Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
İddianamede sanık hakkında hırsızlık malını nakledip saklamaktan da dava açıldığı halde bu konuda hüküm kurulmadığı anlaşılmışsa da, zamanaşımı süresi içerisinde bu konuda karar verilmesi mümkün görülmekle yapılan incelemede;
Müştekinin otomobilinin kapısını açarak düz kontak yapmak suretiyle çalan sanık hakkında yapılan yargılamada müştekinin, aracının kapılarını kilitlediğini söylediği anlaşılmışsa da, sanığın kapıların açık olduğunu söylemesi, dosyada bulunan 24.11.2002 tarihli olay ve yakalama tutanağı içeriğine göre de aracın düz kontak yapıldığına dair görgü tespit dışında bir hususun tespitine ilişkin bilginin olmaması ve araç üzerinde keşif yapılamaması karşısında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 491/2. maddesindeki hırsızlık suçu için öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre, aynı Yasanın 102/4, 104/2. maddeleri ile 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun aynı suça uyan 141/1., 66/1-e, 67/4. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucu, anılan Yasanın 7/2,5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında, zamanaşımı bakımından 765 sayılı Yasa hükümlerinin sanık yararına olması ve aynı Yasanın 102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık asli dava zamanaşımının, karar tarihi olan 18.04.2006 tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, CMK.'nın 223/8 maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 06.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.