Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ... ada .. ve .. ada ... parsel sayılı taşınmazların tarafların miras bırakanları K.. K..'ya ait olduğunu, Kamil'in 1971 yılında öldüğünü, 1974 yılında yapılan kadastro tesbiti sırasında davalının ... ada .. parsel sayılı taşınmazı kendi adına tesbit ettirdiğini, 1784 ada 21 parselin miras bırakan adına tescilli iken davalının hile ve desise ile adına bağış yoluyla intikal yaptırdığını, ... ada .. parselin imar uygulamasıyla ...ada 1,4102 ada 4,4074 ada.. ila ...parsellere gittiğini, ... ada 8 ila 12 parsellerinde imar uygulamasıyla... ada ... parsel numarasını aldığını ileri sürerek payları oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davanın 10 yıllık hakdüşürücü süre içinde açılmadığını, iddiaların asılsız olduğunu, ... ada .. parseli üçüncü kişiden satın aldığını, ... ada 21 parselin ise miras bırakandan ırsen intikal ettiğini, davacıların paylarını 21.12.1973 tarihinde kendisine bağışladıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakan tarafından davalıya temlik yapılmadığından muris muvazaasının sözkonusu olmadığı, 4103 ada 1,4102 ada 4 ve 4074 ada 23 parsellere yönelik iddiaların kadastro tesbitinden önceki hukuki sebebe dayalı olduğu, 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hakdüşürücü süre içinde davanın açılmadığı, davacıların ... ada .. parseldeki paylarını 39 yıl önce bağış yoluyla davalıya devrettikleri, bağışın hata, hile ve ikrah yoluyla yapıldığına ilişkin iddialarını ispatlayamadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi Fatma Hakverdi'nin raporu okundu, düşüncesi alındı .Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal, hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde isabetsizlik bulunmamasına göre davanın reddine karar verilmiş olması doğrudur. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir. Ancak; dava 10.000 TL değer gösterilerek paya ilişkin açıldığı yapılan keşif sonucu bilirkişi incelemesiyle belirlenen değer üzerinden eksik harç tamamlatılmadığı halde mahkemece dava dilekçesinde belirtilen değer üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bilirkişi incelemesiyle belirlenen değer üzerinden fazla vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 4 . bendinin tamamen çıkarılarak bunun yerine; “ Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 1.200.-TL nisbi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine” ibarelerinin yazılmasına, davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.