Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde davalı... İnşaat Kum Ocağı İşletmeciliği San. Tic. A.Ş. hakkındaki davanın reddine, ... hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalı ... avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Hüküm, 05.10.2012 tarihinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, ilgili vekaletnamede temyizden feragat yetkisi bulunan aynı vekil tarafından, 22.11.2012 tarihinde temyiz isteğinden vazgeçtiklerinin bildirilmiş olması karşısında, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin feragat sebebiyle REDDİNE,

2-Davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
506 sayılı Kanunun 26. maddesindeki “Halefiyet” ilkesi uyarınca, kurumun rücu alacağı, hak sahiplerinin tazmin sorumlularından, isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken; Anayasa Makemesinin 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas ve 2006/106 sayılı kararı ile anılan yasa maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün Anayasa’ya aykırılık nedeniyle iptalinden sonra bu madde uyarınca açılan davalarda artık “halefiyet ilkesi’ne” dayanılamayacağı, kurumun rücu hakkının hukuki temelinin (halefiyet değil) bundan böyle; yasadan doğan, sigortalı ya da hak sahibi kimselerin alacaklarından bağımsız, kendine özgü “Basit Rücu” hakkına dönüşmüş olması gözetildiğinde; sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporunun, rücu davasında bağlayıcı niteliği bulunmamakla birlikte güçlü delil niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. (Hukuk Genel Kurulu 17.01.2010 tarih 2010/10-10 Esas, 2010/14 Karar sayılı Kararı) Öte yandan, tazminat davasında taraf olmayan yönünden ise güçlü delil niteliği bulunduğundan bahsedilemez.
Önceki bozma kararımızda yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca; rücu davasında kusur raporu alınmadan tazminat davasında alınan kusur raporuna itibar edilmesinin isabetsiz bulunduğuna değinilmiştir.
İş kazasında ölen sigortalının hak sahipleri tarafından Özel İdare aleyhine açılan ve kesinleşen Sakarya İş Mahkemesinin 2008/596 Esas 2009/871 Karar sayılı tazminat davasında alınan kusur raporunda; Özel İdare %50, sigortalı %30, ... İnşaat Kum Ocağı İşletmeciliği San. Tic. A.Ş. %20 oranında kusurlu bulunmuş, bozma kararımız sonrasında iş bu rücu dosyasında alınan kusur raporunda ise; Özel İdare %50, sigortalı %50 oranında kusurlu bulunmuş, ... İnşaat Kum Ocağı İşletmeciliği San. Tic. A.Ş.’ye kusur izafe edilmemiştir. Bu haliyle kusur raporları arasında açık çelişki bulunmaktadır.
Öte yandan; davacı Kurum, hak sahipleri tarafından İl Özel İdaresi aleyhine açılan tazminat davasının kesinleşmesinden sonra, İl Özel İdaresi tararından... İnşaat Kum Ocağı İşletmeciliği San. Tic. A.Ş aleyhine Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/414 Esas sayılı rücu davasının açıldığı, İl Özel İdaresi tarafından hak sahiplerine ödenen miktarın tazminat dosyasındaki kusur oranları esas alınarak... İnşaat Kum Ocağı İşletmeciliği San. Tic. A.Ş’den tahsiline karar verildiğini, ... İnşaat Kum Ocağı İşletmeciliği San. Tic. A.Ş’nin olaydaki kusurunun kesinleştiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, aynı olay nedeniyle çelişkili kararların verilmesi olasılığının ortadan kalkması, hak ve adalet kurallarına aykırı bir sonuç ortaya çıkmaması, yargıya olan güvenin sarsılmaması yönü gözetilerek, davalı ... tarafından açılan, Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/414 Esas sayılı tazminat dosyasının sonucu beklenerek, ilgili kararın kesinleşmesinden sonra, tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilip, zararlandırıcı sigorta olayındaki kusur oran ve aidiyetleri konusundaki çelişki giderilip, hasıl olacak sonuca göre karar göre karar verilmesi gereğinin gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 25.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.