alınmalıdır. Buca’daki taşınmaz için 7.599 TL. katkı payı, 13.872 TL değer artış ve katılma alacağı hesaplandığı, bunun 13.872 TL'ye isabet eden bölümü yönünden yine 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gözetilmelidir. Ancak 7.599 TL katkı payı alacağı yönünden 1 yıllık değil 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerekeceğinden, bu alacak miktarı için eldeki dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu durumda kesinleşen dava dosyasında Buca’daki taşınmaz için 5.000 TL. olarak kabulü gereken talebin ne kadarının katkı payı alacağı kısmına, ne kadarının değer artış ve katılma alacağı kısmına düştüğünün tespiti önem kazanmaktadır. Bu sebeple 7.599 TL katkı payı alacağı miktarının kesinleşen dosyada taşınmazın tamamı için belirlenen toplam 21.471 TL'ye (7.599 TL + 13.872 TL) bölünmesi, bulunan % 35,99 oranın ilk davadaki 5.000 TL ile çarpılarak bu miktarın ilk dosyada katkı payı olarak davacı lehine hükmedilen miktar olduğunun dikkate alınması ve toplam 7.599 TL'den bulunacak bu kısmın çıkartılarak eldeki dosyada davacı lehine hükmedilecek katkı payı alacağı miktarının tespit edilmesi gerekir. Tespit edilen bu kısım dışında talep edilen 84.355,88 TL'den kalacak bakiye kısmın ise zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir. Mahkemece talebin bir kısmının 10 yıllık zamanaşımına tabi katkı payı, bir kısmının ise 1 yılık zamanaşımına tabi değer artış ve katılma alacağı niteliğinde olduğu gözetilmeden, davalının zamanaşımı def’ine de değer verilmeden kesinleşen dosyada belirlenen alacağın bakiye kısmının tamamı yönünden yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 ... HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 1.252,70 TL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine 25.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.