... ile ... ve müşterekleri aralarındaki davasının reddine dair İşcehisar Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 02.04.2012 gün ve 188/65 ... hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... bizzat geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı ..., Yukarıçaybelen köyünde bulunan 114 ada 35 parselin davalı ... adına tescili yapılmış ise de, aslında bu taşınmazın murisleri ve babaları olan ...'den intikal ettiğini, kadastro tespiti sırasında sehven ... adına tescil edildiğini, ...'in bu taşınmazda hakkı olmadığını, kardeşi davalı ...'in kötü niyetli olarak eşinin adına tescil ettirdiğini açıklayarak ...'e ait tapunun iptali ile ... mirasçıları davacı ... ve davalı ..., ...,.... adlarına tapuya tescilini istemiştir.
Davalı ..., dava konusu taşınmazın eşi ...’a ait ve zilyetliğinde iken kadastro çalışmalarında eşi ... tarafından davalı üzerine tesbit ve tescil ettirildiğini, davacının hakkı olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Diğer davalılardan ..., ..., ... ve ..., taşınmazın ... ve ... zilyetliğinde olduğunu, miras bırakanları Latif’in ve kendilerinin hakları olmadığını ifade etmişlerdir.
Mahkemece, davalılar ..., ..., ..., ..., ... yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine, davalı ...’e yönelik davanın esastan reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 114 ada 35 parsel 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 20 yılı aşkın zilyet olduğu açıklanarak Gazi kızı ... adına tesbit edilmiş, tutanak itiraz edilmeksizin kesinleşerek 4.9.2008 tarihinde tapuya tescil edilmiştir.
Mahkemece, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye ve yanlar arasındaki uyuşmazlığı çözümlemeye yeterli değildir. Mahkeme tarafından mahallinde yapılan keşifle ilgili ara kararlarında “…teknik bilirkişilerin hazır edilmeleri için ilgili kuruma müzekkere yazılmasına, mahalli bilirkişilerin hazır edilmesi için kolluk makamına müzekkere yazılmasına…” karar verilmiş, tanıkların ne şekilde keşifte dinlenecekleri konusunda da bir açıklama yapılmamıştır. Diğer yandan davacı tanıklarından ... 27.12.2010 tarihli yargılama oturumunda dinlenirken, tanıklardan ... ise, hiç dinlenmemiştir.
Bu durum karşısında keşif için verilen ara kararlarının yöntemine uygun bir biçimde verilip verilmediğinin ve keşif için gerekli olan tüm hususların yöntemine uygun olarak ara kararlarında yer alıp almadığının tartışılması ve değerlendirilmesi zorunludur. Her şeyden önce yerel bilirkişi ve tanıklar HUMK.nun 253.maddesi uyarınca önce davetiyeyle keşif yerine çağrılır, gelmedikleri taktirde zorla getirtilmesine karar verilir. Keşif ara kararında mahalli bilirkişilerin keşif günü ve saatinde keşif yerinde hazır edilmeleri için kolluk makamına müzekkere yazılması, mahalli bilirkişinin zorla getirtilmesi anlamını taşımaktadır. Bu usul ve tanıkların keşif mahallinde ne şekilde dinleneceklerinin yazılmamış olması açıkça HMK.nun 243,244,245 ve devamı maddelerine aykırıdır. Uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin olması sebebiyle mahalli bilirkişi ve tanıkların da taşınmaz başında dinlenmeleri gerekir. Diğer yandan davacı tanığı ... ile ilgili herhangi bir vazgeçme olmadığına, mahkemece dinlenmemesi ile ilgili bir ara kararı da bulunmadığına göre gerekçe gösterilmeksizin dinlenmemiş olması da doğru değildir.
Mahkemece, verilecek ara kararlarının kanuna ve usule uygun olması zorunlu olup, hukuk ve adalet ilkeleriyle, evrensel hukuk kurallarına aykırı olmamasına özen gösterilmesi, insanların hukuka ve yargıya duyduğu güveni sarsıcı nitelikte bulunmaması gerekmektedir.
Saptanan bu durumlar karşısında mahkemece yeniden yapılacak keşifte HMK.nun 243,244 ve 259 maddeleri gereğince mahkemece belirlenen yerel bilirkişiler ile taraflarca bildirilen tüm tanıkların davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, gelmedikleri takdirde zabıta yoluyla keşif yerinde hazır bulundurulmaları, (HUMK.nun m. 253, HMK.nun m. 245) uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenmeleri (HMK 259/2, 290/2.m), dava konusu taşınmazın zeminde gösterilmesi sağlanarak, komşu parsellerle de irtibatlı şekilde gözönünde bulundurulup dava konusu olarak belirlenecek taşınmazın kimden kaldığı, kim tarafından ne zamandan beri ne şekilde kullanıldığının, bu kullanımın bizzat kendi adına mı yoksa başka biri adına mı olup olmadığının, muris ...’den kaldığının tesbiti durumunda Latif’in ölümü sonrası mirasçılar arasında herhangi bir taksim yapılıp yapılmadığının, taşınmaz içinde ... mirasçılarından herhangi birinin kullanımı var ise bunun sebebi ve niteliğinin de mahalli bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı ayrıntılı şekilde sorularak açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde 261/1. maddesi gereğince çelişkinin giderilmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
Davacı ...’in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 ... HMK. nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21.15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 25.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.